Özlenen Rehber Dergisi

158.Sayı

Sivrisinek Mucizesi

’Şübhesiz ki Allah, (kullarına doğru yolu göstermek için) bir sivrisineği, (hattâ küçüklük ve kıymetsizlikte) ondan da öte (daha aşağı) bir şeyi misâl getirmekten çekinmez. Ama iman edenler, bunun Rablerinden (gelen) hak olduğunu hemen bilirler. İnkâr edenlere gelince: ‚Şimdi Allah, misâl olarak bununla neyi murat etti?’ derler. (Allah) onunla birçok kimseyi dalâlete atar, birçok kimseyi de hidâyete erdirir. Fakat onunla ancak fâsıkları dalâlete düşürür.’1

Sivrisinek Kur’an’da Cenâb-ı Hak (c.c.)’ın özel olarak dikkat çektiği canlılardan birisi olup yapısal olarak küçük boyutlarda olması ve işlevsel olarak insanoğlunun direkt faydalanacağı bir görev görmemesi ve hatta kimi zaman insanlara rahatsızlık vermesi ve çeşitli hastalıklara yol açması sebebiyle de insanlarda olumsuz bir etki bırakmıştır. Oysa sivrisinekler dişisi ve erkeğiyle değersiz ve sıradan bir canlı olmanın ötesinde Rabbimizin Kur’an-ı Azimüşşân’ında misal vermesi hasabiyle ayrıca dikkat edilmesi, incelenmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir canlı gurubudur. Bu sebeple kaleme aldığımız yazımızda sivrisineğin yapısal ve ekolojik görevlerinin neler olduğu üzerinde durarak bu canlının küçüklüğünün aksine bizler ve doğamız için ne kadar önemli bir canlı gurubu olduğunun altını çizmeye çalışacağız.

Sivrisineği Gerçeği
Sivrisineklerle ilgili olarak genelde bilinen, onların kan emici yaratıklar oldukları ve kanla beslendikleridir. Oysa bu tam olarak doğru bir bilgi değildir. Çünkü sivrisineklerin tamamı değil sadece dişileri kan emer. Ayrıca dişilerin kan emme sebebi beslenme ihtiyaçları değildir. Hem dişilerin hem de erkeklerin besinleri çiçek özleridir. Böylelikle aynı zamanda arılar gibi bitkilerdeki tozlaşma gibi doğadaki hayati bir görevi icra ederler. Dişilerin, erkeklerden farklı olarak kan emmelerinin tek nedeni, taşıdıkları yumurtaların olgunlaşmak için kanda bulunan proteinlere ihtiyaç duymalarıdır. Başka bir deyişle dişi sivrisinek sadece türünün devamını sağlamak için kan emer. Yaşamları yaklaşık 2 ay süren sivrisinekler hızları kimi zaman saatte 2 km’yi bulur ve bu hız küçük bir böcek için oldukça iyi bir rakamdır.
Sivrisineğin en olağanüstü ve hayranlık uyandırıcı özelliklerinden biri de gelişim sürecidir. Bir canlının küçük bir kurttan, çok farklı değişiklikler geçirerek sivrisineğe dönüşümünün kısa öyküsü şöyledir: Kanla beslenen ve olgunlaşan sivrisinek yumurtaları, yaz ya da sonbahar aylarında, nemli yaprakların üzerine veya kurumuş gölcüklere dişi sivrisinek tarafından bırakılırlar. Anne sivrisinek ilk önce karnının altındaki hassas alıcılar yardımıyla, zeminde yumurtalar için uygun koşullar arar. Gereken özelliklere sahip bir yer bulduğunda yumurtlamaya başlar. Uzunlukları 1 milimetreyi dahi bulmayan yumurtalar tek tek ya da gruplar halinde olmak üzere sırayla dizilirler. Bazı türler ise yumurtalarını bir sal oluştururcasına birbirine yapışmış şekilde bırakırlar. Bu yumurta gruplarının bazılarında 300 kadar yumurta bulunur.
Anne sivrisineğin özenle yerleştirdiği beyaz renkli yumurtalar hemen koyulaşmaya başlar ve bir-iki saat içinde de tamamen simsiyah hale gelirler. Bu koyu renk, böceklerin ve kuşların kendilerini fark etmelerini engellediğinden yumurtalar için önemli bir koruma sağlar. Yumurtalardan başka bazı larvalar da bulundukları mekana göre renk değişimine uğrarlar ve bu sayede korunurlar.
Çeşitli etkenlerden faydalanarak renk değiştirmek oldukça karmaşık kimyasal işlemlerin sonucunda gerçekleşir. Elbette ki sivrisineklerin değişik evrelerindeki renk değişimlerinden ne yumurtaların, ne larvaların, ne de anne sivrisineğin haberi yoktur. Bu canlıların böyle bir sistemi kendilerinin oluşturması ya da bu sistemin tesadüfen ortaya çıkmış olması da söz konusu değildir. Sivrisinekler ilk ortaya çıktıkları andan itibaren bu sistemlerle birlikte yaratılmışlardır. Nitekim sivrisikler tarihsel süreç içerisinde çok eskilerdir. Dinozorlarla birlikte bile yaşamışlardır.

Yumurtadan Çıkışı
Kuluçka dönemi tamamlandığında kurtçuklar hemen hemen aynı zamanda yumurtadan çıkmaya başlarlar. Aralıksız bir şekilde beslenen kurtçuklar süratle büyürler. Kısa bir zamanda derileri daha fazla büyümelerini engelleyecek kadar gerginleşir. Bu ilk deri değişimi zamanının geldiğinin bir göstergesidir. Bu evrede, oldukça sert ve gevrek olan deri kolayca kırılır. Sivrisinek kurtçuğu, gelişimini tamamlayıncaya kadar iki kez daha deri değiştirecektir.
Kurtçukların beslenmesi için tasarlanmış olan yöntem oldukça ilginçtir. Kurtçuklar, tüylerden oluşan yelpaze biçimindeki iki uzantıyla su içinde küçük girdaplar oluşturarak, bakteri ve diğer mikroorganizmaların ağızlarına doğru akmalarını sağlarlar. Su içinde başaşağı duran kurtçukların solunumu ise dalgıçların kullandığı „şnorkel’ benzeri bir hava hortumuyla sağlanır. Vücutlarında salgılanan yapışkan bir salgı da suyun hava aldıkları deliklerden içeri kaçmasını engeller. Görüldüğü gibi bu canlı, birçok hassas dengenin birarada işlemesi sayesinde yaşamını sürdürmektedir. Hava hortumu olmasa sivrisinek kurtçuğu yaşayamayacak, yapışkan salgı olmasa hortum suyla dolacaktır. Bu iki sistemin birbirinden farklı zamanlarda oluşması sivrisineğin bu evrede ölmesi demektir. Bu da sivrisineğin bütün sistemleriyle eksiksiz ortaya çıktığını yani yaratıldığını kanıtlar.
Kurtçuklar bir kez daha deri değiştirmişlerdir. Son deri değiştirme diğerlerinden oldukça farklıdır. Bu evrede kurtçuklar gerçek bir sivrisinek olmak için son aşama olan „pupa’ dönemine girmişlerdir. İçinde bulundukları kılıf iyice gerginleşmiştir. Buda pupanın artık bu kılıftan kurtulma zamanının geldiğini gösterir. Kılıfın içinden öylesine farklı bir canlı çıkar ki, bunların aynı canlının farklı gelişim evreleri olduğuna inanmak gerçekten zordur. Görüldüğü gibi bu değişim, ne kurtçuğun, ne dişi sivrisineğin tasarlayamayacağı kadar karmaşık ve hassas bir işlemdir...
Bu son değişim sırasında bir boru aracılığıyla suyun üstüne uzanmış olan solunum delikleri kapanacağından, hayvan havasız kalma tehlikesiyle yüz yüze gelir. Ama yeni çıkan canlının solunumu artık bu kanaldan değil, baş tarafında beliren iki boru aracılığıyla yapılacaktır. Bu yüzden kılıf değiştirmeye başlamadan önce bunlar su yüzüne çıkar. Pupa kozasının içindeki sivrisinek artık iyice gelişmiştir. Bir anten biçimindeki duyargaları, hortumları, ayakları, göğsü, kanatları, karnı ve başının büyük bölümünü kaplayan gözleri ile sivrisinek artık uçmaya hazırdır. Pupanın kozası baş taraftan yırtılır. Bu aşamada en büyük tehlike kozanın içine su girmesidir. Ancak yırtılan kozanın baş tarafı, sineğin kafasının su ile temasını engelleyecek yapıda özel bir yapışkan sıvıyla kaplanmıştır. Bu an çok önemlidir; en ufak bir rüzgar bile suya düşüp ölmesine yol açacağı için sivrisinek suya sadece ayakları değerek çıkmak zorundadır ve tüm sivrisinekler bunu başarır. Bu kadar hassas olaylara bağlı işleyen bu süreçte Yaratan’ın sanatını görmeyip bu olaylara tesadüfü ve basit bir olaymış gözüyle bakmak gerçekten art niyetli fâsıkların yapacağı bir durumdur.



Kan Emme Tekniği
Sivrisineğin ’kan emme’ tekniği ise akıllara durgunluk verecek kadar detaylı yapıların birlikte işlemesiyle oluşan kompleks bir sisteme bağlıdır. Hedef üzerine konan sivrisinek, hortumundaki dudakçıklar aracılığıyla önce bir nokta seçer. Sivrisineğin bir şırıngaya benzeyen iğnesi özel bir kılıfla korunmuştur. Kan emme işlemi sırasında işte bu kılıf iğneden sıyrılır. Deri, sanıldığı gibi iğnenin basınçla deriye batırılması yöntemiyle delinmez. Buradaki asıl görev, bıçak keskinliğindeki üst çene ve üzerinde geriye doğru eğimli dişlerin bulunduğu alt çeneye düşmektedir. Alt çene testere gibi ileri-geri hareket eder ve deri üst çenenin yardımıyla adeta kesilir. Açılan yarıktan içeri sokulan iğne kan damarına ulaşınca delme işlemine son verilir. Sivrisinek artık kan emmeye başlayacaktır.
Ancak bilindiği gibi insan vücudu, damarlardaki en ufak bir zedelenme karşısında kanı anında pıhtılaştırarak, o bölgedeki kan akışını durduran bir enzime sahiptir. Aslında bu enzimin sivrisinek için büyük bir problem oluşturması gerekmektedir. Çünkü sineğin açtığı deliğe de vücut anında tepki gösterecek, o noktadaki kan hemen pıhtılaşmaya başlayacak ve yara onarılacaktır. Tabii ki bu da sivrisineğin hiç kan emememesi demektir. Ama sivrisinek için bu sorun tamamen ortadan kaldırılmıştır. Sivrisinek kan emmeye başlamadan önce, vücudunda salgıladığı özel bir sıvıyı soktuğu canlının damarında açtığı deliğin içine bırakmaktadır. Bu sıvı, kandaki pıhtılaşmayı sağlayan enzimi etkisiz hale getirir. Böylece, pıhtılaşma sorunu olmadan, sivrisinek besinine ulaşabilir. Sivrisineğin soktuğu yerde oluşan kaşıntı ve şişmeye neden olan da işte bu pıhtılaşmayı engelleyici sıvıdır.
Kuşkusuz bilimde oldukça ileri düzeyde olan biz insanlar için küçüçük bir dişi sivrisineğin gerçekleştirdiği bu bir nevi cerrahi işlem olağanüstü bir durumdur. Yine bu esnada vücudunda pıhtılaşmayı önleyici salgı üretilmesi aklı bile olmayan küçüçük bir canlı için çok ileri bir durum olsa gerek. Aynı zamanda birazdan bahsedeciğimiz dişi sivirisineklerin larva yapabilmek için kan emeceği canlıları çıkardıkları ısı neticesinde bir nevi kızılötesi görüntülerinden ve ortama bıraktıkları karbondioksit salınımından tespit etmeleri gibi özellikleri bazılarının söylediği üzere tesadüf olma olasılığın çok üzerinde bir durum olup bir yaratıcıya işaret etmektedir. İlgili ayette (Bakara Suresi, 26) bahsedildiği gibi bu bir iman meselesidir. Kimileri bu olaylarda Rabbinin kudretini ve sanatını görürken, kimileride tesadüfler yumağı şeklinde görüp dalâlete düşerler.
Sivrisinekler, son derece hassas ısı algılayıcılarına sahiptirler. Etraflarındaki varlıkları, aşağıdaki resimdeki gibi sıcaklıklarına göre renk renk algılayabilirler. Bu algılama ışığa bağımlı olmadığı için, karanlık bir odada bile kan damarlarını rahatlıkla bulurlar. Sivrisineğin ısı algılayıcıları, 1/1000 derecelik sıcaklık değişmelerini bile fark edecek hassasiyettedir.



Biyolojisi
Sivrisinekler tam başkalaşımlı böcekler olup 4 evreden geçerler: Suda geçen; yumurta, larva, pupa evreleri ile karada geçen; ergin evredir.
Sivrisinekler doğru bilinenin aksine kışın da hangi evrede olursa olsun yaşayabilir. Yumurtadan çıkan sivrisinek yavrularının (larva ve pupa), büyüme evrelerini tamamlayabilmeleri için küçük bir su birikintisine ihtiyaç duyar. Bu, çamurlu bir yağmur suyu, bataklık, çeltik, havuz suyu ya da teneke kapta birikmiş bir su olabilir. Ancak durgun sular sivrisineklerin tercih sebebidir. Çünkü bu sular, içerdikleri fotosentez yapabilen bitki öbekleri sayesinde, oksijence zengindirler. Sivrisinek yumurtaları su bulunan her ortamda gelişebilirler, ancak bazı şartların sağlanması gerekir: Yumurtadan çıkacak olan larva, yetişkin bir sinek oluncaya kadar farklı evreler geçirecektir. Her evrede de yavru sineğin farklı ihtiyaçları olacaktır. Kuraklık ve aşırı sıcak da yumurtaların gelişimini engelleyebilir.
Bir sivrisineğin kan emmek için konukçusunu nasıl bulduğu tam olarak bilinememektedir. Kanda bulunan aminoasitlerin, eminlerin ve amonyağın karışımı cezbedici olduğu düşünülmektedir. En iyi cezbetme etkisinin nem ve sıcaklık olduğu bilinmektedir. Bir başka görüş ise konukçuyu nefesindeki karbondioksitten buldukları yönündedir. Bu da muhtemelen karbondioksitin sıcaklık tutma özelliğinden kaynaklanmış olsa gerektir. Nitekim kalabalık ortamlarda oda sıcaklığının yükselmesinin sebebi her bir bireyin vücut sıcaklığının yanında nefes yoluyla ortama bıraktıkları karbondioksitin sera etkisi oluşturmak suretiyle ortamın sıcaklığını artırmasından kaynaklandığı zaten bilinmektedir. Bu bağlamda Malatya üniversitesi araştırıcıları tarafından geliştirilen sokak lambalarında da söz etmek yerinde olacaktır. Geliştirilen akıllı dış mekân LED lambaları, rüzgâr ve güneş enerjisi ile çalışıyor ve hatta sel riski yüksek alanlarda bile kapalı bir ızgara işlevi görebiliyor. Lambalar, titanyum dioksit bir yüzey üzerine UV (ultraviole) ışığı üretiyor ve bu da küçük miktarlarda CO2 (karbondioksit) salınımına neden oluyor. Sivrisineklerin ise insanları veya CO2 yayan herhangi bir canlıyı hedef aldığı daha önceden bilinmektedir. Sivrisinekler lambaların yakınına geldikten sonra rüzgâr türbininin fanı devreye giriyor ve sivrisinekleri bir tuzak ağına doğru çekiliyor.

Vızıldama Sesleri
Geceleri sivrisinekler çoğu zaman görülemezler ve yalnızca tipik vızıltılarıyla kendilerini belli ederler. Henüz uyuyamamış insanları kısa süreli rahatsız eden bu vızıltılar, sivrisineklerde yaşamın devamı için önemlidir. Erkeğin kafasından çıkan 2 tane küçük ve tüylü duyargada bulunan çok sayıda duyu hücresinden meydana gelmiş Johnston organı, ses dalgalarının titreşimlerini alır ve ayırt eder. Bu tüylü duyargalar yalnızca dik durumdayken ses titreşimlerine karşı duyarlıdırlar. Johnston organı, eşeylerin bulunmasında çok önemlidir. Bizim duyduğumuz sivrisinek vızıltıları aşağıdaki resimde de görüleceği üzere üzerinde tüylerin bulunmadığı dişilere ait olan antenlerin titreşim sesleridir. Dişinin çıkardığı titreşimler belli bir rakamdan sonra (100-8000 titreşim/saniye) erkeklerde çiftleşme isteği yaratır. Erkeklerin sürü oluşturduğu evrelerde bu vızıltılar en üst seviyeye çıkar. Yine şekilden de anlaşılacağı üzere dişi sivrisinekler hacimsel olarak da erkeklerden daha iri yapılıdırlar.


Beslenme
Larvaların besini algler, bir hücreliler ve detritusdur. Megarhinus larvaları kendi türlerine saldıracak kadar yırtıcıdır. Ergin dişi ve erkeklerin besini bitki ve meyve sularından aldıkları şeker ve proteinden oluşur. Dişiler, yumurta yapabilmek için kan emmek zorundadır. Laboratuvar ortamında bitkisel besinlerle uzun süre yaşatılabilirler fakat yumurta elde edilemez. Familya türlerinin hepsi kan emmez; tamamen bitkisel beslenenler de vardır.

Taşıyıcılık
Sivrisinekler kan taşıdıkları için hastalık bulaştırma riskleri vardır. Örneğin sarı humma, fil hastalığı ya da sıtma gibi parazit hastalıklarını taşıyabilirler. AIDS’e sebep olan HIV ise bu canlılarda gelişme ortamı bulamaz. Virüsler sivrisinekler tarafından taşınmaz.

Sivrisinekler kimleri tercih ederler?
Florida Üniversitesi’nden Dr. Phil Koehler, insandan insana değişiklik gösteren metabolizma ve vücut kimyasının sivrisineklerin hedeflerini belirlemede önemli bir rol oynadığını belirtti. Dr. Phil’e göre dişi sivrisineklerin kan emmek için konukçu tercihinde aşağıda bahsedeceğimiz başlıkların önemli olduğu vurgulandı. Bunlar;

’0’ Kan Grubu
Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre, sivrisineklerin kan grubu ’0’ olan kişileri ısırma ihtimali, kan grubu A olanları ısırma ihtimalinden iki kat daha yüksek. Araştırmacılar, sivrisineklerin 0 grubu kanı daha ’lezzetli’ bulduğunu belirtiyor. Sivrisinekler, kişinin hangi kan grubundan olduğunu ise, insan vücudunun salgıladığı bazı maddeler aracılığıyla tespit ediyor.

Alkol Alımı
ABD merkezli bir araştırma ise, sadece bir şişe dahi olsa, bira içmenin, sivrisinek ısırığına maruz kalma ihtimalini arttırdığını ortaya koyuyor.

Dolunay Zamanı
Yine ABD kaynaklı bir araştırmaya göre, sivrisinekler, dolunay zamanında, diğer zamanlarda olduklarından 500 kat daha hareketli oluyor. Gökyüzünde dolunay olduğu zamanlar özellikle günbatımı ve şafak vaktinde, yiyecek arayan dişi sivrisinekler tarafından ısırılma ihtimaliniz çok yüksek.

Ayak Kokusu
Sivrisinekleri çeken başka bir etken ise ayak kokusudur. Bilim adamı Bart Knols, yaptığı bir araştırmada, sivrisineklerin vücutta en çok ayak kokusuna geldiğini, ayaklar kokulu bir sabunla yıkandığı zaman ise, vücudun diğer bölgelerine yöneldiğini keşfetti. Knols’un araştırmasına göre, ayaklarda kötü kokuya yol açan ağır kokulu peynirler de sivrisinekleri çekiyor. Bu konudan hareketle şu hiç unutulmamalıdır ki özellikle ayaklardaki mantarlaşma ve kötü kokuların oluşmaması için abdest sonrası mümkünse namazlarımızı çorapsız (çıplak ayakla) kılmak suretiyle ayaklarımızın kurumasını sağlamalıyız. Böylelikle ayaklarımızda hem mantarlaşmaya bağlı ayak kokusunu gidermiş hem de Peygamber (s.a.v.)’in çıplak ayakla da namaz kıldığına dair hadislerden hareketle2 bir sünnet daha işlemiş oluruz.

Hamilelik Dönemi
Hamilelerin sivrisinek ısırığına maruz kalma riski de hamile olmayan kadınlarla karşılaştırıldığında daha yüksek. Araştırmacılara göre, gebeliğin son safhalarında olan kadınların nefes verme oranı yüzde 21 artıyor ve nefesteki nem ve karbondioksit sivrisinekleri çekiyor. Hamile kadınların karın bölgesinde yaklaşık 1 derecelik daha yüksek sıcaklık olduğundan, bu, vücudun, ter yoluyla, sivrisineklere çekici gelen maddeler salgılamasına yol açıyor. Florida Üniversitesi’nden Dr. Koehler, kadınlarda ovülasyon (yumurtlama) döneminde sivrisinek ısırma riskinin daha yüksek olduğunu belirtiyor.

Nefes Alma ve Terleme
Nefes verirken atılan karbondioksit ve terdeki laktik asit gibi maddeler, sivrisineklerin avını daha kolay bulmasına yardımcı oluyor. Bu yüzden, eğer koşuyorsanız ya da egzersiz yapıyorsanız, daha hızlı nefes aldığınız ve terlediğiniz için ısırılma riskiniz daha yüksek. Araştırmalar, fiziksel aktivitenin ısırılma riskini yüzde 50 oranında artırdığını ortaya koyuyor.
Dr. Koehler, koyu renk elbise giyenlerin, açık renk giyenlere oranla, sivrisinekleri daha çok cezbettiğini belirtiyor. Sivrisinekleri en çok çezbeden iki renk siyah ve kırmızı iken en az çeken renk ise sarıdır. Nitekim erkekler için açık renkli giysiler giymenin Peygamber (s.a.v.)’in sünnetinden olması da bizleri bu noktada fazla şaşırtmamıştır.3

Sivrisineklerden Korunma Yolları !
1- Muz kabuğunun iç kısmını sivrisineğin soktuğu bölge üzerine sürerseniz kısa bir süre sonra ısırığın kaşıntı hissi azalır. Acil durumlarda kullanmak istiyorsanız buzlukta muz kabuklarını saklayıp kullanabilirsiniz.
2- Sivrisinekler koyu renk kıyafetlere daha çok gelirler. Eğer sivrisinekleri, bir nebze daha kendinizden uzaklaştırmak istiyorsanız yatarken açık renkli kıyafetler tercih edebiliriz.
3- Sivrisineklere karşı en etkili yöntemlerden biri de odanızda fesleğen ya da reyhan bulundurmak. Yöntemin daha etkili olmasını istiyorsanız bu iki bitkiyi başucunuzda bulundurmanızda fayda var!
4- Sivrisinekler daha çok terli olan vücutlara ve ayak kokusu problemi yaşayan kişilere gelmektedir. Yatmadan önce duş almanız sizi sivrineklere karşı koruyacaktır.
5- Sivrsineklere karşı etkili yöntemlerden biri de soğan ve sarımsak. Amerika ve Kanada’da da yapılan araştırmada % 100 sonuç alınmış ve sivri sineklerin sarımsak ve sarımsak yağı olan yerlere yaklaşamadığı görülmüştür.
6- Aloe Vera (Sarısabır bitkisi) ve kabartma tozu ve su ile yapılan macun da kaşıntılara iyi geliyor
7- Ada çayı en etkili sivrisinek kovma yöntemlerinden biridir.
8- Karanfil kokusu sivrisinekleri rahatsız eder. Yeşil limonu kesip üzerine karanfil taneleri koyarak da korunmak mümkün.
9- Sivrisinek ısırıklarına karşı doğal yağları kullanmayı deneyin! İşte ısırıklara karşı en etkili yağlardan bazıları: Limon, defne, okaliptüs, portakal kabuğu, çay ağacı ve vanilya yağı. Bu yağları vücudunuza sürmek istemiyorsanız bu yağları bir miktar suyla karıştırıp sprey yapıp odanızda sıkabilirsiniz.
10- Sivrisinekten korunma yolları için cep telefonunuz size yardım ediyor. Sinekkovar adı verilen bu yazılım sizi sivrisineklerden kurtarıyor. İnsanı biraz rahatsız edecek olan bu sese dayanabiliyorsanız bu yazılımı indirip denemenizde fayda var!
11- Karadeniz’de uygulanan yöntemlerden biri de lambanızın üzerine bir poşet su asmak.

Sivrisineklerin saldırısına maruz kaldıysanız bunları yapmak sizi rahatlatacaktır.
1- Bir kalıp sabunu ıslatıp, ıslak sabunu ısırığın üstüne sürtebilirsiniz.
2- Isırığın üzerine buz sürmek sizi rahatlatacaktır.
3- Bilim adamlarına göre çikolata, sivrisineklerin koku duyularının ayarını bozuyor.
4- Bir görüşe göre sivrisinekler konukçularını nefesindeki karbondioksitten bulurlar. Bu görüşe göre kısa sureli nefesimizi tutmak yani ortama karbondioksit salınımı yapmamak sivrisineklerden kurtulmanın bir diğer yoludur.
5- Ve en çok kullanılan yöntemlerden biri de elbette limon kolonyası!
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Yukarıda vermiş olduğumuz sivrisineklerden korunma yollarından maksadımız bu canlıları nasıl yok ederizi tartışmak değil nasıl biz onlardan ya da onları biz insanoğlundan uzak tutarızı tartışmaktır. Yoksa bu canlı grubu da doğadaki diğer canlı grupları gibi doğada önemli bir görevi icra etmektedirler. Nasıl ki arılar doğada bitkiler arasındaki tozlaşma gibi çok hayati bir fonksiyonu icra ediyorsa sivrisinekler de gerek kısmi olarak tozlaşmada görev yapmaları gerekse kurbağalar, balıklar, kertenkeleler, bukalemunlar, kuşlar, yarasalar ve böcek larvaları için besin teşkil etmeleri bakımından ekosistem içerisindeki besin döngüsünde önemli bir yerleri vardır. Doğada yer alan besin döngüsü içerisindeki canlılar bir binanın tuğlaları gibidir. Eğer bu canlılar yok olurlarsa etki değerine bağlı olarak tüm bina zarar görür ve bir süre sonra tamaamı yok olur. Olayı yakın zamanlarda gerçekleşen güncel bir olayla örneklendirelim:
Yakın yıllarda bazı bölgelerde toplu arı ölümleri yaşanmıştı ve bunun üzerine dünyaca ünlü Ekologlar (doğa bilimcileri) dünyanın sonunun geldiğini söylemişlerdi. Evet yanlış duymadınız; dünyanın sonunun geldiğini söylemişlerdi. Çünkü bu bilim adamları Rabbimizin mükemmel bir düzen içerisinde yarattığı şu kusursuz alemde arıların çok önemli bir görev üstlendiklerini en iyi bilen kişilerdi. O da tozlaşma! Eğer arılar yok olursa tozlaşma önemli oranda zarar görür ve bitkiler yavaş yavaş yok olmaya başlar, bitkiler yok olursa sırasıyla onunla beslenen birincil ve ikincil etçil gruplarda yok olur. Buda dünyanın yaşamsal olarak sonu demektir. İşte Rabbimiz, içesinde yaşadığımız doğayı bu kadar biribirine bağımlı ve kusursuz yaratmıştır. Bu organizasyon içerisinde her bir canlı grubunun kendine özgü bir görev tanımı vardır. Birisi zarar görürse diğerleri de bundan etkilenir. Bunu en fazla bilen ama fiiliyatta uygulamayan canlı gurubu insan olsa gerek. Çünkü insanoğlu doğada karnı doyduğu halde avlanmaya devam eden nadir canlı gurublarından birisidir. Ayrıca kendi besini olmamasına rağmen farklı sebeplerle kendi türdaşını yok eden yine nadir canlı gruplarındandır insanoğlu. Bu sebepledir ki insanoğlunun doğada avlanma ve yok etme hususunda sınırı yoktur. Nitekim mevcut dünyamızdaki olaylara baktığımızda farklı dinden olmayı, farklı mezhepten olmayı hatta farklı renkten olmayı bile kendine öldürme sebebi sayan bir canlı gurubunun adıdır insan.
Tüm bu anlatımlardan sonra Rabbim bizleri doğada sanatını ve kudretinin sergilediği bunca olaylara ragmen ayet-i kerimede buyurduğu gibi bunlara fâsık gözüyle bakan ve dalâlete düşenlerden eylemesin inşallah…

Kaynakça:
1- https://tr.wikipedia.org
2- Prof. Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel Kuralları, Entomoloji, c.2, Ankara, 1992.
3- Prof.Dr. Selahattin Salman, Omurgasız Hayvanlar Biyolojisi, c.1, Erzurum, 1990.

(Endnotes)
1 el-Bakara, 2/26.
2 Abdullâh b. Es-Sâib (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.)’i, (Mekke’nin) Fethi günü, nalinlerini sol (taraf)ına koymuş bir halde namaz kılarken gördüm. (Ebû Dâvûd, Salât, 89)
Amr b. Şuayb’ın babasından, onun da dedesinden rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’i çıplak ayakla ve nalinlerini giymiş bir halde namaz kılarken gördüm. (Ebû Dâvûd, Salât, 89)
3 ’Elbiselerinizden beyaz (olan)ı giyin. Zira o, daha temiz ve daha güzeldir. Ölülerinizi de onunla kefenleyin.’ (Nesâî, Cenâiz, 38)
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.