Özlenen Rehber Dergisi

2.Sayı

Siyer-i Nebi

Ayhan ÖZKAN Özlenen Rehber Dergisi 2. Sayı
Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke’de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayatının 13 yılı Mekke’de, 10 yılı da Medine’de geçti. Medine’de 63 ya?ında vefat etti. Bu sebeple Hz. Muhammed (s.a.s.) ’in Hayatı (571-632):

a) Peygamberli?inden Önceki Hayatı (571-610),

b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.

Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (610-622)

b) Medine devri (622-632) olarak iki döneme ayrılır.

Bu sebeple siyer ve İslâm tarihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)’in hayatı, ’Peygamberlikten (Bi’setten) öncesi’ ve ’Peygamberlik devri’ diye iki devreye ayrılarak incelenmi?tir.

Peygamberlikten önceki hayatını da:

1- Çocukluk devresi (8 ya?ına kadar olan süre)

2- Gençlik ça?ı (8-25 ya?ına kadar olan devre)

3- Evlilik dönemi (25-40 ya?ı arasındaki devre) olmak üzere genellikle üç bölüme ayırmı?lardır. Peygamber olduktan sonra, ’Mekke Devri’nde geçen olayları incelerken, tarih ba?ı olarak, Peygamberli?in (risaletinin) l. 2. veya 5 inci yılı gibi, Nübüvvetin ba?langıcını; ’Medine Devri’ olaylarında ise, Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yılı ?eklinde Rasûl–i Ekrem (s.a.s.)’in Hicret olayını esas almı?lardır.

HZ. PEYGAMBER EFENDİMİZİN PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ DÖNEMİ

A.Çocukluk dönemi:

Peygamberimizin do?umunun yedinci günü, dedesi Abdulmuttalip Mekke’de Efendimizin ?erefine bir ziyafet verdi. Kurey?liler, ziyafetten sonra: “ Ey Abdulmuttalip o?luna ne isim taktın?” diye sordular. Abdulmuttalip: “ Muhammed ismini taktım!” dedi. Kurey?liler:” Ne için aile halkının, atalarının isimlerinden birini takmaya özen göstermedin de, Muhammed ismini taktın?” diye sordular. Abdulmuttalip: “ Gökte Allah’ın, yerde de, halkın, onu övmesini istedim!” dedi.

a.Süt anneye verilmesi:

Peygamber Efendimizi, önce annesi emzirdi. Onun sütü yetersiz gelince de Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe emzirdi. Süveybe, Efendimizin amcası Hz.Hamza’yı da emzirmi?ti. Hz. Hamza’yı, Hz. Halime de emzirdi. Böylece, Peygamber (a.s.) Efendimiz, Hz. Hamza (r.a.) Efendimizle iki taraftan süt karde?i oldu. Mekke’nin havası a?ır oldu?u için, Mekkeliler yeni do?an çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yeti?iyor, hem de bozulmamı? (fasih) Arapça ö?reniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) de bu âdete göre süt annesi Halîme’ye verildi. Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt karde?leri ile sonraki yıllarda daima ilgilenmi?tir. Halîme kendisini ziyârete geldi?i zaman onu ’anacı?ım’ diyerek kar?ılamı?, oturması için elbisesini yayarak, saygı göstermi?tir. Hz. Halime, Efendimize (s.a.v.) süt annelik yapmak gibi yüce bir ?eref sebebiyle evinde son derece ?a?ılacak bir bereket gördü. Ve Hz. Halîme Şöyle diyor: “ Yüce Allah bize, O’nun yüzünden, hayır ve bereketi arttırdı durdu.

O’nun büyüyüp yeti?mesi de, di?er çocuklara benzemiyordu. Dört aylık olunca, duvara tutunup yürüyordu. Altı ayını tamamlayınca, yürümeyi hızlandırdı. Dokuz aylık iken, açık ve düzgün konu?ma?a ba?lamı?tı. On aylık iken, çocuklara ok atıyordu.”

b.’Şakk-ı sadr’ (gö?üs açma) olayı:

Rasulullah (s.a.v), dört veya be? ya?larında iken “gö?sünün yarılması” hadisesi meydana geldi. Müslim, Hz. Enes (r.a) den rivayet ediyor: “ Efendimiz (s.a.v.) çocuklarla oynarken Cebrail (a.s.) geldi ve O’nu götürdü. Gö?sünü yararak kalbinden bir kan pıhtısı çıkarttı. ‘Bu, ?eytanın sendeki nasibidir.’ dedi. Daha sonra altın bir tas içinde Zemzem suyu ile kalbini yıkadı ve tekrar O’nu çocukların yanına bıraktı. Çocuklar ko?arak annelerinin (Hz.Halime) yanına geldiler. Annelerine, ‘karde?imiz öldürüldü’ dediler. Yanına ko?arak geldiklerinde ise, Efendimiz (a.s.)’ı rengi solmu? bir halde buldular.

Bu hadiseden sonra Hz. Halime, O’nun ba?ına bir ?ey gelmesinden korktu ve O’nu annesine teslim etti. Hz. Muhammed (s.a.s.) dört ya?ından altı ya?ına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O’nun ?efkât ve ihtimâmı ile yeti?ip büyüdü. Altı ya?ında iken, babasının Medine’de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen ile beraber Medine’ye gittiler. Medine’deki akrabaları Neccâro?ullarında bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönü?te, Medine’nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü’nde Hz.Âmine hastalandı.

Henüz do?madan babasından yetim kalmı? olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı ya?ında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlı?ı ile hisseden anne, o?lunu ?efkât dolu gözlerle süzdü. Ba?rına basıp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak: ’Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek, ben de ölece?im; fakat bundan dolayı gam yemem. Namımı ebedî kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum...’ anlamına bir ?iir söyledi. Bu sözlerden sonra vefât etti. Annesinin ölümünden sonra Efendimizi, Ümmü Eymen Mekke’ye götürüp dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti.

Yıllar sonra, Hicret’in 6. yılı Hudeybiye Barı?ı dönü?ünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözya?ı döktü, “Annemin bana olan ?efkatini hatırlayarak a?ladım.” buyurdu.

Efendimiz (s.a.v.), mübarek ömrünün sekiz sene iki ay on gününü doldurdu?unda dedesi Abdulmuttalip Mekke’de vefat etti. Vefatından önce torununun vekaletini öz amcası Ebu Talib’in üzerine almasını vasiyet etti.

B.Gençlik Dönemi

a.Amcasının himayesinde:

Peygamberimizin hayâtının sekiz ya?ından yirmi be? ya?ına kadar olan dönemine ’gençlik devresi’ denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in yanında, onun himâyesi altında bulunmu?tur. Ebu Talib, Peygamber Efendimizin babaları ile anne ve baba bir karde? idiler. Abdulmuttalib bu inceli?i dü?ünerek O’nu, Ebu Talib’e emanet etti. Ebu Talib, Peygamberimizin üzerine titrerdi. O’nu, yanına almadıkça uyumazdı. Yemeklerini, yemek istedikleri zaman, aile efradına, ‘durunuz! sizin gibi, o?lum da gelsin, hazır olsun!’ der, Peygamberimiz, gelip onlarla birlikte yerse, yemekleri artardı.

Ebu Talib’in zevcesi Fatıma Hatun, Efendimize büyük kıymet göstermi?ti. Fatıma Hatun vefat etti?i zaman Peygamberimizin gözlerinden ya?lar akmı?, ‘ Bu gün, Annem vefat etti’ buyurup Kendi gömle?ini, o’na, kefen olarak sardırmı?tı. Cenaze namazını kıldırmı?, gömülece?i kabrin içine inip yanının üzerine biraz uzandıktan sonra, onu indirtmi?tir. “O, beni do?uran annemden sonra annem idi. Kendi çocukları aç durur, suratlarını asarlarken, O, önce benim karnımı doyurur, saçımı tarar ve gül ya?ları ile ya?lardı.” buyurmu?lardır.

Efendimiz, amcasının bütçesine katkıda bulunmak amacıyla çobanlık yapmaya ba?lamı?lardı. Bu dönemde Mekke’nin ileri gelenlerinden birinin evinde bir ?ölen, bir dü?ün tertiplendi?ini ö?rendiler.

Arkada?larından birine: “Ben hiç ?ölen izlemedim. Şayet benim sürümü seninkilerle birlikte güdersen ?ehre inerim; di?er bir gün de ben seninkilere bakarım.” buyurmu?, arkada?ının teklifi kabul etmesi üzerine ?ehre inmi?lerdi. Fakat ?ölenin ba?lamasına çok zaman oldu?u için beklemeye ba?lamı?lar, bekledikleri yerde uyuya kalmı?lar ve uyandıkları zaman da ?ölen bitmi?ti. Nakledildi?ine göre aynı olay tekrar vuku buldu?unda yine aynısı olmu?tur. Cenab-ı Hakk, O’nu, daha Peygamber olmadan bile haramlardan korumu?tur.

b.Şam Seyâhati:

Mekke iklimi ziraata elveri?li olmadı?ından, Mekkeliler ticâretle u?ra?ırlar, çocuklarını da ticârete alı?tırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın Şam’a, kı?ın Yemen’e seyahat ederlerdi. Ebû Tâlip de di?er Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam’a giderken, Efendimiz (s.a.s.)’e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdi?i ye?enini kırmadı. O’nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda Efendimiz henüz on iki ya?ındaydı.

Şam’ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada ’Bahira’ adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya u?rayan kervanlarla hiç ilgilenmedi?i halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in içinde bulundu?u kervanı kar?ılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahira okudu?u kutsal kitaplardan edindi?i bilgilerle, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in simâsından, O’nun istikbâlini sezmi?ti. O’nunla konu?tu. Sorular sordu. Aldı?ı cevaplar, kanaatini kuvvetlendirdi. Şam yolculu?unun bu çocuk için tehlikeli olaca?ını dü?ündü. Ebû Tâlib’e: ’Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O’nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocu?u Şam’a götürmeyiniz...’dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam’a gitmekten vaz geçti.

Alı?veri?ini burada bitirip, geri döndü. (12)

c.Ficâr Sava?ına Katılması:

Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Dönemi’nde) Araplar arasında iç sava?lar eksik olmazdı. Yalnızca ’E?hür-i hurum’ denilen dört ayda sava?mak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka’de, Zilhicce, Muharrem, Receb) sava? yapılacak olursa fâcirane sayıldı?ı için buna ’Ficâr Sava?ı’ denirdi. Kurey? kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir sava? ba?lamı?, dört yıl sürmü?tü. Sava?, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm etti?i için ’Ficâr Sava?ı’ denildi.

Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi ya?larında iken bu sava?a amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamı?, kimsenin kanını dökmemi?tir. Sâdece kar?ı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermi?tir.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

  • seray

    çok güzel bilgiler hep böyle güzel bilgiler içinde olmanızı dilerim mutlu yıllar

1 kişi yorum yazdı.