Özlenen Rehber Dergisi

52.Sayı

Borcu Vaktinde Ödemek ve Doğruluktan Ayrılmamak

Muzaffer YALÇIN Hocaefendi Özlenen Rehber Dergisi 52. Sayı
İrşad Sohbetleri...
İnsanın meşru yoldan rızık temininde bulunması, özellikle aile reislerinin kendilerine bakmakla yükümlü olduğu yakınlarının rızıklarını temin için çalışması üzerlerine bir borçtur. Bununla beraber kazandıklarımızda fakirlerin, muhtaçların da hakkının olduğunu bilerek gerek zekât, sadaka ve gerekse karz-ı hasen yollu borç vererek yardımda bulunulması gerekir.

Borç vermek suretiyle mü’min kardeşimizin sıkıntısına çare olmak, İslâm ahlâkındadır. Özellikle günümüzde imkânı olan kardeşleri-mizin darda olan mü’min kardeşlerine yardımcı olması gerekir. Bu şekilde de kredi vb. yollarla faizli yollara başvurmamalarına azami yardımcı olmak bu gün için din kardeşliğinin sergile-neceği en önemli hususlardan biridir. Tabii ki borç verirken de dinimizin koyduğu ölçülere dikkat etmek gerekir ki -dünya halidir- bizi bu hayırdan uzak kılacak yanlış ahlâklara sevk etmesin.

Dünyada yaşıyoruz, kimsenin hali diğerine benzemeyebiliyor. İmkânları diğer kardeşine göre kısıtlı olabiliyor, yetiremiyor. Sıkıntıya düşüp borç istiyor. Bu konuda şu hususlara dikkat etmek lazımdır ki;


Birinci husus:

Borçlu olmak çok zordur. Borç almaktan olabildiğince kaçmak gerekir. Ancak borç almak kaçınılmaz ise; güzel bir lisanla, belli bir vakte kadar bir miktar borç talebinde bulunan kişi, bu hususunda ısrarlı olmaması gerekir. Verme niyetinde olmadığını anladığınız vakit talepkâr olmamak lazımdır. Ola ki bu ısrar karşısında borç veren kahrederek verir de, bu malın ne alana ne de verene faydası olur.


İkinci husus:

İmkânı olan mü’min de gerçekten darda olan kardeşine yardımda bulunmaya çalışmalıdır. Zira Cenab-ı Hakk Kur’ân-ı Kerim’de güzel bir yolla borç verilmesini emrediyor. Buna Karz-ı Hasen diyoruz. Ancak imkanı olduğu halde borç vermek istemeyip yalan yere “borç verecek imkanım yok” demek de günahtır. Yalanın şakası olmaz. Vermeyecekse bile, “imkânım var; ama şu sebepten dolayı veremiyorum” diye bunu gelen insana güzelce arz etmesi lazımdır.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.); “Mü’minler bir binanın tuğlaları gibidir.” buyurmuştur. Dikkat edin bunlar mü’minlerin vasfıdır. Ancak, Allah vermesin; tembellik, yalan, gıybet, sözünde durmama vb. çirkin ahlâkların tesiriyle mü’minde münafıklığın vasfı da olabilir. Nitekim Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “Münafığın alâmeti üçtür.” diyor da bu alâ-metlerden bir tanesi olarak da “sözünde durmamayı” sayıyor. Şimdi toplumda mü’min olduğu, namaz kıldığı halde verdiği sözde durmayan insan yok mu? O mü’min bunu ahlâk haline getirdiyse eğer bu, şu demektir: Onun ü-zerinde münafıklıktan bir alâmet vardır. Üze-rinde münafıklıktan bir alâmet olduğu halde ibadet ve taat yapıyor demektir ve bu sûî ahlâklardan derhal kurtulması lazımdır. Aksi halde Cenâb-ı Hakk böyle bir ahlâkla yapılan ibadet ve taata ne kadar itibar eder...


Üçüncü husus:

Günümüzün en büyük sıkıntılarındandır ki, müslümanlar arasında verilen borç zamanında geriye dönmüyor. Ya gerçekten veremediği için vermiyor, ya da kendi isteklerini, kendi ihtiyaçlarını öne alıp borcunu götürüp tevdi etmiyor. Elinde bir iş var. Cebinde parası var. Borcunu ödeyecek, ama şu işimi de yapayım ya da şu ihtiyacımı da göreyim derken durmadan borç aldığı müslüman kardeşinin hakkını gasp ediyor. Mübarek Efendim Abdullah Fârûkî Hazretleri, kardeşlerimizle yemek yediği esnada bir kardeşimiz elini tabakta biraz fazla tutmuştu da, “Çek elini!” diye ikaz etmişti. “Elini tabakta fazla tutarak diğer insanların yemekten istifadelerinin önüne geçiyorsun, kul hakkına giriyorsun.” buyurmuştu. Mübarek Efendim bunu böyle görüyorsa artık borç aldığımız ve ödemesini geciktirdiğimiz malda ne duruma düşüyoruz, görmek lazım.


Dördüncü husus:

Bir toplumda yaşıyoruz. Komşuluk ilişkilerimiz var. Müslüman’ız ve bizler kardeşiz, ihti-yaçlarımızı birbirimize elbette ki söyleyeceğiz. Sahâbe içerisinde de borç alma olmuş. Peygamber Efendimiz borç almış, ama vaadini yerine getirmiş, borcunu vaktinde ödemiştir. Yardımlaşmada sadakat, vefa, verdiğin sözde durmak önemlidir. Müslüman kardeşine karşı insan nasıl hakkını muhafaza ediyorsa, müslüman kardeşinin hakkını da muhafaza etmeye dikkat etmelidir. Bir araya gelmekten maksat, dinimizi, güzel ahlâkı daha güzel anlayıp yaşamaktır. Öyleyse ibadet ve taatte olduğu gibi beşerî münasebetlerimizde de en güzel şekilde Sünnet-i Rasûlullah’ı alışmak ve İslâm’ın ahlâkını uygulama hususunda kardeşlerin bir bütünlük ifade etmesi hayırların elde edilmesi için güzel bir vesile ve kıymetini idrak edenler içinse bulunmaz bir nimettir.


Beşinci husus:

İhtiyacımız olabilir, borç alıp verebiliriz; ama aldığımız borcu kardeşimize vaktinde ve eksiksiz olarak götürüp tevdi edeceğiz. Birbirimize olan sevgi ve saygımızı istismar ederek, diğer kardeşimizin elindeki imkânı kendi lehimize çevirmeye çalışmayacağız. Mü’min, diğer müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu, güven duyduğu kendisine asla bir zararın gelmeyeceğine kesin kanaat sahibi olduğu kimsedir. Mü’min, kendisi için sevip istediğini diğer mü’min kardeşi için de sevip isteyen kimsedir. Öyleyse borç alma, verme ve bu gibi hususlara daha da dikkat edelim. Özelikle yapılan ticarî ortaklıklarda, alım satımlarda doğruluktan, hak ve adaletten ayrılmayınız. Üzülerek söylüyoruz ki günümüzde bu tür istismarlar çoğalmıştır. Cenâb-ı Hakk bizi ve bütün kardeşlerimizi bu hususta muhafaza eylesin inşallah.


Altıncı husus:

Allah’tan korkarak hareket edelim. Kardeşle-rimizle olan alışverişlerimizde hak ve hukuka dikkat edelim. Daima kendimiz haklıymışız gibi gösterip de o kardeşimizin hakkını üze-rimize gasp etmeyelim. Yarın Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda bütün hakların hak sahiplerine haksızlık yapan kimseden alınıp da tevdi edildiği o günde, hakikatler hiçbir gizlilik kalmadan ortaya dökülecektir. Öyleyse o günde, Cenâb-ı Hakk’ın emrine itaat ederek Rabbimizin huzuruna varmak için bu dünyadaki hal ve davranışlarımıza dikkat edelim kardeşlerim.


Yedinci husus:

Borç ve alışverişlerimizde muhakkak vaatleşelim, yazışalım. Çünkü söz unutulabilir. Borcun iade zamanı hususunda verilen sözlerde unut-ma meydana gelirse ya da şüphe arız olursa müslümanların birbirine karşı güvenleri kırılır. Bu kardeşime vereyim, yabancı değildir ve nasıl olsa getirir, düşüncesi bu husustaki ilâhi hükme muhalif olacağı için ileride şüphelere mahal verebilir. Bu nedenle borcunuzu ve verdiğinizi yazın. Alan da veren de yazsın. Bir meclisten ayrılmadan, karşılıklı olarak yazdıklarınızı teyit edin. Bunda utanacak bir şey yok. Hatta bunu ilerde utanmamak için yapın. Belki beş - on lira gibi küçük görülen bir meblağ olabilir; ama mü’minin kalbine şeytan fitne sokmak için her fırsatı değerlendirir. “Ben bu miktarın şu olduğunu biliyordum da kardeşim bana şu kadar noksan verdi” dedirtir. O kardeşine ikinci bir defa bir ihtiyacın için gittiğinde ise artık o kardeşin sana şüpheyle yaklaşacaktır. Bu tür hadiselere fırsat vermemek için muhakkak verdiklerinizi ve alacaklarınızı karşılıklı olarak yazın kardeşlerim.


Sekizinci Husus:

Şayet borcumuzu vaktinde verme imkânımız olmaz ve ödeyemeyeceğimize kalbimiz gerçekten kanaat ederse, ödeme vakti gelmezden evvel muhakkak o kardeşimize ula-şıp, deyiniz ki; “kardeşim üç - beş gün sonra benim senden almış olduğum borcun ödeme vakti geliyor; ama hakkını helal et ki şu an maddî durumum o tarihte ödemeye müsait değil. Bu sebeple bana biraz kolaylık sağlar ve ödeme tarihini seni de sıkıntıya düşürmeyecek ileriki bir tarihe erteleyebilir misin?” Sen önceden haber ver ki, onun da kendine göre bir planlaması olabilir. Belki de o kardeşinin, senden gelecek parayı vereceği bir yeri vardır. Gecikme sebebiyle o da kendisinden sonraki müslümana mahcup düşmesin.


Dokuzuncu husus:

Allah’ı zikreden, Allah’a itaat eden bir insan aldatmaz. Aldatan bizden değildir. Peygamber Efendimiz böyle bir şeye tevessül edenler hakkında “bizden değildir” buyuruyor. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir mü’mine; sen benim ümmetimden, ahlâkımdan, yolumdan değilsin derse Allah (c.c.) seni kabul eder mi? Öyleyse vaadimize, sözümüze dikkat edelim kardeşlerim.

Şeriatsız tarikat olmaz. Kur’an ve Sünnet’e uymadan tarikat olmaz. Şeriatın içinde bulunmayan bir insanda tasavvuf terbiyesi hâsıl olmaz. Haramlar bataklıklar gibidir. Şeriata uymaksızın tasavvufî terbiye görmeye çalışmak, bataklığın içerisine girip de temiz kalmaya çalışmak misalidir. Öncelikle dinimizin emirlerini muhafaza etmek ve haram bataklığından çıkmak lazımdır. Bu nedenle Rabbimizi güzelce zikredeceğiz ve Allah’ın zikrinin güzelliğini ticaretimize, vaatlerimize de yansıtacağız. Cenâb-ı Hakk, “Ey iman edenler, sadıklarla devamlı beraber olunuz!” buyuruyor. Öyleyse mü’minin Salih insanlarla arkadaşlık edip, dininin emirlerini öğrenmesi, Allah’ın zikrinden istifade etmesi ve kazanacağı güzellikleri de bütün halellerine yansıtması en doğru olanıdır.

Cenâb-ı Hakk sizlere de bizlere de Peygamber Efendimizin o Kur’ân ahlâkını en güzel şekilde yaşamayı nasip etsin.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

  • serpil sağlam

    gerçektende çevre çok önemli allahım hepimizi inşaallah ahlakı güzel insanlarla arkadaş olmayı nasip etsin efendim dualarınızı bekliyoruşimdiden kadir geceniz mübarek olsun

  • Emre yılmaz

    SELAMÜN ALEYKÜM EFENDİM.SİZE GÖNDERMİŞ OLDUĞUM MEKTUBUMA RABBİMİN RIZASIYLA BU KADAR HARİKA BİR CEVABI VERMENİZDEN DOLAYI RABBİM RAZI OLSUN VE AHİRETİMİZE SIKINTI BIRAKMADAN BORÇLARIMIZI ÖDEMEK İÇİN HAYIRLI YOL AÇMASI İÇİN DUALARINIZI BEKLERİM İNŞAALLAH.

  • Şahinder

    Çok faideli bir yazı olmuş, kaleminize ve yüreğinize sağlık.

  • mahmut yılmaz

    bu güzel açıklamalarınız için ALLAH razı olsun hocam.çok mükemmel bir yazı.Tüm FARUKİLERİN kandilini kutluyorum

4 kişi yorum yazdı.