Özlenen Rehber Dergisi

52.Sayı

İslâm ve Edebiyat

Cahit DOĞAN Özlenen Rehber Dergisi 52. Sayı
İslâm, merkezine daima sanatı alan bir medeniyet vücuda getirmiştir. Bu medeniyetin odak noktasında insan vardır. Her güzel şey insan için yaratılmıştır. Bütün bu güzellikler, en güzeli kavramak için adeta geçiş noktaları mesabesindedir.

Bunun içindir ki sanatın, insanı gerçek sanatkârı hatırlatmak, O’na götürmek gibi bir fonksiyonu vardır. Sanat sözcüğünün tanımında da -bir duygunun, tasarının veya güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı- güzelliğin anlatımına vurgu yapılmaktadır. İslâmî bakış açısı hayatın güzellik boyutuna dayanır ve “Allah güzeldir, güzel olanı sever” (Camiu’s-Sağîr, Hadîs No: 1722) hadis-i şerifinde de ifade edildiği gibi güzelliği Allah’ın (c.c.) varlığına bağlar. Kur’ân-ı Kerim’in mahlûkatın güzelliğini takdir etmeyi doğrudan emretmesi, İslâm’ın estetiğe verdiği önemi ortaya koyması bakımından dikkate değerdir. Mimariden şehir planlamasına, edebiyattan süsleme sanatlarına kadar meydana getirilen eserlere bakıldığında, sanatın İslâm dünyasındaki yeri tespit edilmiş olur.

İslâm sanatları arasında Kur’ân-ı Kerim’in tilaveti önemli bir yere sahiptir. O, İslâm’ın kutsal sanatıdır. Bu sanat birçok yerde ilâhî kelâmın yazılması ve Kur’ân-ı Kerim’ de geçen kıssaların okunuşuyla beraber değerlendirilmiştir. İşte edebiyatın, İslâm kültür dünyasındaki özel konumunun sebebi budur. Kur’ân-ı Kerim’in müslümanların ruh dünyalarındaki tesiri o derece büyük olmuştur ki, İslâm’ın gittiği ve Kur’ân-ı Kerim’in hissedildiği her yerde İslâm’ın kültürel çevresi önemli bir sanatsal ifade biçimi olarak söze ve edebiyata dönmüştür.

Bilindiği üzere ilâhî vahyin etkisine giren ilk dil ve edebiyat, Arap dili ve edebiyatı olmuştur. Edebiyat, Arapların en çok değer verdikleri sanat olmuştur. Bilhassa şiir, Arap edebiyatında özel bir yere sahiptir. İşte Kur’ân-ı Kerim bu edebiyatı İslâmî bir edebiyata dönüştürmüştür. Ashab döneminde Hz. Ali’nin vaaz ve sözlerini içine alan Nehcü’l-Belağa’sı gibi edebi şaheserler yazıldığı müşahede edilmektedir. Bu eser, Arap dini edebiyatının ilk büyük şaheserlerindendir.

Emevîler döneminin ilk yıllarında da İslâm’ın niteliklerini şiirlerinde yansıtmaya başlayan önemli Arap şairler görülmektedir. Hallac ve Ferazdak bunlardan bazılarıdır. Benzer şekilde nesirde de Cahız gibi yazarların ortaya çıkmasıyla Arap edebiyatı İslâmî bir boyut kazanmıştır. Bunların yanında el-Buhturi’nin Kasideleri ve el-Mütenebbi’nin ahlâkî ve öğretici şiirleri, İbn Tufeyl’in Hayy bin Yakzan’ı edebi değerleri yüksek eserlerdir. Özellikle Hz. Peygamber’i öven Kaside-i Bürde (el-Busiri), İslâm’ın ruhunu yansıtan yüksek İslâm edebiyat sanatının en güzel örneklerindendir.

Kur’ân-ı Kerim’in Arap edebiyatı üzerindeki tesirinin aynısına diğer İslâm ülkelerinin dillerinde de rastlanmaktadır. İslâm’ın Arapça’dan sonraki en önemli edebiyat dili kuşkusuz Farsça’dır. Farsça da Arapça gibi evrensel bir dil olmuştur. İran’dan başka Türk, Hint ve Çin dünyalarında yaşayan çok sayıda insan tarafından konuşulur olmuştur. Farsça, İslâm’ın dördüncü asrından itibaren Firdevsî (Şehname-İran’ın milli destanı olarak kabul edilir), Senaî, Feridüddin-i Attar gibi isimlere ait olduğu söylenen dini ve mistik şiirlerle hızla gelişmiştir. Moğol işgalinden sonra yetişen Sadi ve Hafız, Fars dilinin diğer önemli şairleridir.

Türk edebiyatına bakıldığında, İslâm’ın benimsenmesinden sonra toplumsal hayatta olduğu gibi, edebi alanda da İslâm’ın kuvvetli tesiri açıkça görülmektedir. Bununla ilgili olarak edebiyat tarihçileri de Türklerin İslâmlaşmalarını büyük ölçüde tamamladıkları dokuzuncu asrın sonlarından itibaren başlayan ve Tanzimat’a kadar getirilen döneme İslâmî Türk edebiyatı adını vermektedirler. Dokuz asırlık bu dönem içinde Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Mevlânâ gibi şairler, ilk akla gelen isimlerdir. Özellikle Yunus Emre ve Mevlânâ’nın üzerinde durdukları konular, bütün insanlığı kucaklayan ifadeler, Batı insanının da dikkatlerini üzerlerine çekmiştir.

Hıristiyan Batı âleminde yakın zamana kadar söz konusu bile olmayan insan sevgisi, eşitlik, hoşgörü gibi kavramlar, bu şairlerimiz tarafından asırlarca önce dile getirilmiştir. Dile getirilmekle kalmamış, bir yaşam biçimi olarak telakki edilmiştir.

İslâm’ın tesir ettiği dil ve edebiyatlar elbette Arap, Fars ve Türk edebiyatlarından ibaret değildir. Asya’da Hindistan ve çevresinde kullanılan alt dillerin (Sindi, Pencabi, Keşmiri, Gucerati, Bengali) hepsi İslâm ruhunu yansıtır. İslâm’ın etkisinde kalmış bu diller İslâmî karakterli geniş edebiyatlar meydana getirmişlerdir. Ayrıca 15. asırdan itibaren oluşan Urduca (Pakistan), kendine has büyük bir şiir ve nesir edebiyatı oluşturarak mühim bir İslâmî dil konumuna gelmiştir.

Afrika’da da diğer kıtalara benzer gelişmeler görülmektedir. İslâm, bu kıtada yayılmaya başlayınca bölgesel diller Arap edebiyatının ruhunu ve şekillerini yansıtmaya başlamışlardır. Asırlar boyunca Müslüman Afrika’da büyük bir edebiyat geleneğinin ortaya çıktığı görülür. Bir kısmı sözlü olan bu edebiyatlar ancak çok sonraları genellikle Latin alfabesiyle yazıya geçmiştir. Diğerleri Arap alfabesini benimsemiş ve oldukça önemli bir yazılı edebiyat geliştirmişlerdir.

Doğu Asya’daki İslâm topraklarında yine İslâmi Arap edebiyatının doğrudan etkisi görülmektedir. Genelde Hz. Peygamberin yaşamını konu alan İmam Gazali ve Molla Cami’nin tasavvufî eserlerine dayanan bir edebiyat geleneği söz konusudur. Çin Müslümanları arasında da önemli bir İslâmi edebiyat geleneği inkişaf etmiştir.

İslâm medeniyetinde şiire özel bir önem verilmiştir. Şiirin tüm Müslümanlar arasında önemli bir yeri vardır. Buna karşın İslâmî hüviyete sahip edebiyatlarda roman türü Batı edebiyatlarında olduğu kadar yaygınlık kazanmamıştır. Bunun temelinde romanlarda dinen kabul görmeyen öznel ve hayali bir dünya kurgulanmasıdır.

Elbette İslâmî edebiyat geleneğinde roman ve tiyatro türünde eserler de mevcuttur. Ancak bu mevcudiyet Batı edebiyatlarındaki kadar yoğun değildir.
İslâm edebiyatı bir bütün olarak değerlendirildiğinde bir yanda dini ve destansı şiire, diğer yanda masal anlatımına aittir. Bunlar Kur’ân-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde bulunan değerlerle bezenmiştir. Ayrıca Müslüman’a dünya yolculuğu boyunca öğrenmesi gerektiği derin ahlâkî dersler vermiştir. İslâmî edebiyat İlâhî vahiyden ve Hz. Peygamber’in sözlerinden o kadar etkilenmiştir ki, Müslümanların bütün edebi faaliyeti İslâm dininin değer ve öğretileri altında gerçekleşmiştir.

Her nimetin bir şükrü, şükrü gerektiren her nimetin de bir hesabı vardır. Nimetler hayır yolunda kullanılması için insanlara ihsan edilmiştir. Konuşabilme ve düşünebilme yeteneği insanları diğer varlıklardan ayıran hususiyetlerden olarak güzel dinimizin sinelerdeki ilham, irşat, ihsan ve heyecanını “güzel sözle Hakk’a çağırmak” bağlamında görüp dilin güzel kullanımıyla insanları hidayet yoluna sevk etme çabası müminlerin bir görevidir. Allah’ım nimetleri maksadına muvafık olarak kullanmayı nasip etsin. Allah’a emanet olun...
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.