Özlenen Rehber Dergisi

18.Sayı

El-mütekebbir

Sultan ÇONGAOĞL Özlenen Rehber Dergisi 18. Sayı
’Büyüklükte eşi benzeri olmayan ve her hadisede büyüklüğünü gösteren’
&

Mütekebbir, büyük anlamına gelen Kebîr ismiyle yakın anlamdadır. Fakat bu ismin ifade ettiği büyüklük, özel bir büyüklüktür. Bundan dolayı şu şekillerde tanımlanmaktadır:
’Büyüklüğün kemâlinde, her şeyden yüce’(1)
’Her türlü kötülükten yüce ve münezzeh’(2)
’Yaratıklarının sıfatlarından yüce ve taşkınlara karşı büyüklüğünü koruyan ve onları helak eden’(3)
’Kullarına zulmetmekten yüce olan’(4)
Allah (c.c.) hakkında el-Mütekebbir, kötü bir vasıf olan gurur ve kibir anlamındaki özentiyi, diğer varlıklara tepeden bakmayı değil de, büyüklükte eşsizlik ve bu vasfa tek başına sahip olmayı ifade eder,(5) yani bu vasfın sadece O’na âit olduğunu belirtir.
Kur’ân-ı Kerîm’de bir çok yerde insanlar hakkında; ’büyüklük taslayan’ anlamında yer alan(6) ’Mütekebbir’ kelimesi, yalnız bir defa ’elif lâm’lı ve mutlak olarak Allah için kullanılmıştır. Geçtiği âyette birçok kemâl sıfatlarıyla birlikte zikrolunur.(7)
Elmalılı, bu ismi açıklarken özetle şöyle demektedir: ’Allah Teâlâ, söz konusu sıfatlarla vasıflandırıldıktan sonra, O’nun mahluklardan hiçbirine benzemediğini ve müşriklerin hayal etmek istedikleri şirk unsurlarından beri olduğunu bir daha açık bir şekilde anlatmak için buyuruluyor ki:

’Allah onların koştukları şirkten münezzehtir.’ Yani yaratıklardan bazıları kibirlenerek, zorbalık yapmak isteyerek, yahut öyle yapmak isteyenlere aşırı sevgi bağlayarak Allah’ın zikredilen sıfatlarına şirk koşuyorlar. Halbuki Allah şirklerden münezzehtir. O şirk koşulan şeyler Allah’tan çok uzaktır. O’nun yüceliği ve büyüklüğü onlarınkine benzemez. Çünkü onlar kendi nefislerinde mahluk ve esasen noksan varlıklardır.(8)’
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Allah’ın Rasûl’ü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
’Allah Teâlâ şöyle buyurdu: ’Yücelik ve kudret (izzet) Benim izârım, büyüklük de Benim ridâm sayılır. Bunlardan biri kendisinde de varmış gibi davranan olursa, onun cezasını veririm.’(9)
Büyüklüğü, yüceliği bir elbiseye benzetecek olursak, bunlar Cenâb-ı Hakk’ın elbisesi gibidir. O’nun elbisesini giymeye, bunlar benim elbisemdir diye o özellikleri sahiplenmeye kimsenin hakkı yoktur. Zira bir elbiseyi aynı anda iki kişinin giymesi mümkün değildir.
Büyüklük taslayanı yüce Allah yüzü üstü yere indirir. Âlemde ve yaratılmışlar içinde ilk defa kendini büyük gören şeytan olmuştur. Şeytan ise kıyamete kadar lanet oklarına hedeftir. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz, şeytanın izinden gidenlerin, zerre kadar dahi olsa o hissi, ahlâkı taşıyanların cennete giremeyeceklerini ve o mahşer gününde Cenâb-ı Hakk’ın böyle kişilerin yüzüne bakmayacağını bildiriyor.
Kendini yüksek görmeye çalışmak, hakikatte kendinin iflasına uğraşmak demektir. Çünkü tekebbür denilen haslet, bütün feyizlerin, saadetlerin nefsimizde ve ruhumuzda yer tutmasına engel olur.
Gökten inen rahmet yüksek yerlerde durmaz, engin yerlere dökülür. Üstelik o yüksek yerlerden geçerken oralarda bulunan ve yerden biten şeylerin büyümesine, kuvvetlenmesine, güzelleşmesine yarayan kıymetli ve kimyevî maddeleri de beraber sürükler, o engin yerlere döker. Bu sûretle bütün feyiz ve bereket oralarda husûle gelir.
Kibirli kalbe îman taht kurmaz. Başka bir ifadeyle Allah’tan başkasının taht kurduğu bir kalbe Allah’a îman gelip oturmaz. Hareket ve davranışlarıyla kibri, gururu temsil eden adamın da durumu budur. Hadiste böyle bir insan, ’eteklerini yere sürüye sürüye yürüyen’ olarak ele alınmaktadır.
Kullardan gerçek mânâda mütekebbir, zâhid ve ârif olandır. Ârifin zühdü ne demektir? Onun manası nedir? Manası; kendisini o ulvî düşüncesinden ve yüce sırrından alıkoyacak yaratıklardan tahliye etmesi, Allah’tan başka her şeyden (dünya metaından) kendisini üstün görmesi (vakarlı olması, heva ve hevesin, dünya metaının kulu olarak zillette olmaması), dünyayı küçümsemesi, kendisini Hakk’tan ırak edecek her şeyden yüz çevirmesidir. İşte ârifin zühdünün manası budur. Gerçek mânâda mütekebbir (olan kul, yani Allah’ın mütekebbir sıfatıyla sıfatlanan, ismi ile isimlenen, ahlâkıyla ahlâklanan,) her şehveti hakir gören, hayvanların bile nasibi olan her zevke sırt çevirendir.(10)
Ârif olmayanın zühdü; bir nevi alışverişten ibarettir. Âhiret metaını dünya metaıyla satın alır. Veresiye alışverişteki kâr ve kazanca tamah ederek peşin alışverişi terk eder.
Cenâb-ı Hakk cümlemizi ’el-Mütekebbir’ isminin sırrına mazhar olanlardan eylesin!

Kaynakça:
1. Taberî, Tefsir XXVIII, 56.
2. İbn-i Kesîr, Tefsir VIII, 106 (Katâde’den).
3. İbnü’l-Esîr, En-Nihâye, IV: 139-140.
4. Lisânu’l-Arap, K-b-r mad., V, s.125.
5. Beyhâkî, Kitâbu’l-Esmâ ve’s-Sıfât, s.72-73.
6. el-Mü’min, 40/27, en-Nahl 16/29.
7. el-Haşr, 59/ 23.
8. M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c.7, s.526.
9. Ebû Davûd, Libâs 26, İbn-i Mâce, Zühd 16.
10. Gazâli, Esmâu’l-Hüsnâ Şerhi, Merve Yay., s.94-95.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

  • BİR KUL

    NE GÜZEL.ALLAH(C.C)SİZLERDEN RAZI OLSUN...

1 kişi yorum yazdı.