Özlenen Rehber Dergisi

38.Sayı

Hatice Bint-i Hüveylid (r.anhâ)

Yılmaz KOÇDOĞAN Özlenen Rehber Dergisi 38. Sayı
Hz. Hatice (r.anhâ), Hüveylid b. Esed b. Abdu’l-Uzzâ b. Kusayy’ın kızıdır. Hatice (r.anhâ)’nın nesebi, Rasûlullah (s.a.v.)’in nesebi ile Kusay’da birleşir ki, Rasûlullah (s.a.v)’in hanımlarının nesep yönünden kendisine en yakın olanı odur. Cahiliye devrinde ’Hatice Tâhire’ diye çağrılırdı.

Hz. Hatice, Peygamber Efendimizle evlenmeden önce iki evlilik yapmıştı. İlk evliliğini Atîk b. Azîz ile yaptı ve ondan bir kızı vardı. Onun ölümünden sonra ikinci zevci Ebû Hâle Hind b. Zürâre et-Temîmî’den de bir oğlu dünyaya gelmiştir.

Hz. Hatice ticaretle uğraşan, zengin, haysiyetli, şerefli ve güzel bir kadındı. Mekke’nin soyluları ve zenginleri onunla evlenmek istemişler; fakat Hz. Hatice’den bir karşılık bulamamışlardı. Hz. Hatice’nin Şam’a gönderdiği kervana Hz. Muhammed (s.a.v.) başkanlık etmiş, çok bereketli ve iyi bir yolculuktan sonra Mekke’ye dönmüşlerdi. Hz. Hatice kervanla birlikte Peygamberimiz (s.a.v.)’in hizmetini görmesi için kölesi Meysere’yi de göndermişti. Dönüşte Meysere, yolculuk esnasında Peygamberimiz’den sadır olan harikulade halleri Hz. Hatice’ye bir bir anlattı. Hz. Hatice bu ticaret kervanından çok memnun kaldı. Daha önce gönderdiği kervanlara nazaran daha fazla kar elde etti. Zaten kendisini ve ahlâkını çok takdir ettiği Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında Meysere’nin anlattıklarını da dinleyince O’na olan itimadı ve sevgisi daha da arttı ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’e evlenme teklif etti. Hz. Peygamber (s.a.v.) durumu amcası Ebû Tâlib’e açtı. Ebû Tâlib ve Hamza bu çağrıya olumlu cevap vermek ve Hz. Hatice’yi istemek için Hz. Hatice’nin evine gittiler. Ebû Tâlib bir konuşma yaptı.

’Muhakkak ki Muhammed, Kureyş’ten hangi gençle kıyaslansa şeref, yiğitlik, fazilet ve akıl bakımından üstün gelir. Gerçi malı azdır. Ama mal dediğin nedir ki? Geçici bir gölge, alınır verilir bir emanetten başka bir şey değildir.? Hz. Hatice’nin amcası Amr b. Esed b. Abdül-Uzzâ b. Kusayy da Hz. Hatice’yi övdü ve onu Hz. Muhammed (s.a.v.)’e nikâhladı. Mehir olarak 20 erkek deve veya 500 dirhem altın tespit edildi. Nikâhtan sonra develer kesildi, yemekler yenildi. Hatice (r.anhâ)’nın evi eşe, dosta açıldı. Gelenler arasında Fahr-i Kâinatın sütannesi Halîme de vardı. Sütoğlunun düğününde bulunmak için ta Sa’d kabilesinden çıkıp gelmişti. Bu mübarek kadın ertesi gün, şerefli ve cömert gelinin bağışladığı kırk baş koyunla kabilesine dönecektir.

Rasûlullah (s.a.v.), Hatice (r.anhâ) ile evlendiğinde 25 yaşında, Hz. Hatice ise 40 yaşında idi. Bu izdivaç 25 sene sürmüştür. Hz. Hatice, 64 yaşında iken vefat etmiştir. Allah’ın rızasını, yuvasının mutluluğunu, dünya ve ahiret huzur ve saadetini düşünen bütün anneler için en güzel örneği teşkil eden Hz. Hatice (r.anhâ), nübüvvetin onuncu yılında, ramazan ayında, Ebû Tâlib’in vefatından 3 gün sonra vefat etti ve Hacûn kabristanına defnedildi. Hz. Hatice ve Ebû Tâlib’in ölüm yılına Müslümanlar hüzün yılı adını vermişlerdir.

Bu izdivaçtan, Kasım Abdullah, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Fâtımâ (r.anhüm) isimlerinde altı çocuğu dünyaya gelmiştir. İki oğulları kendileri hayatta iken vefat etmişlerdir. Kızlarının hepsi de Müslüman olmuştur. Üçü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den önce vefat etmiştir. Peygamberimizin irtihali sırasında yalnız Hz. Fâtımâ (r.anhâ) hayatta idi. Peygamberimizin nesebi Hz. Fâtımâ’nın evlat ve ahfadıyla devam etmiştir.

On beş yıl bu evlilik mutluluk dolu olarak geçecekti. Ülfet ve devamlılıkla süslenmiş olarak zaman ikisinin de üzerini, senelerce sükûnet ve huzur verici örtüsüyle kuşattı. Bu süre içerisinde Fahr-i Kâinat sevgi pınarından doya doya içip kandı. Bu onun, öksüz olarak geçirdiği maziye bir karşılık, istikbalde karşılaşacağı büyük meşguliyetlere ve mücadelelere de bir hazırlıktı.
Kadınların efendisi Hz. Hatice ’Büyük (Kübrâ) ve Temiz (Tâhira)? idi. O, cihan denilen sarayın altın taçlı sultanıydı. Hem öyle bir sultandı ki, Nebiler Nebisi onun hakkında şöyle buyurmuştur: ’Hiç şüphe yok ki ben, onun sevgisi ile rızıklandırılmışımdır.? (Müslim) Bu Peygamber sevgisine karşı Hz. Hatice’nin sevgisi de bir başka güzellikteydi. O, bütün gönlüyle Kâinatın Fahri’ni sevdi. O’nun bütün dertlerini, üzüntülerini paylaşırdı. O’na, huzur ve saadet kucağını tatlı bir tebessüm ve aydınlık bir yüzle açtı. İşte bu sevgi denizinde kendisini kaybeden Hatice (r.anhâ), Cennet kadınlarının en üstünlerinden birisi olma şerefine nail oldu. Varlığın sebebi olan Cenâb-ı Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: ’Cennet kadınlarının üstünü dörttür: Meryem, Fâtımâ, Hatice ve Âsiye’dir.? (Buhârî).

Allah’ın Habîbi, ömrünün en olgun çağını Hz. Hatice ile geçirmişti. O hayatta iken başkası ile evlenmeyi düşünmemişti. Onun ölümünden sonra da bütün hayatı boyunca onu andı. Onun sevdiklerini sevdi. Onun dostlarını, ahbaplarını, yakınlarını hayatında olduğu gibi ölümünden sonra da hiçbir şeyden mahrum etmedi. Bir gün huzurlarına ihtiyar bir kadın geldi. Allah’ın Rasûlü, ona fazlasıyla ikramda bulundu. Mukaddes hırkasını çıkarıp yere serdi ve ihtiyar kadını üzerine oturttu. Kadın gittikten sonra İsmet saadeti Hz. Âişe (r.anhâ) biricik eşine sordu:

? ’Ey Allah’ın Rasûlü! Kimdi bu ihtiyar kadın?? Ondan şu cevabı aldı:
? ’Hatice’nin ziyaretçisi ve dostlarından biri.?
Evliliğinin 15. yılları. Gözünün nuru inzivaya çekilmekte, yalnızlığı seçmekte ve sürekli tefekkürde. Hıra dağına sık sık gider oldu. Hz. Hatice, O’nu rahatsız etmeden takipte. Bazen kendisi ile bazen arkasından erzak göndermekte. Bazen evlatlığı Zeyd korumasında temiz eş sabırla beklemekte. Bir Kadir gecesi peygamberliğine ait vahyi almıştı Cenâb-ı Rasûl. Allah Azîmüşşân, O’nu bütün peygamberlerin sonuncusu, peygamberlik müessesesinin mührü seçmiş, insanları Allah’ın nimetiyle müjdelemek, azabıyla korkutmak üzere görevlendirmişti. ’Zemmîlûnî, zemmîlûnî / Beni örtün, beni örtün!? İsmet ve iffet timsali kadın, şefkat, muhabbet ve itina ile Allah’ın elçisini yatağına yatırdı.

Diyâr-ı Bekrî’nin rivayet ettiğine göre; Nebiler Sultanı’nın mübarek zevcesi Hz. Hatice, Kâinatın Efendisi’ni karşıladı. Yüzüne dikkatli dikkatli bakarak, O’nu alnından defalarca öptü, sonra şöyle dedi:

? ’Babam anam sana feda olsun! Ben, senin yüzünde şimdiye kadar hiç görmediğim bir nur görüyor, sende şimdiye kadar hiç duymadığım bir korku duyuyorum.? Allah’ın Elçisi kendine gelip başından geçenleri bir bir anlattı ve dedi ki:

? ’Korkuyorum ki ey Hatice, bana bir zarar erişmesin.? Hz. Hatice anlayış ve şefkatle O’nu sardı. Bütün yumuşaklığı ile ve kesin bir inançla şu cevabı verdi:

? ’Ey insanların en hayırlısı! Allah bizi gözetir. Sevin ey amcamın oğlu! Hatice’nin canı, kudreti elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ben senin, bu ümmetin peygamberi olacağını umuyorum. Vallahi, Allah seni hiçbir zaman perişan ve rüsva etmez. Çünkü sen, akrabayla ilgiyi devam ettirirsin. Sözü doğru söylersin. Biçarelerin yükünü yüklenirsin, misafiri ağırlar, sıkıntılarını gidermelerine yardımcı olursun.? (Es-Sîra, El-İsabe) Hz. Hatice’nin bu sözleri üzerine içi açıldı, korkusu gitti. Rahatlık ve kalp huzuruyla doldu.

Hz. Hatice’nin amcazadesi Varaka bin Nevfel’in evine gidiş ve Varaka’nın; ’Canım kudretinin elinde olan Yaratan’a yemin olsun ki ey Hatice, şayet bana doğru söylüyorsan, Hz. Musa ve Hz. İsa’ya gelen Nâmûs-u Ekber (Cebrail) gelmiş Muhammed’e? Kesinlikle O, bu ümmetin peygamberidir.? (Buhârî)

Rabbinin kendisi için seçtiği temiz eş, kocasını tebrik etti ve hemen iman ederek İslâm’da ilk iman eden kimse olma şerefine nail oldu. Hatice’den sonra milyonlarca kadın İslâm’a girecektir; ancak o, Kahraman Peygamber’in hayatındaki rolü için Allah’ın seçtiği ilk Müslüman olma özelliğini koruyacaktır. Müslüman olsun olmasın tarihçiler, bu rolü belirteceklerdir. Bunun için Bodley şöyle diyecektir:

’Hatice’nin severek evlendiği şahsa olan sağlam güveni, bu gün yeryüzü halkından her yedi kişiden birisinin din olarak bağlandığı inancın ilk dönemlerindeki sağlam bağlılık ortamının oluşmasında en büyük etken olmuştur.?

Ve Varaka’nın devam eden şu sözleri; ’Nefsim kudretinin elinde olan Allah’a yemin ederim ki, gerçekten sen bu ümmetin Peygamberisin. Yalanlanacak, yurdundan çıkarılacaksın ve seninle savaşacaklar. Keşke o güne ben de yetişsem de sana yardım etsem.? Rasûlullah (s.a.v.): ’Onlar beni ülkemden çıkaracaklar mı?? Varaka: ’Evet, senin getirdiğin gibi vahiy getiren her peygamber, bu düşmanlığa maruz kalmıştır.? dedi ve Rasûl-ü Ekrem’i alnından öptü.

Bundan sonra çok zor bir dönem başlamıştı. Bu zor dönemde yine sevgili zevcesi yanı başında duruyor, senelerce eziyet ve işkencenin her çeşidine ve en ağırına dayanabilmesi için bütün varlığını harcıyordu. Ebû Tâlib yurdunda üç sene muhasaraya maruz kaldılar. Dışlandılar, kimse onlarla alışveriş yapmadı, kız alıp vermediler, tecrit edildiler. Neticede bu dosdoğru iman ve kahramanca direniş karşısında muhasara hattı çöktü. Muhasaranın çöküşünden 6 ay sonra amca Ebû Tâlib vefat etti. O, yeğeni için sadakatli bir baba, bir kefil, koruyucu ve Kureyş’in tağutları önünde aşılmaz bir engeldi. Üç gün sonra, karşılaştığı günden itibaren kendisini sevgisinde yok ettiği zevcesi, kendisini her hususta tasdik edip doğrulayan, seneler öncesinde bir Kadir gecesinin fecrinde gelen risaletine iman eden, son nefesine kadar hep yanında olup cihadına iştirak eden Hz. Hatice (r.anhâ), yanı başında ruhunu Rabbine teslim etti. Hayatı boyunca o, Peygamberi olan zevcine sükûnet kucağı, bir anne gibi şefkat ve sevgi sığınağı olmuştu. Mübarek canı, hoşnut olarak Rabbine döndü.
O, gerek yüce Rabbinin, gerekse Nebiler Sultanı’nın yanında en büyük rütbeye ermişti. Öyle ki, Cebrail (a.s.) bir gün Azîz ve Celîl olan Allah’tan ona selam getirmişti.

’Ey Allah’ın Rasûlü! İşte bu Hatice’dir. Sana doğru gelmektedir. Yanında bir kap var, içinde de katık vardır. Ona, Azîz ve Celîl olan Rabbin’den ve benden selam söyle. Ve kendisine Cennet’te inciden yapılmış bir saray da müjdele ki, onun içinde gürültü patırtı yok, çalışma ve meşakkat yoktur.? (Müslim)
Onun vefatından sonra Peygamber’in evine başka zevceler de geldi; ama O’nun kalbi bütün samimiyeti ile bu ilk zevcesine ait olacaktı. Çünkü o, çeyrek asır boyunca erkeğinin, evinin tek sevgili ve şefkatli kadınıydı. O’na hiçbir kadın bu süre içinde ortak olamamıştı. Gelen bu zevcelerden çocuğu olanlar, güzel olanlar, soylu ve mevki sahibi olanlar da vardı. Ancak hiç biri Hatice’yi bu evdeki mevkiinden uzaklaştıramadığı gibi, sevgili zevcinin gönlünde taht kuran hatıraları derecesinde bir mevki de elde edemediler.

İbn-i İshâk şöyle der: ’Cenâb-ı Hak, hoşlanmadığı bir şey işittiğinde bundan son derece müteessir olan Allah Rasûlü’nü, davetini reddeden ve kendisini yalanlayan kafirlere karşı, Hz. Hatice vasıtası ile sükuna erdirir, rahatlatır, teskin ederdi. İşte âlemde örnek alınacak bir hanım varsa, o, Hatîce-i Kübrâ’dır. İslâm büyüklerinin ölçüsü olan; kadınların erlerine hizmetleri, muhabbet ve izzet göstermeleri Hz. Hatice’nin sünnetidir.?
Hz. Hatice (r.anhâ), Rasûlullah (s.a.v.)’in ailesinin ve bütün ümmetin annesidir. Allah ondan razı olsun!

Faydalanılan Eserler:
1. Rasûlullah (s.a.v.)’in Annesi ve Hanımları.
2. Prof. Âişe Abdurrahman bintü’ş-Şâtı, Hz. Hatice.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.