Özlenen Rehber Dergisi

53.Sayı

Üç Aylar ve Yenilenme...

osman şen Özlenen Rehber Dergisi 53. Sayı
Allah’ın rahmetiyle başlayan Peygamber Efendimizin şefkat ve merhametiyle devam eden ve biz aciz kulların yaptığı amellerin karşılıksız bırakılmadığı üç aylar, çok büyük bir kıymete haizdir.

Recep ayı, “üç aylar” olarak bilinen mübarek bir mevsimin ilk ayıdır. Recep ayı, gerek İslâm’dan önce, gerekse İslâm’dan sonra da mukaddes olarak bilinir. İslâm dini gelmeden önce bu ay girer girmez, Arap kabileleri arasın-da savaş yapmak, baskın ve çapulculuk yapmak yasaklanır, herkes bu ayda kendisini emniyet ve selâmette hissederdi. İslâm güneşinin doğmasından sonra da -ilâhi hikmet ve takdir gereğince- bu aya olan hürmet devam ettirildi. Bu ay Regaip ve Miraç gibi mübarek geceler ve ilâhi tecellilerle şeref­lendirildi. Ülkemizde de asırlardır bir “üç aylar” geleneği oluşmuş, Ramazan’a hazırlık bununla başlar hale gelmiştir.

Recep, tazim ve saygı anlamına gelir. İslâm öncesi Araplar recep ayına ayrı bir ehemmiyet verirler, saygı gösterirlerdi. Recep ayı gelince kılıçlar kınına sokulur, oklar torbalarına yerleştirilir, derin ve kanlı husumetlerin üzerine geçici de olsa bir sükûnet örtüsü çekilirdi. Artık o gürültülü ve korkunç çöller tatlı bir huzurun baharına dalar, her taraf bir güven ve selâmet sahasına dönerdi. Öyle ki, bu ayda bir kimse babasının katiline rastlasa bile başını kaldırıp kaşına bakmazdı.

Bu aya sükûnet mevsimi olmasından, işlenen günah ve hataların affedilmesinden ve mü-minlerin sadece ibadet ve sevaplarına şahitlik etmesinden dolayı “sağır ay”, mü’minlere eziyet ve zahmet vermemesi için şeytanların taşlanmasından, kovulup uzaklaştırılmasından dolayı “recm ayı”, oruçlu geçirenlerin günah ve hatalarından temizlenip paklanmasından dolayı da “mutahhar ayı” denilmiştir.

Recep ayının peygamberler tarihinde ayrı bir yeri vardır. Meselâ, Nuh (a.s.) ve kavmi recep ayında gemiye binmiş ve tufandan kurtulmuşlardır.

Regaip ve Miraç gibi mübarek geceleri içinde bulundurması, ayrıca Kur’ân’da haram ayları olarak geçen dört aydan birisi olması faziletini daha da arttırmaktadır.

Bu mübarek aylar içerisinde öyle feyizli geceler vardır ki, Yüce Allah’ın rahmet ve mağfireti bu gecelerde mü’minler üzerine yağmur gibi yağar. Recep ayının ilk Cuma gecesi olan Regaip Kandili, Allah Teâlâ’nın kullarına bol bol bağışta bulunduğu, az ibadetlerine karşılık çok ecir verdiği bir rağbet gecesidir. Regaip Gecesi, duaların kabul olunduğu ve Allah’ın ihsan ve ikramının bol olduğu bir gecedir. Regaip Kandili, Recep ayının 27. gecesindeki Miraç ve şâban ayının 15. gecesindeki Berat kandillerini, Ramazan ayını, Kadir gecesini, Ramazan ve Kurban Bayramlarını müjdeleyen mübarek bir gecedir.

Miraç gecesi, Allah’ın, kulu ve Rasûlü Hz. Muhammed (s.a.v.)‘i; Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya ve oradan da göklerin ilâhî derinliklerine yükselttiği gecedir. Miraç gecesi, Yüce Allah’ın, Sevgili Peygamberimiz’e büyük hakikatlerin ilâhî sırlarını gösterdiği, vasıtaları kaldırarak ilahî vahye muhatap kıldığı, kendi âyetlerini ve kâinatın sırlarını seyrettirdiği, mü’minlere namazın farz kılındığı ve biz müslümanlar için de ilâhî lütuf­larla dolu olan mübârek bir gecedir.

Ayrıca recep ayı günahların affedildiği aydır.”Estağfirullâhe’l-Azîme’llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü’l-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.” Mânâsı: “Hayat sahibi olan, her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tan mağfiret dilerim. Kendi nefsine zulmetmiş kulun tövbesi gibi Ona tövbe ederim. Öyle bir kul ki, kendi nefsi adına ne ölüme, ne hayata ve ne de tekrar dirilmeye sahip değildir.” (Mecmûatü’l-Ahzâb, 1/599) diyerek bol bol tövbe edilir.

Üç ayların ikincisi olan şâban ayı da Peygamber Efendimiz’in “Benim ayım” dediği aydır.

Şâban kelime olarak çeşitli manalara gelmektedir. Dallanıp budaklanarak büyüyüp gelişen demek olduğu gibi “şiib” kelimesinden türe­yen dağ yolu manasına da gelmektedir. Kişiyi Rabbine götüren bir yol ki, bu yolda yürümek dağda yürümek gibi zor ve meşakkatlidir. Çalışma, gayret heyecan ve samimiyet ister. Bunu yapabilenler için de kolaylık ve rahmetlerle doludur.

Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Nefsine yenik düşen, yokuşu aşamaz. Sen yokuşun ne olduğunu bilir misin? O; köle azat etmek, açlık gününde yetimi doyurmak, peri­şan haldeki fakire bakmaktır. Sonra İman eden, sabır ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.” (Beled sûresi, 90/11-17)

Şâban ayının Araplar arasındaki eski adı ‘Azil’ olmakla birlikte onlar, şâban ayına “Şehrullâhi’l-Muazzam”, “Şehru’l-Kerâme” ve “Şehru’l-Kasîr” de demişlerdir.
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)‘e; “Ramazan’dan sonra hangi oruç daha faziletlidir?” diye soruldu. Buyurdu ki: “Ramazan’ı ta­zim için tutulan şâban orucu!” Tekrar soruldu: “Hangi sadaka daha faziletlidir?” “Ramazan’da verilen sadaka!” cevabını verdi.” (Tirmizî, Zekât 28)

Berat Kandili şâban ayının ilk yarısı gecesidir. Berat lügatte; borçtan, hastalıklardan, suç ve cezadan kurtulmak, nişan, şehadetname, ferman manalarına gelir. Dinimizde ise, günahlardan kurtulmak, manen temize çıkmak, ilâhî af ve rahmete ulaşma demektir.

Bu geceye; bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle “Mübarek Gece”, işledikleri hata, kusur ve günahları itiraf edip Cenâb-ı Hakk’a tevbe ve istiğfarda bulunan Müslümanların ilâhî rahmete nail olup affedilecekleri umulduğu için “Mağfiret Gecesi”, kulların ilâhî rahmet ve ihsana kavuşmaları nedeniyle “Rahmet Gecesi”, geçmiş bir senelik ameller Mevlâ’ya arz edilip gelecek bir senelik ameller de kaydedildiği için “Kısmet ve Takdir Gecesi” gibi adlar verilmiştir.

Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan, Mekke’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin; hicretin ikinci yılında Berat Gecesi’nde vuku bulduğunu kabul etmeleri de bu geceye ayrı bir önem kazandırmıştır. (Gunyetü’t-Talibin, Abdulkadir Geylanî)

Bu gece yapılan ibadetlerin fazileti büyüktür. Bu bakımdan Allah Rasûlü (s.a.v.), bu gece her zamankinden daha çok ibadet ve taatte bulunmuş ve şöyle buyurmuştur: “Şâban ayının yarısı (Berat Gecesi) olduğunda, gecesinde kalkın ibadet edin, gündüzünde de oruç tutun!...” (İbni Mâce, İkâme 191)

Yüce Mevlâ bu gece rahmetini bol bol ihsan eder. Nitekim Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır; “Çünkü Allah Teâlâ Hazretleri, o gün, güneşin batmasıyla, dünya semasına iner ve şöyle buyurur; ‘Bana istiğfar eden yok mu, mağfiret edeyim! Benden rızık isteyen yok mu, rızık vereyim! Belaya maruz kalan yok mu, afiyet vereyim! Şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu?” (İbn-i Mâce, İkâme 191) Diğer bir hadîs-i şerifte ise Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâla Hazretleri, Nısf-u Şâban (Berat) Gecesi’nde dünya semasına iner ve Kelb Kabîlesi’nin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder.” (Tirmizî, Savm 39)

Bu gece müminler için af ve mağfiret gecesidir. Bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah Teâlâ Hazretleri, Şâban ayının on beşinci gecesi (kullarına rahmetle) nazar eder ve müşrikle, müşâhin (kindar, bencil) hariç herkese mağfiret buyurur.” (İbn-i Mâce) Yine Rasûlullah (s.a.v.) buyurmuştur ki: “Yüce Allah bu gece bütün müslümanlara mağfiret buyurur; ancak kâhin, sihirbaz yahut müşâhin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan yahut ana-babasını inciten ve zinaya ısrarla devam eden müstesna.” (Bkz. F. Râzî; Elmalılı Hamdi Yazır)

Bu gece Peygamberimiz’e şefaat hakkı verilmiştir. “Rasûlullah (s.a.v.) şâban ayının on üçüncü gecesi ümmetine şefaat etmek için dua edip yalvardı; kendisine, ümmetinin üçte birine şefaat etme izni verildi. On dördüncü gecesi yine dua edip yalvardı; bu sefer üçte ikisine şefaat etme yetkisi verildi. On beşinci gecesi bir daha yalvardı; bu sefer de kaçak develer gibi Allah’tan kaçanlar dışında bütün ümmetine şefaat etme izni verildi.” (Ebû Dâvûd)

Peygamber Efendimiz ümmeti için hep duada bulunmuş ümmetinin günahlarının affedilme­sini istemiş ve yine ümmeti için şefaat hakkı istemiştir. Ümmet için vazife de o kapıyı ganimet bilerek Efendimiz’e layık olmaya çalışmak, ona yakınlık için yol bulmak ve getirdiği bu dini nefsimizde-neslimizde diri tutmaya çalışmaktır. İşte bu aylar bu güzellikleri kazanmada vesile ve başlangıç olacaktır.
Hikmet ehli âlimlerimiz üç aylar olarak bildiğimiz recep, şâban ve ramazan için şöyle demişlerdir:

Recep eza ve cefayı terk içindir, şâban amel ve vefa içindir, ramazan sıdk ve safa içindir.

Recep tövbe ve pişmanlık ayıdır, şâban muhabbet ayıdır, ramazan kurbet (Allah’a yakınlık) ayıdır.

Recep hürmet ayıdır, şâban hizmet ayıdır, ramazan nimet ayıdır.

Büyük tasavvuf ehli Zünnün Mısrî de:

“Recep ekme ayıdır, şâban sulama ayıdır, ramazan derleyip toplama ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer, ne yaparsa cezasını çeker. Bir kimse ekimi bırakırsa, hasat zamanı ekmediğine pişman olur. Kıyamet gününde ise çok kötü duruma düşer.” (Abdülkadir Geylânî, Üç Aylar ve Faziletleri) demiştir.

Müslümanlar Allah Teâlâ’ya devamlı dua ederler, özellikle müstesna olan bu ay ve gecelerde duaları zirveye çıkar. Çünkü Rasul-i Ekrem Efendimiz “Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar kabul olur. Receb’in ilk gecesi, şâbanın yarısı gecesi (Berat Kandili) cum’a gecesi ve bayram geceleri.” (Muhtar’ul Ehadis s:73) buyurmuş ve kendileri de; “Allahumme barik lena fi Recebe ve şa’ban ve belliğna ramazan.” Manası:”Allah’ım! Receb ve şâbanı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi ramazana ulaştır.” (Camiü’s-Sağîr, 2/90) diye dua etmiş ve ümmetinin de bu duayı yapmasını istemiştir.

Hz. Ali (k.v.) ise: “Allah’ım, beni bağışla, beni bağışlamakla sana bir zarar gelmez. Bana nimetlerini ihsan et, bana vermekle Sen’in ihsanın azalmaz. Sen’in rahmetin geniş ve boldur. Hikmetlerin ise hoş ve güzeldir.” diye duada bulunmuştur.

Bazı Selef-i Sâlihîn’den büyüklerimiz de bu gecelerinde şöyle dua etmişler; “Allah’ım, sana mahzun gönlümle, isteklerini kabul buyurduğun dostlarının duası ile niyaz ediyorum. Zâtına eriştirdiğin ve Sen’in rızanı isteyenlerin dili ile Sen’den talep ediyorum. Umarım Sen’in ululuğundan, Sen’i bileyim ve kulluk edeyim.

Biz aciz kullar da Rabbimizden şunu dileriz. Ya Rabbi onca günahımızdan dolayı bizlere gazap etme, bizlere bizden daha yakın olan Rasûlünü gönderdin, onu çok sevdin, onun vasıtasıyla insanlara genişlik güzellikler ihsan ettin, kullarının günahlarının affedilmesi için şefaat hakkı tanıdın. Ya Rabbi! Bizleri o Rasûlünden ayırma, ona yakın olan yolları bizlere kolaylaştır. Gönlümüzü Efendimize onu canı gibi seven dostlarına aç ve bizlere gayret ver. Ey kalplerin tasarrufu elinde olan Rabbim! Bizlerin kalplerini Habibine, Zâtına ve itaatine yönlendir. Bu mübarek aylar geçmişin muhasebesini yaparak, geleceğe azim ve enerji dolu bir şevkle atılmak için iyi bir imkândır. Hayatımızda adeta yenilenmemize vesile olan mübarek üç aylar ve kandiller, dünyevî meşguliyetlerimizden sıyrı­lıp, yaratılış gayemizi düşünmemiz; yaratan ve yaratılanlarla olan münasebetlerimizi değerlendirmemiz için son derece kıymetli fırsatlardır.

Unutulmamalıdır ki, insan bu dünyada nasıl yaşamışsa, kıyamet gününde Allah’ın huzuruna, dünyada işledikleriyle birlikte varacaktır. Götürdükleri iyi ise sevinip mesrur olacak, kötü ise pişmanlık duyarak mahcup olacaktır. Ancak bu mahcubiyetin orada faydası da olmayacaktır. Bu konuda Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına bir baksın; Allah’tan sakının, çünkü Allah, işlediklerinizden haberdardır.” (Haşr, 18)
Bu ayda yapabileceğimiz ibadetlerden birisi oruçtur. Mümkün mertebe bu aylarda daha fazla oruç tutulmaya çalışmalıyız.

İbn-i Abbas (r.a.) rivayetinde şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz Recep ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz; galiba hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak) derdik, (bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, galiba hiç tutmayacak derdik.” (Buhari, Savm; Müslim, Sıyam 179,1157)

Rasûlüllah (s.a.s.) Efendimiz bu aylarda oruç tutmuştur. Bazı yıllarda tamamına yakınını oruçlu geçirmiş, bazı yıllarda da az bir kısmını oruçlu geçirmiştir.
Bir kimse, Recep ayını oruçlu geçirirse, Allah Teâlâ üç şeyi onun için gerekli kılar. Şöyle ki:

Geçmiş günahlarının tümünü bağışlar.

Kalan ömrünün temiz geçmesini temin eder.

Büyük huzura çıkılan kıyamet gününün susuzluğundan da onu emin kılar.” (Gunyetü’t-Talibin, Abdulkadir Geylanî)

Yine bu aylarda çokça Kur’ân-ı Kerim okunmalıdır, bol bol salavât-ı şerife getirilmelidir. Mümkün olduğu kadar sünnetlere riayet edilmelidir.

Mübarek üç aylar, Yaratıcımıza, Peygamber Efendimize, ailemize, çocuklarımıza, milletimize ve bütün insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı, hata, ihmal ve kusurlarımızdan dönmemize ve gaflet uyku­sundan uyanmamıza vesile olmalıdır. Kulluk bilincinin yerleşmesi, insânî ve ahlâkî meziyetlerin yeniden yeşermesini sağlamalıdır.

Kısaca bu aylar, tevbe ile günahlardan arınma, itaat ve ibadetlerle Yüce Yaratıcı’mıza yönelme, zikir ve tefekkürle O’na yaklaşma, salât ve selâmlarla Efendimizin şefaatine nail olmak için birer fırsatlardır. Cenâb-ı Mevlâ bizlere gayret versin. Bizlere amellerimizle değil de rahmetiyle muamele etsin, sevip razı olduğu dostlarından bizleri ayırmasın. Amin...!
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

  • Solfasol

    ?Ey iman edenler! Allah?tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına bir baksın; Allah?tan sakının, çünkü Allah, işlediklerinizden haberdardır.? (Haşr, 18) EMEĞİNİZE SAĞLIK ALLAH CC RAZI OLSUN....SELAM VE DUA İLE İNŞLL....

1 kişi yorum yazdı.