Özlenen Rehber Dergisi

149.Sayı

İslâm'da Zikir ve Rabıta - Râbıta-i Şerîfe

Hanefî imamlarından Şeyh Ekmelüddîn1, Şerh-i Meşârik2 adlı eserinde Peygamber Efendimizin rüyada ve açıktan görüleceğini aşağıdaki hadis metnine dayanarak beyan etmektedir3:
أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِىَّ -صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ- يَقُولُ: مَنْ رَآن۪ى فِى الْمَنَامِ فَسَيَرَان۪ى فِى الْيَقَظَةِ، وَلَا يَتَمَثَّلُ الشَّيْطَانُ ب۪ى
Muhakkak ki Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: ’Her kim beni rüyada görürse, uyanıkken de beni görecektir. Zira şeytan, benim suretime giremez.’4
Bu hadis-i şerifin şerhinde bazı hadis uleması şöyle demiştir:
’Mürşid-i kâmiller de peygamberlerin varisleri5 olduğu için onları bu mana ile görenler peygamberi görmüş gibidirler, çünkü mürşid-i kâmiller bu yolun mukaddimi olmaları sebebiyle Cenâb-ı Hakk’a açılan kapılardır. Rasûlullah’a ve Allah’a ulaştıran halkalardır.’6
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde ehlullaha işareten:
أَوْلِيَاءُ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ إِذَا رُؤُوا ذُكِرَ اللّٰهُ
’Allah’ın dostları, görüldükleri zaman Allah hatırlanan kimselerdir.’7 buyurarak ehlullahı görenlerin Allah’ı hatırlayacağına işaret etmişlerdir.
Yukarıda geçen âyet-i kerimede iman ehline, sadıklarla beraber olma emri verilmiştir. Sadık kimseler ise Cenâb-ı Hakk’ın bütün emirlerini noksansız ve zamanında yapan, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in de sünnetlerini kendilerine hal edinenlerdir. Sadece fena ve beka sırlarına vakıf, sadık ve salih kişiler bu halleri ile halkı irşat edebilirler. Bu kimseler verasetü’l-enbiyâ olup yüzleri nurani, sözleri de Rahmanîdir. Bunların nazarları, mürde (ölü, duygusuz) kalpleri ihya eden amillerdir.
RABITA; mürşidinin aynasında müridin kendi iyi ve kötü hal ve ahlakını müşahede ederek kötü ahlakını ıslah edip düzeltmek için yardımcı bir amildir.
Rabıta yapılacak kişilerin ise, ’fena’ ve ’beka’ sırlarına aşina olup, aynı zamanda şeyhinden Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar müteselsilen icazetli olması (diploma) şarttır. Aynı zamanda şeriatın bütün emirlerini ve Peygamber Efendimiz’in sünnetlerini de gücü nispetinde yaşaması şarttır.
Elinde icazet olduğu halde, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini, şeriat-ı ğarra’nın emirlerini yapmazsa böylece emirler çizgisinden ayrılmış olur, elindeki o icazet hiç bir şeye yaramayan kâğıt parçası olur.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ve sahabîlerinin başından geçen şu olay rabıta konusuna ışık tutmaktadır:
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir gün mescitte iken Ebû Cehilîn gelerek O’na (Hz. Muhammed’e) hitaben:
’Yâ Muhammed! Senin kadar kötü ve çirkin bir kimse yoktur.’ demesi üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) ona:
’Doğru söylüyorsun.’ diyerek onu tasdik etti. O gittikten sonra arkasından da Hz. Ebû Bekir (r.a.) geldi:
’Yâ Muhammed! Sen ne kadar güzel insansın, seni Allah ne güzel yaratmış, ne güzel huylusun.’ diyerek onu methüsena etmesinden sonra Peygamber (s.a.v.) ona da:
’Doğru söylüyorsun.’ dedi. Orada bulunan Sahabîlerin bu duruma şaşırarak:
’Yâ Rasûlallah! Ebû Cehil’in gelip kötü söylediklerini tasdik ettiniz. Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) söylediklerini de tasdik ettiniz. Acaba buradaki hikmet nedir?’ diye sormaları üzerine Rasûlullah (s.a.v.) de:
’Ben bir aynayım, onlar kendi içindeki kötü ve iyi ahlaklarını gördüler. Ben de aslında her ikisine ait olan iyi ve kötü ahlakları tasdik ettim.’ buyurdu.8
Gerek Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ve gerek O’nun naipleri (vekilleri) bir ayna mesabesinde olup Cenâb-ı Hakk’ı arzu eden kişileri terbiye ederek vuslata kavuştururlar.
Celâluddîn es-Suyûtî (rh.a.)9 ise bu bahiste söz söyler ve tefsircilerin başı İbn-i Abbâs (r.anhümâ)’dan şöyle bir müşahedesini nakleder:
’(İbn-i Abbâs) (r.anhümâ) Nebi (s.a.v.)’i rüyada gördü ve (uyanınca) bu hadisi [yani ’Her kim beni rüyada görürse, uyanıkken de beni görecektir. Zira şeytan, benim suretime giremez.’ (Buhârî, Tâ’bîr, 10)] (hadisini) hatırladı ve (bir müddet) onun hakkında tefekkür eder bir halde kaldı. Sonra Nebi (s.a.v.)’in hanımlarının birinin yanına girdi -(ki ben) onun (teyzesi) Meymûne (olduğunu) zannediyorum- ve ona (başından geçen bu) hikâyesini anlattı. Bunun üzerine (Meymûne) kalktı ve ona bir cüppe ve bir ayna çıkardı. Ve ona: ’Bu O’nun (s.a.v.) cüppesi ve bu O’nun (s.a.v.) aynası!’ dedi. (İbn-i Abbâs) (r.ahümâ) şöyle dedi: ’Bunun üzerine (ben) aynaya baktım ve Nebi (s.a.v.)’in suretini gördüm, kendi suretimi görmedim.’10
İşte bu müşahedenin ifade ettiği hal, rabıtanın eseri ve neticesi olup rabıta ile ulaşılmak istenen en önemli merhalelerdendir. Diğer bir hadiste:
اَلْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ
’Mü’min, mü’minin aynasıdır.’11 buyrulmuştur.
Böylece Rasûlullah (s.a.v.)’in ’Yaşayan bir Kur’an’ olan hayat modelini ruh ve manasıyla gerçek anlamda bir bütün olarak yaşamanın da sırına erişilmiş olur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in fıkıh ilminin uzantısından mezhepler, ledün ilminin uzantısından da tarikatlar meydana geldi. Her iki halde de Hz. Muhammed (s.a.v.)’e tam ittiba olmalı, işte bir kimse iki yönden de ittiba ederse verasetü’l-enbiyâ sınıfına dâhil olur. Her iki ilme vakıf olmakla birlikte Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarında da fena olması şarttır.12 Tabi bunlar da merhale merhale olur. Mesela bir mürşid-i kâmilin şer’î ilimlere vakıf, tasavvufta ise fena ve beka sırlarına yani fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-Rasûl, fenâ fillâh ve bekâ billâh sırlarına aşina olması şarttır ki; irşat etme yetkisine erişebilsin. Bu makama ayak basan ehlullah, irşat ve terbiye etmeye me’zundurlar.
Bu makama ulaşmayan kişilere rabıta yapmak haramdır. Fenâ fillâh ve bekâ billâh makamına erişen zat-ı şerifler, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin velayetinde13, Cenâb-ı Hakk’ın da koruması altındadırlar.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri ’Mektûbât’ isimli eserinde; bu zatları; ’mahfuzlardandır’ diye tesmiye eder (isimlendirir)14
Müşahede makamına varan mürşid-i kâmiller saliklerini çeşitli yollarla Cenâb-ı Hakk’a kavuştururlar. Bu yollardan bir tanesi de ’Rabıta’ yoludur. Rabıta-i şerife bütün tarikatlarda esastır. Rabıta; Kitap, Sünnet ve büyük din âlimlerinin sözleriyle sabittir.


(Endnotes)
1 Tam ismi: Ekmelüddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd b. Ahmed er-Rûmî el-Hanefî el-Bâbertî (k.s.) (h.714-786)
2 Eserin tam ismi: Tuhfetü’l-Ebrâr Şerhu Meşâriki’l-Envâri’n-Nebeviyye Min Sıhâhi’l-Ahbâri’l-Mustafaviyyeti’l-Mensûbeti Li’s-Sâğânî.
3 Bkz., Tuhfetü’l-Ebrâr Şerhu Meşâriki’l-Envâri’n-Nebeviyye Min Sıhâhi’l-Ahbâri’l-Mustafaviyyeti’l-Mensûbeti Li’s-Sâğânî, s.44-45, Mahtût.
4 Buhârî, Tâ’bîr, 10.
5 Bkz., Ebû Dâvûd, İlm, 1; Buhârî, İlm, 10.
6 Bu manadaki ifadeler için bkz., Şemsuddîn es-Sefîrî, el-Mecâlisu’l-Va’ziyye Fî Şerhi Ehâdîsi Hayri’l-Beriyye Min Sahîhi’l-İmâmi’l-Buhârî, c.1, s.195, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyyeti, Beyrut, 2004; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 224. Mektub, c.1, s.349, İhlas Vakfı Yay., İstanbul, 2002; Ulemâu’l-Muslimîn Ve Ceheletu’l-Vahhâbîn’in son kısmında yer alan ’Risâle Fî Tahkîki’r-Râbita’ risalesi, s.208, Hakikat Kitabevi, İstanbul, 2003; Abdullâh el-Hânî, el-Behcetu’s-Seniyye Fî Âdâbi’t-Tarîkati’l-Aliyyeti’l-Hâlidiyyeti’n-Nakşibendiyye, s.79, İhlas Vakfı Yay., İstanbul, 2002; İbrâhîm Fâsîh el-Hayderî, el-Mecdu’t-Tâlid Fî Menâkıbi’ş-Şeyh Hâlid, s.18, el-Matbaatu’l-Âmira, h.1292;
7 el-Hakîmu’t-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl Fî Ma’rifeti Ehâdîsi’r-Rasûl, 265. Asıl, c.6, s.245, Dâru’n-Nevâdir, Beyrut, 2010. Ayrıca bkz., Bezzâr, Müsned –el-Bahru’z-Zehhâr-, c.11, s.251, h.no:5034, Mektebetu’l-Ulûmi Ve’l-Hikemi, Medine, 1988.
8 Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (k.s.)’nun Mesnevî’sinde geçmekte olan bu rivayet başka hiçbir kaynakta bulunamamıştır. (Bkz., Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Şerh-i Mesnevî (Tahirü’l-Mevlevî), c.4, s.1145-1148, Beyit:2370-2375, Şamil Yayınevi, İstanbul, 2. Baskı.)
Rivayet, Mesnevî’de şu şekilde hikâye edilmektedir:
Ebû Cehl, Hazret-i Ahmed (s.a.v.)’i görünce: ’Benî Hâşim’den zuhur etmiş çirkin bir suret.’ dedi. Hazret-i Peygamber ona: ’Haddini aştın ama doğru söyledin.’ buyurdu. Sıddîk-i Ekber de Hazret-i Peygamberi görünce: ’Ey manevi güneş, ne şarktansın, ne garptansın. Hoş bir şekilde parla.’ dedi. Hazret-i Ahmed (s.a.v.) Efendimiz: ’Ey değersiz dünyadan kurtulmuş olan aziz varlık, doğru söyledin.’ buyurdu. Orada bulunanlar: ’Ey âlemin efendisi! Zıt söyleyen ikisine de ’doğru söyledin’ dedin. Niçin böyle söyledin? Sebebini beyan buyur!’ dediler. ’Ben yed-i kudretle cilalanmış bir aynayım. Türk olsun Hintli olsun bana bakar, kendini görür.’ buyurdu.
9 Bkz., Suyûtî, Tenvîru’l-Halek Fî İmkâni Ru’yeti’n-Nebiyyi Ve’l-Melek, s.17, Dâru’l-Emîn, Kahire, 1993.
10 İbn-i Ebî Cemra, Behcetu’n-Nufûs Ve Tehallîhâ Bi-Ma’rifeti Mâ Lehâ Ve Mâ Aleyhâ, c.4, s.238, Dâru’l-Ceyl, Beyrut; İbn-i Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî Bi-Şerhi Sahîhi’l-Buhârî, Ta’bîr, Bâbu Men Rae’n-Nebiyye Fi’l-Menâm, c.12, s.385, h.no:6997, Mektebetu’s-Selefiyye.
11 Ebû Dâvûd, Edeb, 57.
12 Bkz., İmâm-ı Rabbânî, age., 268. Mektub, c.1, s.481.
13 Bkz., İmâm-ı Rabbânî, age., 196. Mektub, c.1, s.291.
14 Bkz., İmâm-ı Rabbânî, age., 287. Mektub, c.1, s.549.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.