Özlenen Rehber Dergisi

73.Sayı

Velâdet-i Nebiyyi Zişan...

Mustafa ŞENTÜRK Özlenen Rehber Dergisi 73. Sayı
Ashab-ı Kiram’ın Lisanından KÂİNATIN EFENDİSİDinî literatürde “hilye” veya “şemail” olarak bilinen ve bizlere Efendimiz (s.a.v.)’in bedeni özellikleri ve ahlâkî nitelikleri hakkında bilgiler veren gerek müstakil olarak derlenmiş gerekse de diğer hadis mecmuaları içerisinde yer alan onlarca bölüm veya eser vardır. Bu eserlerin Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin özellik ve niteliklerini anlatmasının çok ötesinde onu daha iyi tanımak ve onun hâliyle ahlâkıyla kendimizi şekillendirmek gibi çok önemli yönleri vardır.Bizler ümmet olarak her zaman ve mekânda, kendisini Allah’ın terbiye ettiği ve ahlâkı Kur’ân-ı Kerim’de övülen Allah Rasûl’ü (s.a.v.) Efendimizin önderliğine muhtacız. Hele hele şu zamanda... Ahlâkî yozlaşmanın zirveleştiği, kişiliklerin bayağılaşıp edepsizliğin meziyet sayıldığı şu yaşadığımız devirde...Biz de bu ahlâkî çöküntü ve yozlaşmanın içerisinden en emin ve kesin bir çıkış yolu olan Efendimiz (s.a.v.)’e sarılmamız, onu daha iyi tanımamız ve atmış üç yıllık yaşantısını kendimize örnek almamız gerektiği hakikatinden yola çıkarak ve birçok hadis eserini tarayarak bu çalışmayı yaptık. Duamız, sahip olduğuz en büyük nimet olan Allah Rasûlü (s.a.v.) Efendimizin ahlâk-ı hamidiyesinin bizlerin de ahlâkı olmasına Rabbimizin müsaade etmesidir. Mevlâ’m O güzeller güzeli Efendimiz (s.a.v.)’e layık ümmet olma yollarını bulan ve o nurlu yolda emin adımlarla ilerleyen kullarından eylesin... (Âmin) Ashâb-ı Kiram (r.anhüm) efendilerimiz birçok hadis ve siyer kitaplarında Sevgililer Sevgilisini (s.a.v.) şöyle tarif ederler:“Rasûlullah (s.a.v.)’in başı büyükçe, (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/116) alnı genişti. (Tirmizî, Şemail 6) Kaşları uzun, ince ve araları birbirine çok yakındı. İki kaşı arasında öfkeli zamanında kabaran bir damar vardı. (Beyhakî, Delâilu’n-Nübüvve, 214, 125) Gözleri elaydı, beyazlarında kırmızılık vardı. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/86, 97; Müslim Fedâil 97) Göz bebeklerinin siyahı çok siyahtı. Kaşları¬nın uçları ince, kirpikleri uzundu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned I) Rasûlullah (s.a.v.)’a baktığım zaman iki gözü sürmeli derdim. Oysa gözlerine sürme çekmiş değildi. (Tirmizî, Menakıb 3645) Yanakları düzdü. (İbn Kesir, Bidaye VI/20, 21) Burun kemiğinin ortasında bir kavis ve ona güzellik veren bir parlaklık vardı. Dikkat etmeyen kimse onun burun kemiğinin uzun olduğunu zannederdi.’ (Beyhakî, Delâil, I/286)Rasûlullah (s.a.v.) geniş (Müslim, Fedâil 97) ve güzel ağızlıydı (İbnül-Cevzi, Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi, s. 337.), dişleri seyrekti (İbn Kesir, Bidaye VI/37.), gülümsediğinde dişleri dolu taneleri gibi görü¬nürdü. (Beyhaki, Delâil, I/ 288.) Her türlü büyüklük Rasûlullah (s.a.v.)’de toplanmıştı. Onun yüzü ayın on dördü gibi parlardı, (Buhârî, Menakıb 23), yüzü yuvarlakçaydı. (Müslim, Fedâil 209) Sakalı sık, (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/ 89), saçı ne dümdüz, ne de kıvırcıktı. (Buhârî, Menakıb, 3283; Müslim, Fedâil 4311) Saçı, kendiliğinden ikiye ayrılıp yanlarına dökülürse, onları birleştirmezdi. Birleştikleri zamanda da onları ayırmaz, oldukları gibi bıra-kırdı. Kulaklardan yumuşağına ve omuzlarına kadar sarkan bir saçı vardı. (Ebû Dâvûd, Libas, IV/54) Boynu uzun, gümüş gibi parlaktı. (Beyhâkî, Delâil, 1/241) Omuzları geniş (Beyhakî, Delâil, I/240), kürek kemiklerinin arası enliydi. (Zebîdî, İthafu’s-Sadeti’l-Muttakîn, VII/157)Rasûlullah (s.a.v.)’in göğsü enli ve karnı ile bir seviyedeydi, çıkık değildi. (Zebîdî, a.g.e. VII/151) Vücudu (belirli yerler dışında) kılsızdı. Göğsünden göbeğine kadar bir çizgi halinde uzanan ince kıllar vardı. Pazıları, omuzları ve göğsünün üst kısımları biraz kıllıydı (İbnül-Cevzi, a.g.e., 341), avuç ve ayakları dolgun, parmakları uzundu (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I–96). Elleri iri (İbn Kesir Bidaye, VI–2), avuçlarının içi genişti. Bilekleri uzun ve mafsalları kalın, pazıları enliydi (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/328–448). Rasûlullah (s.a.v.)’ın bacakları ince (Tirmizî, Menakıb 3645), topuğu az etliydi (Müslim, Fedâil 97). Ayaklarının altı düz değil, çukurdu. Ayakları hafif etliydi. Ayaklarının üzerine su döküldüğü zaman etrafa yayılırdı. El ve ayakları dolgundu (Beyhâkî, Delâil, I/244.). Mafsalları iriydi (İbn Kesir, Bidâye, VI/33). Bütün organları düzgündü. O, ne şişman ne de zayıftı (İbnül-Cevzi, a.g.e., 344).Rasûlullah (s.a.v.) ne fazla uzun ne de kısa orta boyluydu (Buhârî, Menakıb 3283). Yanına uzun boylu kimse gelse, kendisi ondan daha uzun görünürdü. Çok defa, iki uzun boylu kimseyle birlikte yürüdüğünde onlardan daha uzun görünürdü. Onlardan ayrılınca, kendisi orta boylu hâline döner, o iki kişi de uzun boylu hallerine dönerlerdi (Suyutî, Hasaisu’l-Kübra, I/68.). Derisi yumuşaktı (İbnül-Cevzi, a.g.e., 345). İnsanların en güzel renklisiydi (İbn Kesir, Bidaye, VI/23.), rengi, kırmızılığı bulunan beyaz (Beyhakî, Delâil 1/212) ve de parlaktı. O, ne esmer ne de çok be¬yazdı (İbnül-Cevzi, a.g.e., 345) Sanki gümüşten dökülmüştü (Tirmizî, Şemâil, 12).Rasûlullah (s.a.v.)’in yüzü ay gibiydi (Tirmizî, Menakıb 3636). Güneşin ışığı sanki yüzünden akıyordu. Güneşe çıktığında, O’nun ışığı güneşin ışığını bastırırdı. Bir lâmbanın yanındayken de ışığı, lâmbanın ışığını bastırırdı (İbnül-Cevzi, a.g.e., 346).Rasûlullah (s.a.v.)’in teri bereket (Müslim, Fedâil 83) ve inci gibiydi (Müslim, Fedâil 82). En keskin miskten daha güzel kokardı (Zebîdî, a.g.e., Vll/147).İki omzunun arasında nübüvvet mührü vardı (Müslim, Fedâil 30).O, ahlâkça insanların en güzeliydi (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, H.no: 724) Hiçbir çirkin şeyi konuşmaz, çirkin şeye özenmezdi. O, çarşı ve pazarlarda bağırıp çağırmazdı. Kötülüğe kötü¬lükle karşılık vermez, affederdi (Müslim, Mesâcid 48). Kimseye sövmez (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, H.no: 1071) ve lanet etmezdi. Lüzumun¬dan fazla konuşmazdı (Tirmizî, Menâkıb 10). İnsanların en mütevazı olanıydı (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, H.no: 372). Bizden birine kızdığında ’Alnı toprak olasıca!’ derdi (Beyhakî, Delâil, 1/314). O, çok susan ve az gülen birisiydi (Tirmizî, Menâkıb 10). Rasûlullah’tan (s.a.v.) daha güzel (yüce) ahlâklı hiç kimse yoktu (Kalem sûresi, 68/4). Birisiyle görüştüğü zaman, onunla birlikte ayakta durur, adam onun yanından ayrılmak isteyinceye ka¬dar o ayrılmazdı (Nesaî, Tahare 169). Yolda yürürken çocuklara bile selâm verirdi (Ebû Dâvûd, Edeb 135).Rasûlullah (s.a.v.) üstün hayâ sahibi insandı (Buharî, Edeb 77). Dünya ve dünya işleri için öfkelenmezdi; fakat bir hak çiğnenmek istendiğinde onu haksızdan almadıkça, hiçbir şey öfke¬sinin önüne geçemezdi. Kendi şahsı için asla kızmaz ve intikam almaz¬dı (Zebîdî, a.g.e., VII/100). Rasûlullah (s.a.v.) çok merhametli, şefkatli (Buharî, Bed’ul Halk 6) ve nazikti (Müslim, Mesâcid 292). Bir kişi, kardeşlerinden üç gün ayrı kalırsa onu sorardı. Eğer ortadan kaybolmuşsa onun için dua eder, hasta ise ziyaretine giderdi (İbnül-Cevzi, a.g.e., 364). Kimsenin hatasını yüzüne vurmazdı (Beyhakî, Delâil, 1/318). Kendisinden bir şey istenirse mutlaka verirdi (Hâkim, Müstedrek, IV/16)Elbisesini temizler, koyununu sağar ve kendi işlerini kendisi görürdü. Ayakkabısını diker, elbisesini yamardı. Zekât malı olarak toplanan develeri kendi eliyle bağlar (Buharî, Et’ime 19), mescidi temizler (İbn Mâce, Mesâcid 10), yolculuk esnasında ateş için gerekli olan odun toplama işini üstlenirdi (Buharî, Megazi 29). Bu konuda sahabenin bütün isteklerine rağmen “Ben ayrıcalığı sevmem” deyip geri çevirirdi (Zerkanî, 3/306). Hastaları ziyaret eder, bunu ashabına da telkin ederdi (Buharî, Mezrâ 4). Bir hastayı ziyarete gittiklerinde önce onu teskin eder, alnına ve nabzına elini kor (Buharî, Mezra 13), sağlığı için dua buyururdu (Buharî, Mezra 20). Cenazelerde bulunur, kölenin bile davetine gelir ve (alçak gönüllülükten) merkebe biner, çocuklarla oyun oynar (Buharî, Cihad 78), ashabının arasında oturur, kendisini onlarla bir tutardı (Ebû Dâvûd, İlim 13). Dışarıdan ya¬bancı birisi gelse, soru sormak için oradakilerin hangisinin Peygamber (s.a.v.) olduğunu bilemezdi. Kendisi “Ben kulun yemek yediği gibi yer, kulun oturduğu gibi otururum’ derdi (Suyutî, Camiü’s-Sağîr; Bağavî, Şerhu’s-Sunne, XI/287). Rasûlullah (s.a.v.) çok sükût eder, az konuşurdu. Namazı uzatır, hutbeyi kısaltırdı (Müslim, Cuma 47). İhtiyaçlarını yerine getirmek için, dul ve yoksullarla yürümekten çekinmezdi (Nesâî, Cuma 31). Çünkü O (s.a.v.) âlemlere rahmet olarak gönderilmişti (Enbiya sûresi 107; İbn Sa’d, Tabakatü’l-Kübra, 1/128). Rasûlullah (s.a.v.) insanların en cömerdiydi (Müslim, Fedâil 58). Ramazan ayında, Cebra¬il (a.s.) ile görüştüğünde daha cömert olurdu (Darimî, Mukaddime 12). O hayır konusunda esen rüzgârdan daha cömertti (Müslim, Fedâil 50). Ramazan-ı Şerif’in son on günü daha fazla ibadet eder, geceleri ibadetle geçirir, aile fertlerini gece ibadeti için kaldırırdı. Genellikle ramazanın son on günü itikâfa girerdi (Buharî, İtikâf 1). Mübarek ağızlarından her zaman ve her durumda tesbih ve tehlil eksik olmazdı. (Buharî, Hac 119). Gelmiş geçmiş bütün günahları bağışlandığı halde (Fetih sûresi, 48/2) gece ve gündüzleri herkesten daha fazla ibadet ederdi (Buhârî, Teheccüd 6). Sevinçli bir haber aldıklarında hemen Rabbine şükreder ve secdeye kapanırdı (İbn Mâce, İkamet 192). Allah Rasûlü (s.a.v.) Efendimiz prensip sahibi bir insandı. Bir işi yapmaya başladı mı onu bırakmaz devamlı yapardı (Ahmed b. Hanbel, VI/109). Huzuruna gelen insanları daima güler yüzle karşılar tebessüm ederdi (Buharî, Cihad 162). İnsanların en cesur ve cesaretli olanı Allah Rasûlü (s.a.v.) Efendimizdi (İbnü’l-Cevzi, a.g.e., 375). Şakalaşır; ama gerçekleri söylerdi, asla yalanla şaka yapmazdı (Beyhakî, Sünenu’l-Kübra, V/ 203)Aksırdığı zaman sesini alçaltıp yüzünü kapatır ve aksırığını gizlerdi (Beyhakî, Sünenü’l-Kübra, 11/290). Bir şey aldığında onu sağ eliyle alırdı. Bir şey verdiğinde de sağ eliyle verirdi. Her şeye sağıyla başlardı (Buharî, Libas 38). Sözü üç defa tekrarlar (Tirmizî, Şemâil 113). İcap etmedikçe konuşmazdı. Çok sükût ederdi. (İbn Kesir, Bidaye VI/37) Sustuğunda kendisinde bir vakar ve ağırbaşlı¬lık vardı. Sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi ağzından tatlı tatlı dö¬külmekteydi. Sözü, ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak derecede çoktu. Konuştuğunda, dişleri nur gibi görünürdü (Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, VIII/279). Açık açık ve tane tane konuşurdu. Öyle ki onu işiten ezberlerdi (Buhârî, Menakıb 23).İşaret ettiğinde bütün eliyle işaret eder, hayret ettiğinde elini ters çevirirdi, (konuştuğu) zaman, parmaklarını bitiştirir, sağ avucuyla, sol elinin başparmağının içine vururdu. Kızdığı zaman, kızgınlığından hemen vazgeçer ve kızgınlığını belli etmezdi (Tirmizî, Şemail 11). Yürürken ayaklarını sürümez, bütün vücudu ile yürür (Tirmizî, Menakıb 26), adımlarını canlı ve uzun atar, sanki yüksekten iner gibi önüne eğilirdi. Bakmak istediği zaman, bakacağı tarafa tamamıyla dönerek bakardı. Etrafa gelişi güzel bakmazdı. Yeryüzüne bakışı, semaya bakışından daha çoktu. Bakışının çoğu, göz ucuyla bakmaktı. Yürürken ashabının gerisinde yürürdü. Birisiyle karşılaştığında önce kendisi selâm verirdi. Aşırı neşelendiğini ve küçük dilini görünceye kadar güldüğünü görmedim. O, yalnız gülüm¬serdi (Buharî, Cihad 162). Güzel sözü sever (Müslim, Selâm 112), hoş olmayan isimleri değiştirirdi (Buharî, Edeb 107).Çıplak ayakla yürür (Ebû Dâvûd, II/318), ne bulursa giyer, hasır üzerinde yaygı üzerinde nerede yer bulursa oraya otururdu (Tirmizî, Şemail). Gösterişli ve lüks eşyalardan hoşlanmaz (Buharî, Ebu Davûd). Altın yüzük kullanmazlardı (Ebû Dâvûd, Hatem 8). Hediyeyi kabul eder, hediyeye hediyeyle karşılık verirdi (Müslim, Et’ime 13). Ashabıyla devamlı istişare eder (İbnül-Cevzi, a.g.e., 393), hakkında su-i zanna sebebiyet verecek durumlara açıklık getirirdi (Ebû Dâvûd, Siyam 78). Bir şeye sevindirdiğinde, yüzü ayın hâlesi gibi parlardı (Müslim, Tevbe 53). Bir şeyden hoşlanmadığında bu yüzünden an¬laşılırdı (Tirmizî, Şemail, 192). Öfkelendiğinde ise yüzü kızarır (Buharî, Tarihu’s-Sağir, 1/227) fazla üzüldüğünde, sık sık sakalını sıvazlardı (Zebîdî, a.g.e., Vll/137).Hakk’ın emirlerine karşı gelinmedikçe hiç kimsenin sözünü kesmezdi. Hakk’a karşı gelindiğinde de ya onu menederek sözünü keser ya da meclisten kalkıp giderdi (Tirmizî, Şemâil 145).İnsanların göğsü en cömert olanı, en doğru hüccetlisi, en yumuşak ve uysalı, en iyi arkadaşlık edeniydi. Onu bir¬denbire görenler, onun manevî vakar ve heybetinden sarsılırlar, kendini yakından tanıyınca da O’na sevgiyle bağlanırlardı. O’nun özelliklerini ve meziyetlerini anlatmak isteyen kimse: ‘Ben, ne O’ndan önce, ne de sonra O’nun bir benzerini görmedim’ demekten kendini alamazdı (Tirmizî, Menâkıb 19).“Kalpleri (hâlden hâle) değiştiren hakkı için.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/25) “Canım elinde olan Allah’a yemin olsun.” (İbrahim Canan, a.g.e., 17/235) “Allah’tan mağfiret dilerim.” (Ahmed b. Hanbel Müsned, V/288) diye yemin ederdi.Ashabıyla oturup da kalkmak istediği zaman şöyle derdi: ’Sübhaneke’llâhumme ve bi-hamdike, eşhedü enlâ ilâhe illâ ente. Estağfîruke ve etubu ileyke (Allah’ım! Sen’i her türlü kusur ve noksan¬lıktan tenzih ederim. Sana hamd ederim. Sen’den başka ilâh olmadığına şahadet ederim. Sen’den affetmen ve bağışlamanı dilerim. Sana tevbe ederim.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/450) Yolculuğa çıkacağı zaman mübarek eşleri arasında kura çeker ve kura kendisine çıkan eşi ile yola giderdi (Buharî, Megazi 34). Perşembe günü yolculuğa çıkmayı sever ve sabah erkenden hareket ederdi (Buharî, Cihad 103). Allah Rasûlü (s.a.v.) Efendimiz dünyaya önem vermez (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/301), dünyalık az bir şey ile yetinirdi (İbnü’l-Cevzi, a.g.e., 400). Bazen evinde bir ay ocak yanmaz, sıcak yemek yemezdi (İbrahim Canan, a.g.e., 17 /575). Öyle ki dünyada üç gün üst üste buğday ekmeğiyle doymadığı gibi (Buharî, Et’ime 23) bazı günler karnını doyuracak bir hurma dahi bulamazdı (Müslim, Zühd 36). Dünyalık hiçbir şeyi kendisi için saklamazdı (Tirmizî, Zühd 38).Onları ilgilendiren bir iş olduğunda eşleriyle istişare eder ve insanlara da bunu telkin ederdi (Buharî, İkrah 3). Akşamları eşleriyle sohbet eder (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/157), uyumadan önce abdest alıp (Müslim, Tahare 9) gözlerine sürme çekerdi (Ahmed b, Hanbel, Müsned, I/354). Yatağına girdiğinde İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okur, ellerini vücudunun gücü yeten yerlerine sürer; önce başına, yüzüne ve vücudunun ön kısmına sürerek başlar ve bunu üç defa tekrar ederdi (Buharî, Fedâılü’l-Kur’an 14). Daha sonra “Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun! Diriltmek ona mahsustur” (Ebu Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, VI/ 98), “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. Sırtımı sana dayadım. Ben senin rahmetini umar, azabından korkarım. Ancak, senin rahmetine sığınılır ve ancak senin rahmetinle kurtulunur. Ben, senin indirmiş olduğun kitabına ve göndermiş olduğun Peygambe¬rine inandım” diye dua ederdi (Münzirî, Terğib ve’t-Terhib, 1/410). Rasûlullah (s.a.v.) uyandığında: ’Bizi öldükten sonra dirilten Al¬lah’a hamdolsun. Diriltmek ona mahsustur.” derdi (Müslim, Zikr 59).Rabbimiz, Sevgili Habibi’nin sevgisinden bizleri mahrum etmesin...
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

  • semra selçuk

    Kaybolmuş umutlarımın içinde bir ışık gibi doğdun Sana uzanan yolları bir gül bahçesine dönüştürdün İslamın gülü nurlu bekçisi senınle tat tım tüm lezzetleri Günah batağından beni alıp çıkardın. Yanlızlığımın tek tesellicisi oldun. Sen bana doğruluk meşalesı oldun Kapanan kapıları açmamı sagladın kaybolmuş benliğimi senle buldum Karanlık gecemin nuru ışığı Seninle aydınlandı Dünya,Kainat Seninle anlam kazandı hayat Senin sevginle değer buldu kalp Sen islamın nuru has bahçenin gülü Yaşadıkça bu can seninle olacak Ebedi hayattım senle son bulacak Gözlerimde yaş senin için akacak Kalbim senin davanla şen olacak ALLAH razı olsun sizlerden Efendimiz as görmeyi nasip etsin inşALLAH

1 kişi yorum yazdı.