Özlenen Rehber Dergisi

88.Sayı

Modern Hayat, Değişen Zihniyet Algısı ve Tatil

Sema Betül ŞENTÜRK Özlenen Rehber Dergisi 88. Sayı
Modern hayat, değişen zihniyet algısı ve Önsöz
Eskilerin yapmadıkları fiiller ve yaşamadıkları hayatlar bugünün dünyasında Müslüman olsun ya da olmasın bütün insanlığın karşılaştığı ve genel manada tereddütle baktığı hasletlerdir. Olayları değerlendirmede insanların referans noktaları birbirlerinden çok ama çok farklıdır. Kimi güzelliğe, estetiğe, tadı ya da kokusunun hoşluğuna bakar kimisi ise kaliteye, lükse, rahat ve gösterişe. Diğer insanlar için belki bu anlaşılır bir durumdur, ama Müslüman için mazur görülemeyecek ve masum sayılamayacak bir olgudur.
Müslüman olaylarda nirengi olarak vahyin kendisine çizdiği çerçeveyi ölçü tayin etmelidir. Hayatı ve hayata dair bütün unsurları Kur’an ve Sünnet gölgesinde okumak, değişen zaman ve mekân olgularına rağmen değişmeyen ilâhî kıstasları temel addetmek özellikle modern zamanlarda bilinç ve zihniyet asimilâsyonuna tabi tutulmaya çalışılan Müslüman aklı için elzem olan husustur.
Burada es geçilemeyecek derecede önemli olan bir diğer mevzu da, İslâmî olan ile İslâmî göründürülenlerin ayırt edilmesidir. İlk bakışta anlaşılamayacak gibi duran bu cümle, makale saf zihin ile okunduğunda daha net anlaşılacaktır. Burada genel çerçeve olması bakımından sadece şunu söyleyebiliriz; bir şey İslâmî alâmetlerle bezenmek ve İslâmî hüviyet ile süslenmekle ’İslâmî’ olmaz. İslâm’ın genel manadaki kırmızıçizgilerine riayet edilmediği bir durumda göstermelik İslâmî işaretlerin kullanılması, boyanması, adının ’İslâmî’ olması o şeyin gerçekten İslâmî olduğuna yorulamaz. Siz bunun adına ister ’İslâmî moda’ deyin, ister ’İslâmî tatil beldesi/köyü’ deyin fark etmez.

Tatil Nedir, Ne Anlama Gelir?
Tatil" kelimesi Arapça olmasına rağmen, kavram olarak ne Kitap’ta ne de Sünnet’te vardır. İslâm geleneğinde, kadim kültürümüzde ve hatta İslâmî literatürde "tatil" diye bir mefhum mevcut değildir. Çünkü tatil, "atalet"ten geliyor. Atalet ise; tembellik, durgunluk, âtıllık hareketsizlik, boşluk gibi manaları içerisinde barındıran bir kelimedir.

Modern Algının ’Tatil’ Anlayışı
Modern zihniyet ve çağdaş dünya düzeni daha açık bir ifadeyle; üretimi ve tüketimi çoğaltmak histerisine kapılmış ve bu alanda da reklâm sihirbazını kullanan modern zihinli kişiler "maksimum tatil", "sınırsız eğlence..." gibi söylemlerle, insanları ve ne acı ki biraz da Müslümanları avlayarak, kendilerine ait yaşam biçimini onlara da aşılamaya çalışıyorlar. Bilmem ne tatil köyü, deniz manzaralı lüks oteller, kaplıcalar, kamplar, plajlar, yüzme havuzları... Adları altındaki cezb edici mekânlara çekerek, lüks ve aşırı tüketime, israfa ve hepsinden de kötüsü bâtıla dalmaya, âdeta dinden arındırılmış bir hayata özendiriyor ve hatta zorla çekiyorlar.
Modern hayatın insanı yorduğu doğrudur. Yorulan insan dinlenmelidir ancak dinlenme ile boş kalmayı birbirine karıştırmamak gerekir. İkisi çok farklı şeylerdir, çünkü. İşte İslâmî düşünce ile modern algının çakıştığı nokta burası ve bugün birçok ’müslüman’ bu çakışmadan habersiz. Bir defa şu kesin olarak bilinmeli ki; Modern insanın tatil anlayışı yanlıştır. Çünkü modern insan, tatili boş kalacak, çok uyuyacak, çok yiyecek, çok gezecek, çok eğlenecek bir zaman dilimi olarak algılıyor. Bu ise İslâm’ın genel çizgileriyle çelişen bir durumdur. Çünkü boş kalmak, atıl kalmak manasındadır ve atıl kalanı bâtıl işgal eder. Çünkü Müslüman, her an bir şuur ve bir iş halindedir. Burada şuna da açıklık getirmenin faydalı olacağı kanısındayım. Hani atıllık, boş iş diyoruz ya, peki Müslüman için boş iş nedir? Müslüman için boş iş; ne dünyada ne de ahirette işine yaramayan, fayda sağlamayan her iştir. Yapıldığında ya da yapılmadığında Allah ve Rasulü’nün rızasının, hoşnutluğunun kazanıl(a)madığı her iştir.

Müslüman ’Tatil’ Yapamaz Mı?
Modern insanın tatili sevaba kapalı günaha açık bir tatildir. Oysa Müslüman günaha kapalı sevaba açıktır. Tatilden 5 yıldızlı oteli anlayanlar, dinlenmekten de, açık büfeden tıka basa yemek yemeyi, herkesle birlikte denize girmeyi, kumsalda yatmayı, bol müzikli ortamlarda dans etmeyi anlayacaktır. Günah kazanarak dinlenmek müslümana yakışmaz. Dinlenmek sadece bedeni değil aynı zamanda zihnidir. Günah ise müslümanı strese sokar. Rahatsız eder. Manevî dünyasında onulmaz yaralar açar. Zaten bir Müslüman günahtan rahatsız olmayacak kadar günaha batmışsa bir şeyler epeydir ters gidiyor demektir.
Tatil eksenli bu problemin genel manada iki boyutu vardır: Birincisi ’Müslümanlar tatil yapmaz; İslâm’da tatil yapmak yoktur’ deyip işin içinden çıkmak ilk anda çözüm gibi görünebilir. Ancak bu, önemli bir gerçeğe gözümüzü yummak anlamına gelir. Kim ne derse desin ’tatil’, modern şehir hayatının temposu, stresi içinde kaçınılmaz olarak yorulan bedenin, zihnin ve ruhun dinlendirilmesi için iyi bir fırsattır. Çalışma hayatının, büyük şehirlerin karmaşa, gürültü ve koşturmacasının Müslümanlar üzerinde hiç olumsuz etki bırakmadığını kim iddia edebilir?
İkincisi ise; yukarıda söylenenler doğru; ama bir doğru daha var: Modernite, müslümanca yaşamanın önündeki en büyük handikaplardan biri, hatta en önemlisi. Bu söylediğim, evet, modernitenin İslâmî hükümlere riayeti zorlaştıran fizik şartlarını ihtiva ediyor. Ramazan’da mesai saatlerinin iftara yetişmeyi imkânsız kılması, Cuma namazının mesai saatlerine denk geldiği için kılınamaması ya da tesettüre riayeti engelleyen uygulamalar… Bütün bunlar İslâmî hükümlerle hayat arasındaki engeller; ama bence işin esas önemli yanı ’görünmeyen’ boyutta ortaya çıkıyor: Zihniyet dönüşümü. Müslüman, İslâm’ın ideal ölçülerde yaşanmasını engelleyen modern durumla mücadele etmesi gerekirken, modernitenin gereklerini ve taleplerini yerine getirmek suretiyle önce ’zihniyet olarak’ modernleşmekte, modern durumun devamını mümkün kılan çarkın dişlilerinden birisi haline gelmekte, İslâmî taleplerini, hassasiyetlerini, heyecanlarını yitirmektedir. Yani belki klasik bir ifade olacak ama hayatı İslâmî çerçeveye göre ayarlamak yerine, dini modern hayat olgusuna göre uyarlamak. ’Zihniyet dönüşümü’ dediğim durum bu. İşte ’tatil’ olgusu da tam bu noktada ’zihniyet dönüşümü’ne hizmet eden unsurlardan birisi olarak karmışımıza çıkıyor. Müslüman, modern hayatın içinde, onu var kılan unsurlardan birisi olarak işlev görüyor: Çalışıyor, üretiyor ve yoruluyor; bunun tabii sonucu olarak da modern hayattaki yerini daha etkin ve işlevsel biçimde doldurabilmek için enerji depolama ihtiyacını gidermek üzere ’tatil’ mekanizmasından geçerek yenilenmek zorunda kalıyor. Bu bir ’sarmal’dır ve bundan kurtulmak zorundayız.

İslâmî Tatil
Bugün insanlar en çok nerede günah işler diye sorsanız ben de dâhil insanların büyük bir çoğunluğu tereddütsüz tatil beldelerinde diye cevap veririz. Mahremiyet sınırlarının aşıldığı, kadın erkek birlikte müzik eşliğinde eğlenildiği, havuz, deniz gibi yerlere karışık ve haram hususuna riayet edilmeden girildiği tatil beldeleri…
Tatil yapmak ve dinlenmekle gösterişi, lüksü, israfı birbirine karıştırmamak gerekir. Gösteriş bir hastalıktır, buna yakalanmış olanların tedavi edilmesi gerekir.
İyi bir tatil yapmak, güzelce dinlenmek için ille de beş yıldızlı otellere gitmek, su gibi para harcamak gerekmez.
Her şeyden önce şunu unutmayalım, İslâmî vazifeler tatile girmez! Ertelenemez ve ihmal edilemez! Dünyalık işlerimizin sağlıklı olarak yürütülmesinde belki bir dinlenme payı olarak işten, güçten uzakta kafa dinlemeyi istemek normal görülebilir. Hatta işte başarılı olmanın bir yönü böyle molalar vermekle alâkalı olabilir. Ama bunu biz kalkıp da dinimizin gereklerini belli sürelere ya da dönemlere ayırıp sanki ’dini vazifeleri ve ibadetleri’ tatile çıkarabilirmişiz gibi bir acayipliğe çeviremeyiz.
Burada önsöz bölümünde genel hatlarıyla değindiğim, ’bir şeyi İslamîleştirme’ mevzusunu irdelemek istiyorum. Modern zamanların en büyük handikabının Müslüman açısından yaşadığı zaman ve zemini meşrulaştırmak, İslâmî hüviyet, mana ve anlam yüklemek olduğunu dergimizin ’kadın ve aile’ bölümünde kaleme aldığım birçok makale ile dile getirmeye çalışmıştım. Bu arızalı bir durum ve müslüman bu arızalı durumdan biran evvel kurtulmalı demiş ve bazı hususlara dikkatlerinizi çekmek istemiştim.
Tatil konusunun müslümanlar içerisinde de bu denli gündemde tutulması, hassasiyet sahibi olan binlerce müslümanın denizden, kumsaldan, plaj ve doğanın güzelliklerinden yararlanma isteği ile tatil beldelerine gitmesi olayın biz tarafına bakan yönünü oluşturuyor. Bu toplumun genelinde var olan bir taleptir. Yani toplumun geneli çeşitli sebeplerle yoruluyor ve bu yorgunluğu atmak için değişik yol ve usullere başvuruyor.
Önceleri bu noktada ki istekler muhafazakâr kesimin tabir yerindeyse hayalinde kalıyor ve gerek madden ve gerekse de dinin sınırları dâhilinde uygulamaya geçirilemiyordu. Ta ki ’İslâmî tatil’ anlayışının ortaya çıkıp yaygınlaşmasına kadar. İçimizden birileri bizdeki bu tatil yapamama üzüntüsünü gidermek istediğinden olsa gerek bize ’alternatif’ olarak ’İslâmî tatil’ fırsatları sundu hâlâ da sunmakta. İslâmî tatil gerçekten alternatif mi? Modern yaşam tarzının aksine Müslümana uygun bir tatil aracı mı?
Başta şunu açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki; burada irdelenen genel manada bir algıdır, kimsenin şahsı ya da kurumu değil. Bir gözlemci olarak dıştan olaylar analiz edildiğinde adına İslâmî tatil ya da alternatif tatil denilen bu unsurun gözden kaçırılan noktalarının varlığı dikkatlerden kaçmamaktadır. Mesela İslâmî otellerde evet belki kadın erkek birlikte denize ya da havuza girilmiyor, ama kadınlar ve erkekler kendi aralarında acaba ’tesettür’ denilen olguya dikkat ediyorlar mı? Yani şort ya da mayolar kadın kadına veya erkek erkeğe olunsa bile farz olan örtünmeyi yerine getiriyor mu? Açık mönü restoranlar israf hususuna yeterince riayet ediyorlar mı? Ya da yapılan işe bizim ’İslâmî’ dememiz onun gerçekten İslâmî olduğu manasına geliyor mu? İşte tatil olgusu tasarlanırken müslümanın bu ve bunun gibi onlarca hassasiyeti gözden ırak etmemesi ve bu noktalardaki tereddütlerinin izalesinin mümkünatı dâhilinde tatili planlaması daha İslâmî ve daha müslümanca davranıştır. Şayet bu haram-helal hususuna dikkat eden kişiye; harama asla düşürmeyen bir tatilin, eğlencenin, dinlenmenin, müslüman için uygun olmadığını söylemek mümkün değildir.

Batı Taklitçiliği ve ’Tatil’
İnsanımız İslâmî geleneklerinden gelen hayat tarzını bırakıp Batı’yı taklit edeli beri tatil anlayışında da gözle görülür bir değişme ve algılama oluştu. Mesela; şimdilerde artık tatil deyince akrabalık bağlarını sağlamlaştırmaya vesile olan, sıla-ı rahim anlaşılmıyor. Gittikçe zayıflayan ailevî ilişkiler yüzünden artık herkes ’gönlünce’ ve ’özgür’ bir tatili akrabadan olabildiğince uzakta geçirmeye özen gösterir oldu. Ayda yılda bir olan görüşmeler en asgarî düzeye indirildi. Eskiden uzakta olanlar hiç olmazsa bayramlarda büyüklerini ziyaret eder ve dua alırlardı. Ama neden ve nasıl oldu bilinmez bayramlarda artık tatil mevsimine dönüştü. Zahmet edip anne-babanın elini öpme birazda teknolojinin hezimetine uğrayıp telefon etme, mesaj gönderme ya da e-mail atmaya indirgendi.
Bu bize ithal edilmiş ve toplum genelinde var olan birçok soruna sebep teşkil eden hayatî öneme haiz unsurlardandır. Yaşam dâhilinde cereyan eden hadiselerden hiçbirisi yoktur ki; Batı’ya özenip taklit ettiğimizin neticesinde hüsrana uğramayalım. Bugün özellikle de yaz aylarında albenisi yüksek kavramlardan birisi olan ’tatil’ de işte böyle bir anlayış neticesinde hızla büyüyen bir sektör halini aldı ve insanları daha doğrusu insanların paralarını ellerinden almak için olmadık yöntemlere başvurdu.

Sonsöz
Netice itibariyle ’Tatil’ meselesi bağlamında şunları söyleyebiliriz:
1. Tatil için –çoğu kimsenin zaten yapmakta olduğu üzere– insanlardan, çevremizden kaçmak yerine, tatil kavramına bir ’sıla-i rahim’ muhtevası yüklemek daha uygun olandır. Tatili ’kaçamak’ olmaktan çıkarıp, bir ma’rufu işleme, özellikle modern zamanlarda unutulmaya yüz tutmuş bir İslâmî ahlâkı canlandırma vesilesi haline dönüştürebiliriz.
2. Sıla-i rahim yapacak adresi olmayanlar varsa eğer, onlar tatili ’kamp’ anlayışı içinde yapılabilirler. Grup halinde gidilebilecek uygun mekânlarda meşru sınırlara, kadın erkek ihtilatı (karışıklık) gibi hususlara riayet edilerek hem dinlenilebilir, hem de uygun sportif faaliyetler, sohbetler, gezi ve bilgilenme amaçlı organizasyonlar yapılabilir.
3. Tatili temelde ’eğlenme’ amaçlı bir faaliyet olarak değil, ’dinlenme’ amaçlı bir faaliyet olarak tasarlamak ve mekân seçimini ve faaliyetleri buna göre tespit etmekte Müslümanca yaklaşımlardandır. Çünkü genelde eğlenme amaçlı yer ve mekânlarda insanın harama düşme ihtimali başka mekânlara oranla hayli yüksektir. Tatil yapma planında eğlenmeyi değil de dinlenmeyi ana unsur olarak seçtiğimizde ise bir ormanlık alan, bir doğa ile baş başa kalınabilecek yeşil alan vb. seçilerek hiç değilse günah ile arayı açmış oluruz.
4. Tatil, yapısı gereği ’harcama’ ölçülerinin aşıldığı, israf olgusunun devreye girdiği bir faaliyet. Bu noktaya da dikkat etmek, 5 yıldızlı otellerde eğlenerek Allah Teâlâ’nın rızasına ulaşmanın, ’ma’ruf’ sınırlarını aşmadan eğlenmenin mümkün olup olmadığını iyi düşünmek gerekir.
5. ’Tatil’in bize ait olmayan bir faaliyet olduğunu unutmamalı. ’Ötekiler’ nasıl tatil yapıyorsa, aynısını, sadece ’İslâmî motifler’ katarak tekrarlamak yaptığımız işi İslâmî kılmaz. Yani birileri şarkılı-türkülü tatil programları tertip ediyorsa bizim de aynı tarz müzikler üzerine İslâmî motifler taşıyan sözler yazılmak suretiyle ’uyarlanmış’ ezgiler eşliğinde tatil yapmamız çözüm müdür, iyi düşünmek lazım. Haremlik-selâmlığa riayet edilerek de olsa denize girerken meşru sınırlara olması gereken ölçüde riayet ettiğimizi içimiz rahat olarak söyleyebiliyor muyuz, bir kere daha sorgulamak lazım. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum tatile gitmeyin, tatile gitmek caiz değil gibi geneli kapsayacak yargılarda bulunmuyoruz, bulanamayız. Haram-helal sınırlarının aşılmadığı tatil faaliyetlerinin ’mübah’ olduğunu söylemek mümkündür. Hatta kişiden kişiye değişecek şekilde –ve elbette yine meşru sınırları aşmamak kaydıyla– tatilin kendileri için ’vacip’ kategorisine girdiği insanlar da olabilir. Sağlık amaçlı tatiller böyledir mesela. Ama haram-helal hudutlarının aşındığı, haremlik-selamlık hassasiyetinin kaybolduğu, ’başkalarına benzeme’/’başkaları gibi hissetme’ durumunun ortaya çıktığı, israfa dayalı tatil faaliyetlerinin haram olduğunu söylemek mümkündür.
Haramlardan uzak, rızaya yakın bir hayat yaşamak duasıyla…



NOT: Makalenin hazırlanmasında Dr. Ebubekir Sifil’in 12 Nisan 2009 tarihli Milli Gazete’de yer alan ’Tatil Kültürü’ başlıklı makalesinden alıntılar yapılmıştır.
http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=882

Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.