Özlenen Rehber Dergisi

95.Sayı

Hayatımızdaki Hurafeler;

Ayşe YİĞİT Özlenen Rehber Dergisi 95. Sayı
İnsanlık tarihi, Hak dinden ve Peygamberlerin öğretilerinden uzaklaşmalarının, insanı hidayetten dalalete sürüklediğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. İnsanlar Peygamberlerin yolunu terk edip kafalarının dikine gitmeye başladıklarında tevhitten uzak eski dinlerinden kalma inanç ayin ve adetleri yeniden canlandırmışlardır. Tevhit hem inançsızlıkla ve hem de bu yanlış uygulamalar, hurafeler ve batıl inanışlarla hep mücadele etmiştir.

Hurafe Ne Demektir?
Hurafe; genelde her hangi bir şeye özelde ise dine ve dini öğretilere sonradan katılan ve onun saflığını bozan uydurma ve batıl şeylerdir. Hak ve hakikatin zıddıdır. Az ya da çok her zamanda ve mekânda kendisine inanan ve toplumların ortak derdi olarak daima gündemde kalmayı başaran bir konudur.

Tarihî Serüven
Müslümanlar arasında görülen fakat İslam’ın telkin ve öğretileriyle hiçbir şekilde bağdaşmayan bazı yanlış inanç ve adetler esasında eski ilk çağ kavimlerinden intikal etmiş, bazıları da Şaman, Hıristiyan ve Yahudi dinlerinden geçmiştir. Mesela türbelerde kandil yakma âdeti Fenikelilerden, sihir büyü ve fala bakma gibi adetler Mısır ve Asurlulardan, bazı nesnelerin uğurlu veya uğursuz olduğuna inanma Romalılarla putperest Araplardan geçmiştir.
Hurafeler ve Batıl inanışlar; sağlık, ihtiyaç ve gelecek hakkında önceden bilgi sahibi olmak gibi belli bazı konularda özellikle de hanımlar arasında yaygındır. Şunu kesin kabul etmek gerekir ki hanımlarımız bu safsata ve hurafeleri hakikat gibi kabul etmekte ve inanıp kapılmaktadırlar. Bunda okumuş olmanın, çağdaş düşünceye sahip olduğu iddialarının hiçbir önemi ve özelliği yoktur. Gelişmişliğin, Modernitenin, hurafelerin ilerlemesi önünde hiçbir ciddi önlem alamaması bu tezin doğruluğuna en büyük delildir. Çünkü hurafe ekonomik boyutluluğun fevkinde daha çok kültürel bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda toplumumuzda en çok görülen batıl inanış ve hurafeler ise şunlardır:

1) Çaput Bağlamak:

Çaput bağlamak daha çok Şamanizm’e ait bir unsurdur. Ruhların çok kanaatkâr bir hüviyete sahip olduklarına da inanan eski Türkler, onların bir bez parçasıyla, at kılıyla hatta kurban niyetiyle atılan bir taş parçasıyla dahi tatmin etmenin mümkünlüğünü savunurlardı. (Hurafeler ve Menşeleri, Abdulkadir İnan, DİB Yay. Ankara 1962 ) İşte Türklerin bazıları Müslüman olduktan sonra da bu eski inanç ve dinsel öğretilerini İslam’a da taşıdılar.
Günümüzde bu batıl düşünce ve hurafe daha çok türbe ve tekkelerin hazirelerinde mevcut durumda olan ağaç, direk, kapı kolu gibi yerlere çaput bağlamak havuz, pınar ve çeşme gibi yerlere de iğne düğme bozuk para atmak türbe içerilerinde bulunan sandukaların etrafını belirli sayılar adedince dönmek yine böyle yerlerin duvarlarına, kapı girişlerine taş yapıştırmak türbe içerilerinde bulunan sütün ve kemerleri kucaklamak gibi şekillerde devam etmektedir.
Bu işe daha çok çocuğu olmayan ya da sakat olan veya olduktan kısa süre sonra hemen ölen kadınlar daha çok iltifat etmekteler. Maalesef yaşadığımız yüzyılda bile türbe bahçesindeki ağaca çaput bağlamakla veya suya bozuk para atmakla hamile kalıp çocuğunun olabileceğine inanan birçok insanımız var.

2) Mum Yakmak
Mezarlık gibi yerlerde mum yakmanın ateşperest toplumlardan kalma dini ritüel, ’Ateşe tapınmaktan’ devşirme bir gelenek ve adettir. (Hurafattan Hakikate / Hurafeler ve İslâm gerçeği, M. Şemsettin Günaltay, Marifet yay. İst. 1987) Bu yanlış uygulama İslam’ın özüne ve ruhuna son derece uzak bir unsurdur.

3) Nazarlık Takmak / Kurşun Döktürmek

İnsan gözünden çıkan şuaların dikkatle bakış esnasında yoğunluk kazanması ve bu yoğun şuaların karşı tarafın organizmasının atomlarının çalışma düzenine tesir icra etmesi olarak tarif edilen ve ’isabet-i ayn’ denilen ’nazar’ vardır. Bu hakikat Kur’an-ı Kerim’deki şu âyet ’İnkâr edenler Kur’anı dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi.’ (Kalem sûresi, 68/51-52 ) ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şu sözüyle de kesindir: ’Göz değmesi (nazar) gerçektir (vardır).’ (Buharî, Tıb 36)
Nazar değmesine karşı okuma suretiyle uygulanan tedavinin Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Ashabı tarafından yapıldığı ve müspet neticeler alındığı örneklerle sabittir. Bu tedavide daha çok Fatiha, İhlâs, Felâk ve Nâs sureleri ile Bakara sûresinin 255. âyet-i kerimesi (biz ona ’Âyete’l Kürsî’ diyoruz)’nin okunduğu da yine hadis kaynaklarında mevcuttur. (Tecrid-i Sarih Terc., 12/90 3508) Özellikle çocukların elbiselerine mavi boncuklar, nazarlıklar, iğde çekirdekleri, kaplumbağa kabuğu vs. takmak ceplere sarımsak doldurmak evlere binaların girişlerine arabalara at nalı, at kafası ve çeşitli muskalar asmak, kurşun dökmek, tütsü yapmak, arabalara göz resimleri yapıştırmak, acayip heykel ve resimler monte etmek ve benzeri her şey bu batıl inanışın tezahürleridir. (Nazar ve Büyü Etkileri, Korunma Yolları; Bayram Altan, Sahaflar Kitap Sarayı, İst. 1987)

4) Fal Açmak ya da Bakmak;
İnsanoğlu eskiden beri gayb âlemini merak etmiş onunla ilgili bilgiler öğrenmeyi istemiştir. Bu merak ve istek gaipten haber verdiğini iddia eden medyum, kâhin ve falcılar tarafından da her zaman ve mekânda istismar edilmiştir. İslam’a göre gaybı sadece Allah bilir. (Neml sûresi, 27/65) Dini öğretmeleri için insanlığın içerisinden Allah’ın (c.c.) seçtiği Peygamberleri de, kendilerine Rabbimizin bildirildiği ölçüde başka insanların muttalî olamayacakları gaybî bilgilere sahiptirler. (A’râf sûresi, 7/188)
Fal gibi hurafelere imanî manada tam olgunluğa erişememiş zayıf insanların düştüğü aşikârdır. İnsanın dini anlamda noksan oluşu ve bu gizli şeylere olan merakı onu fal gibi hurafelerin kucağına atmaktadır. Oysa Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerim’de bu türlü işleri kesin yasak kılmaktadır. (Mâide sûresi, 5/90)
Müslüman her şeyin Allah’ın izni ve ilmi dâhilinde olduğuna inanmalı ve Cenâb-ı Hak’tan hayır temenni etmelidir. Gönlünde imanın varlığını iddia eden hiçbir kul böyle uydurma hurafelere bırakın inanmayı ağzına bile almaması gerekir. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyururlar: ’Gayb habercisine (kâhin, arraf, falcı…) gidip onun dediğini doğrulayan kişi Muhammed’e gönderileni (Kur’ân’ı) inkâr etmiş demektir.’ (Tirmizî, Tahare 102)

5) İki Bayram Arası Nikâh Olmaz (mı?)

İnsanlarımız arasında hâla yaşamakta olan hurafelerden biriside ’iki bayram arasında nikâh olmaz’ inancıdır. Ne zaman ve kim tarafından ortaya çıkarıldığı belli olmayan bu inanış toplumda etkisini her geçen gün kaybetmesine rağmen hâla varlığını devam ettirebilmektedir. Konunun İslam’ın anlayışına uygun olmadığını belirtme adına Âişe annemizden rivayet olunan şu hadis-i şerif yeterlidir: ’Rasûlullah (s.a.v.) beni Şevval ayında nikâhladı.’ (Nesâî, Nikâh 77; Tirmizî, Nikâh 9)

6) Kabirlere Kurban Adamak,

İslâm dinine göre adak Allah’u Teâlâ’ya tazim için mübah bir fiilin yapılmasını deruhte etmek, böyle bir işi kişinin kendi kendisine vacip kılması anlamına gelir. Adak yerine getirilmesi gerekli olan ve yerine getirilmediği sürece adayan kişinin borçlu kaldığı bir iştir.
Kabirlere gidip kurban kesme daha çok İslam’dan önceki kavimlerin bilhassa müşriklerin adetlerindendir. İslam’ın gelmesiyle birlikte kabirlerin üzerine kurban kesme fiili yasaklanmıştır. (Fethü’l-Kebir, c. 3, s. 347)
Genellikle hasta ve sıkıntılı olan (çocuğu olmayan, devamlı düşük yapan, evlenemeyen, işe giremeyen vs. gibi) insanlarımızın başvurduğu bir yoldur kabir ve türbelere kurban adağında bulunmak. Burada şunu ifade etmek gerekir ki adak olarak nezredilecek bir işin ibadet nevi’nden olması gerekmektedir. Kurban ve oruç gibi. Kurbanın adak olarak sunulabilmesi için ise kurban ibadetinin bulundurması gerekli olan bütün vasıflarını üzerinde bulundurması gerekir ki koyun ve sığır cinsinden olmak belirli nitelik ve şartları bulundurmak en belirgin özellikleridir. Tavuk kaz ördek vb. gibi hayvanlar adak olarak sunulamazlar.
Adak hususunda şu hakikat hep hatırda tutulmalıdır ki bir kimse yapacağı adakla Allah’ın ezeli takdirini değiştiremez. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyururlar: ’Nezir (adak) hiçbir şeyi (şerri ve zararı) defetmez.’ (Buharî, Kader 6)

7) Bazı Günlerle İlgili İnançlar;
Toplumda yaygın olan batıl inanışlardan birisi de Salı günü yola çıkılmaz, bir işe başlanmaz, çamaşır yıkanmaz ve Cuma günü temizlik yapılmaz anlayışıdır. Günlerin uğursuzluğu inancı Hıristiyan ve Yahudilerden gelmiştir. Hıristiyanlar salı gününü uğrusuz, pazar günüde çalışmayı günah sayarlar. Yahudiler ise cumartesi gününü kutsal bilir ve o gün çalışmazlar. (Yaşayan Hurafeler, Kemalettin Erdil, TDV. Yayınları, Ank. 2000)
Temizlik İslâm dininin fevkalâde önem atfettiği bir konudur. Allah’ın temizlik konusunda titizlik gösterenleri sevdiği bildirilir. (Bakara sûresi, 2/125; Tevbe sûresi, 9/108; Hac sûresi, 22/26) Hz. Peygamber de ’Temizlik imanın yarısıdır.’ (Müslim, Taharet 1), ’Allah temizdir, temizliği sever.’ (Tirmizî, Edeb 41) buyurmuş; değişik vesilelerle beden ve çevre temizliğini emretmiş veya tavsiye etmiş, bu konuda davranışlarıyla ashabına ve bütün Müslümanlara örnek olmuştur.
Bunlardan hariç halk arasında; gece ev süpürmek fakirlik getirir, cuma akşamı ev süpürülürse meleklerin kanadı kırılır, haneye kıtlık gelir, misafirin ardından ev süpürmek iyi değildir, güneş battıktan sonra ev süpürülmez, ev süpürürken süpürge birine değerse uyuz olur, süpürgeye tükürülürse hatalık bulaşmaz, cenaze yıkanırken teneşirin altında ki sudan sarhoşa içirilirse içkiyi bırakır gibi onlarca mantıksız, temizliğe aykırı hurafeler vardır.

VARLIĞINI DEVAM ETTİREN HURAFELER

Bütün bunların yanında Anadolu’nun birçok farklı şehrinde azda olsa varlığını devam ettirebilen daha nice değişik ve akla hayale gelmedik inanışlar vardır. İşte bunlardan bazıları:
Yolculuğa çıkanın ardından aynaya su serpilirse kazaya uğramaz
Gurbete gidenin arkasından su dökülürse çabuk döner
Yeni evli çiftlerden ilk gece hangisi erken uyursa o önce ölür
Gök gürlerken ambardaki buğdaya el vurulursa hasat çok olur
Yağmur yağarken kazmayı yere batırırsan yağmur diner ya da artar
Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelir
Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete gidilir
At nalı asılan yere nazar isabet etmez
Otururken ayak sallanırsa alacaklı kapıya dayanır
Gece sandık açmak Azrail (a.s.)’i çağırmaktır
Cezveden su içilirse zengin olunur
Baykuşun öttüğü evden cenaze çıkar
Makas ağzı açık kalırsa kefen biçmeye yarar
Ölü yıkandıktan sonra kazan ters çevrilmezse biri daha ölür
Boyu ölçülen çocuk kısa kalır
Çocuğun kırkı çıkmadan tırnakları kesilmez. Eğer kesilirse ya arsız ya da hırsız olur
Evlinin yüzüğünü bekâr takarsa kısmeti kesilir
Bir kız ezan okunurken merdiven altından geçerse kısır kalır
Hayızlı kadın bahçeye girerse sebzeler kurur
Evden çıkan erkek işine giderken önünü kadın keserse işi ters gider
Dişi ağrıyan mezar taşını ısırırsa ağrısı diner
Kötü bir hastalıktan bahsedilince ’değirmenden geldim unluyum’ denilmezse hastalık bulaşır

Sonuç;
Sonuç olarak şunları ifade edebiliriz ki batıl itikat ve yanlış inanışların insanlar arsında yayılmasının farklı sebepleri olmasının yanında kanaatimce en temel sorun manevi eğitimin yetersizliği ve İslam’ın iyi öğrenilememesidir. Hiç şüphe yok ki gerçeğin bilinmediği ve öğrenilme imkânlarının tam olmadığı yerde yanlışın ve batılın sahtenin ve safsatanın hâkim olacağı kesindir.
İslamî hassasiyetin kaybolması kişilerin gönüllerinde en büyük eksikliği meydana getirmiştir. İşte bu kişiler mevcut eksikliklerini böyle inanç ve hurafelerle giderme yolunu tutmaktadırlar. Kur’an’ın ve Sünnet’in hayatımızdan çıktığı kadar bidat ve hurafeler hayatımıza girmektedir. Oysa İslâm tüm batıl müşrik düşüncelerin her zaman karşısında olan bir dindir.
İslâm inanç alanında Hakkı birleyici, davranışta ise halkı birleştiricidir. Ve bugün ümmetin içerisinde bulunduğu bu girift hal dinden değil dini iyi kavrayamamaktandır.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.