Özlenen Rehber Dergisi

55.Sayı

Ramazan Bayramı ve Çocuk Kalbimizin Bayram Sevinci

Cafer CEYLAN Özlenen Rehber Dergisi 55. Sayı
Ruhuma seslenen ve güzellik katan bir manzara ile karşılaştığımda; şu fânide, bâki iklimin esintisini içime dolduran bir bâd-ı saba (sabah rüzgârı) misali bayram sabahları hatırıma gelir de nedenini bilmediğim iç yakan tatlı bir heyecan duyarım... Ah bayramlar!?

Ruhumuzda, yüreğimizde derin izler bırakmış, anımsandığında bizleri farklı âlemlere sürüklemiş. Hele çocukluğumuz? Çocuk kalbimizin o bayram sevinci?.

Çocuk kalbimizin bayram sevinci, arife gününden başlardı. Anne ve babalarımız ?hayattalarsa Rabbim hayır üzere uzun ömürler versin, baki âleme göçmüşlerse günahlarını mağfiret etsin ve derecelerini yükseltsin- imkânları ölçüsünde bizlere bayramlık almayı asla ihmal etmezlerdi. Bayramlıklarımızla akranlarımıza övünmeyi ne de severdik!... Tabi onlar da kendi bayramlıklarıyla bizlere övünürlerdi. Bayramlıklarımızı arifeden giymez; bitmek bilmeyen o bayram gecesinde, hemen başucumuza hatta yastıklarımızın altına kıymetli bir hazine edasıyla kor; bayram sabahına saklardık. Sonra kalbimizle beraber atan ve her geçen lâhza artan bir sevinçle bayram namazına, sabahına uyanır; başucumuzda bulunan bayramlıklarımızı giyer; bayram namazı kılmak için camiye nasıl da koşardık. Bayram namazını ayrı bir neşe içinde kılar, dışarıda bekleyen, tanıdık simalardan oluşan küçük büyük akraba, konu komşu, dost, arkadaşlarla sarım gürüm bayramlaşırdık. Eğer bayram namazını -Allah muhafaza- uyuyakalarak bir geçirmişsek. Acısını bizleri uyandırmaya kıyamayan anne, baba veya kardeşimizden çıkartırdık. Nefsimizi de temize çıkartmazdık hani? Bayram namazını kılamamak hem akranlarımızın bir kınama vesilesi hem de bizler için büyük bir kayıptı. Bayram namazlarında biz de arkadaşlarımızı, ’Geldi mi yoksa gelmedi mi?? diye takip ederdik; arkadaşlarımız da bizi, ’Geldi mi yoksa gelmedi mi?? diye takip ederdi. Bayram namazına gelmeyenin vay hâline! Dillere düşerdi?

Bayram sabahının güneşi de esintisi de ağaçlarda zikirle şakıyan bülbülü de farklıdır. Hülâsa bayram sabahlarında şu görünür kozmik âlem farklıdır. Çocuk kalbinizin bayram sevinci, her zamanki dünyayı size otantik göstermeye yetecektir. Nihayet evlerimize geldiğimizde harçlık umuduyla ebeveynimizin elini öper, akraba ve komşulara yine aynı umutla el öpmeye giderdik. Ben de televizyon ekranlarında ve dost sohbetlerinde hep duyageldiğimiz bildik o cümleyi tekrar etmek istiyorum: ’Ah o eski ramazanlar, ah o eski bayramlar!? Benim yaşadığım muhitte bu şekildeydi. Sizlerin ki çok farklı olabilir; fakat çocuk kalbinin bayram sevincinde benzerliklerin olduğu düşüncesini taşıyorum.

Ramazan Bayramı, İslâm terminolojisine göre Hicrî, Kamer yılının dokuzuncu ayı olan ramazanın hemen arkasından gelen şevvalin ilk üç gününde kutlanan dinî bir bayramdır. Ramazan Bayramı’na, o gün fıtır (fitre) sadakası verilmesinden dolayı ’Fıtır Bayramı’ adı da verilmektedir. Ayrıca Ramazan Bayramı, ramazan boyunca tutulması farz kılınan orucun da bitimini ifade eder. Ramazan ayı biterken, oruç da biter ve Ramazan Bayramı’nın ilk günü olan şevval ayının birinci gününde oruç tutulmaz.

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: ’Rasûlullah (a.s.a.) Efendimiz Medine’ye geldiğinde Medinelilerin iki bayram günü vardı. Medineliler o bayram günlerinde oynayıp eğlenirlerdi. Rasûlullah (a.s.a.) Medinelilere: ’Bu iki günün mana ve mahiyeti nedir?’ diye sordu. Medineliler de: ’Biz Cahiliye Devri’nde bu günlerde eğlenirdik.’ dediler. Sonra Aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz: ’Allah, bu iki gününüzü onlardan daha hayırlı diğer iki günle değiştirdi: Kurban Bayramı, Fıtır Bayramı ’ buyurdu...’ (Ebu Davud, Salât 245; Nesaî, Iydeyn 1) Bu hadiste dikkatlerimizi çeken en önemli husus Kurban ve Ramazan bayramlarını, Rabbimiz’in biz Müminlere bir rahmet vesilesi olarak tayin ettiği; bu bayram günlerinde bizler için büyük hayırlar yarattığı gerçeğidir. İbni Mace ve Taberanî’de rivayet edilen diğer bir Hadis-i Şerif’te kalplerin öldüğü günde kalpleri ölmeyenler, bizlere şu şekilde haber veriliyor: ’Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez.? Bu konuya ışık tutan Abdullah İbnu Kurt (r.a.)’ten rivayet edilen bir başka hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz şu şekilde buyuruyor: ’Allah indinde günlerin en büyüğü Kurban Bayramı günüdür; bunu, fazilette Nefr günü (teşrik günlerinin ikinci günü) takip eder.’ (Ebu Davud, Menasik 19) bu hadisten de Allah indinde Kurban Bayram’ı gününün ne kadar önemli olduğunu anlamış bulunuyoruz.

Ramazan Bayramı gecesi ve sabahı, ilâhî rahmetin sağanak olup yağdığı her tarafı doldurup taşırdığı müstesna zamanlardır. Bayram namazı sabahı erken kalkarak gusletmek; misvak kullanarak temiz elbiseler giymek; güzel kokular sürünerek güler yüzlü olmak; Bayram Namazı’na giderken bulunabilirse tek sayı olmasına dikkat edilerek hurma, bulunamazsa tatlı türünden bir şeyler yemek; câmîye giderken başlayıp hutbeye kadar zaman zaman tekbir getirerek zikirle meşgul olmak, bayram namazları için camiye farlı yoldan gitmek ve namaz bitiminde gittiği yoldan değil de farklı yoldan tekrar eve dönmek, karşılaşılan müminlere güler yüzle selâm vermek Efendimiz’in (s.a.s.) ahlâkıdır, sünnetidir. Bayram namazına erkekler gibi kadınlar ve çocuklar da gidebilirler.
Bayramlar Allah’ın kullarına rahmetinin bir ifadesidir. Bu yüzden bayramlarda güler yüzlülüğü, hoşgörüyü, güzel ahlâklı davranışları elden bırakmamak lâzımdır. Bayramlar ayrıca müminlerin sevinç günleridir. Müminlere sevinçli görünmek; kalbi üzen durumlardan sıyrılmak en çok bu günlerde yaraşır, yakışır. Bayramlarda küsler barışır, barıştırılır; Allah için gurur ayaklar altına alınır. Aslında bayramlar bizleri diğer günlerde de güzel davranışlar serdetmeye alıştıran mübarek günlerdir. Bu bağlamda konumuzla mutabık olması açısından Asr-ı Saadet’ten bir tablo gözler önüne getirelim. Hz. Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Bu iki cariye Ensar-ı Kiram’ın kahramanlıklarını övüyor, onlara destansı şiirler söylüyorlardı. Hz. Ebu Bekir, Rasûlullah’ın (s.a.s.) evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını istedi. Peygamber Efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e: ’Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir.? diye buyurdular. Bu Hadis-i Şerif’i Buharî nakletmiştir.

Ramazan Bayram’ı ve Ramazan Bayram’ına hazırlık mesabesinde olan ramazan günleri ülkemizde farklı etkinliklerle kutlanır. Bu etkinliklerden bir kaçına değinmek istiyorum. Bu noktada medeniyetlerin buluşma noktası hüviyetinde olan İstanbul başı çeker. İstanbul Türkiye’nin kültür şehridir. Ramazan ayının ilk günlerinde genelde ’Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan!...’ gibi ve buna benzer masajlar, İstanbul’daki büyük tarihî camilerin minareleri arasına ışıklandırmak suretiyle asılır, Ramazan Bayramı’ndan birkaç gün önce mahyalarda genellikle ’Elveda!...’ benzeri uğurlama mesajlarına yer verilir. Ülkemizde bulunan televizyon kanalları ramazan ve bayram günlerinde çeşitli programlar düzenler. Yapılan bu programlar millî ve manevî değerlerimizle uyuşuyorsa ne alâ! Özellikle bayram günlerinde bazı millî ve manevî değerlerimizden yoksun -bu kanallar özellikle bu değerlerimizi yozlaştırmak için bu programları yapıyor görüntüsü veriyor- birtakım kanallar İslâm’la alâkası olmayan haram ve helâlin birbirine karıştığı programlar yapıyor. Kendimi bildim bileli ülkemde bu günah programları yapılıyor. Müslümanlar olarak hem kendimize hem de ailelerimize dikkat etmeliyiz. Millî ve manevî değerlerimizle uyuşan kanalların programlarını izlemeliyiz, seçici olmalıyız. Yine ramazanda ve bayram günlerinde özellikle İstanbul’da belediyelerin de yardımıyla tarihten günümüze kadar gelen ramazan kültürü devam ettirilmek istenir. Bunlardan bir tanesi de tarihte Zıll-ı Hayal olarak ünlenen ve bir gölge oyunu olan Hacivat ve Karagöz oyunudur. Bu oyun günümüzde beyaz perdeye aktarılan bir suret olmaktan çıkmış çizgi filmi yapılarak çizgi film sektörünün bir ürünü olmuştur. Bence bu da güzel. Yeter ki kültürümüz ölmesin, yaşasın. Ancak bu çizgi film ve diğer kültür programları tam da teravih namazının kılındığı saate konmaması kaydıyla. Zira insanlarımıza bir şeyler vereceğiz derken ramazana has bir nimet ve müekked bir sünnet olan teravihten onları alı koymak hiç de doğru değildir. Kanaatimce vebali de vardır.

Ramazan kahvelerini, manilerini, şekerini, tatlılarını, şerbetlerini unutmamak gerekir. Yukarıda da ifade olunduğu gibi tarihten günümüze kültür köprüsü olan bu millî geleneklerimiz Türkiye’nin diğer illerinde de nadiren olmakla beraber özellikle bir kültür kenti olan İstanbul’da duyarlı insanlar ve kurumlar tarafından yaşatılmak isteniyor. Bu insanları ve kurumları tebrik etmek lâzım. Tabiî ki ramazanlarda ikram edilen kahvelerden bahsetmişken bir eksiğimizi de görmemiz gerekir ki ne yazık ki bir çok insanımız ramazanda sabaha kadar kahvehanelerde boş hatta haram oyunlarla vakit öldürüp namazları dahi kılmaksızın akşama dek uyuyarak oruç tuttukları da bir vakıadır. Bence ramazan ve Allah için oruçlu olmak bu değildir?

Yazımıza nihayet verirken Ramazan Bayramı’nızı içten duygularla kutlar; nice bayramlara hayır, sağlık üzere sevdiklerinizle kavuşmanızı Yüce Allah’tan dilerim.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.