Özlenen Rehber Dergisi

86.Sayı

Nabi ve Rasûlullah Efendimizle Alâkalı İ Bir Şiirine Dair Nabi (1642 – 1712)

Cafer CEYLAN Özlenen Rehber Dergisi 86. Sayı

1642 (H.1052
) yılında Urfa’da doğan Nabî’nin asıl ismi Yusuf’tur. 17. yüzyıl klâsik (divan) Türk edebiyatı şairlerinden olan Nabî, 24 yaşında İstanbul’a gelmiş, Saray çevresinde değişik görevlerde bulunmuştur. Hizmetinde bulunduğu, koruyucusu Mustafa Paşa vefat edince Baltacı Mehmet Paşanın yanında Halep’e gitmiştir. 25 yıl kadar Halep’te kalan Nabî, ünlü eserleri olan Hayriyye ve Hayrabat’ı burada kaleme almış, Divan’ını da burada düzenleyerek oluşturmuştur.
Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nabî’yi de İstanbul’a beraberinde getirmiştir. Nabî bu ikinci İstanbul macerasında kendi isteği ile önce Darphâne eminliğine, sonra da Anadolu muhâsebeciliği ve mukâbele-i süvâri reisliğine tâyin edildi. Vazifesinden artan zamanlarında şiir ve çeşitli eserler yazdı. Divan edebiyatının bu müstesna şairi, 12 Nisan 1712 yılında (H.1124) vefat etti. Üsküdar’daki Karacaahmet kabristanlığına defnedildi. Kabri, Sultan İkinci Mahmut ve Sultan İkinci Abdülhamit Hân devirlerinde tamir edildi.
Nabî tasavvufla iç içe olan bir şahsiyetti. Kaynaklarda Nabî’nin Yakup Halife isimli bir Kadirî şeyhine talebe olduğu, bu Kadirî Şeyh’in, onu nefsî olarak terbiye ettiği ve aralarında geçen birtakım kerametlerden bahsedilir.

NABÎ’NİN EDEBÎ ŞAHSİYETİ
Nabî, didaktik şiire verdiği önemle divan şairleri arasında kendisine özel bir yer edinmiştir. Yaşadığı devrin ferdî ve içtimaî çöküntülerini gören Nabî, halkın ruh hâline tercüman olan somut şiirler yazmıştır. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük yaşamın içinde olmalı; hayattan, insandan ve insanî konulardan uzak olmamalıdır. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatte bulunan bir yapıdadır.
Nabî’nin şiir dili, çağdaşlarına nazaran süsten uzak, anlaşılır bir üslûpla oluşturulmuştur. Şiirlerinde atasözlerinden, hikemî sözlerden de çok faydalanan Nabî, rahat ve akıcı bir dille yazdığı için halk tarafından çok sevilmiş, divan şiirinde yeni bir çığır açmıştır. Nabî’nin bir de İslâmî yönü vardır. O, müntesibi olduğu dinini yaşamak ve yaşatmak ister. Şiirlerinde bir Müslüman’ın nasıl düşünmesi ve hareket etmesi gerektiği hususlarında da öğretici sözleri vardır. Nabî’ye göre iyi bir insan olmanın ilk şartı, ’her işte ve mevzûda her zaman Allah’u Telâyı hatırlamak’tır.

ESERLERİ
1) Türkçe Divan
2) Farsça Divançe
3)
Tercüme-i Hadis-i Erbain
4)
Hayriyye
5)
Hayrabat
6) Sûrnâme
7) Fetihnâme-i Kameniçe
8) Münşeat
9) Tuhfet-ül-Haremeyn
10) Zeyl-i Siyer-i Veysî.

BİR GAZELİNİN YAZILIŞ HİKÂYESİ

İnceleyeceğimiz gazelin gerçek hikâyesi şöyledir: 17. yüzyıl (IV. Mehmet Dönemi) Osmanlı divan şairlerinden Urfalı Nabî, bir grup devlet erkânıyla hacca gitmek üzere yola çıkar. Kafile Medine-i Münevvere’ye yaklaşmıştır. Vakit gecedir. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimize bir an önce ulaşma isteği, Nabî’yi bir türlü uyutmamıştır. Bu hâl üzerindeyken Nabî’nin dikkatlerini ayaklarını kıbleye doğru uzatmış yatmakta olan, paşa vasıflı bir şahıs çeker.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) beldesinde edebe aykırı böyle bir gaflet halini, bir türlü hazmedemeyen ve bu duruma çok üzülen Nabî, içinden gelen bir ilhamla gazelini bir anda irticalen söyleyiverir. Kafile sabah ezanı vakti, Medine-i Münevvere’ye girmektedir ve Ravza-yı Mutahhara minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin ezanın ardından beş beyitlik Türkçe bir gazel okumaya başlar.
Nabî dikkat eder, okunan o günün gecesinde ilhamla yazdığı kendi şiiridir. Hemen minarenin kapısına koşar. Müezzine: ’Allah âşkına okuduğun bu gazeli nereden öğrendin?’ diye sorar. Müezzin şöyle cevap verir: ’Bu gece rüyamda Efendimiz (s.a.v.)’i gördüm. Bana dedi ki: ’Ey müezzin kalk, yatma! Benim ümmetimden bana âşık bir zât, benim kabrimi ziyarete geliyor. Muhabbetinden benim için şu şiiri söylemiştir. İşte bu beyitlerle minareden onu istikbal et, muştula.’ buyurdu.’ Müezzin devam ile: ’Ben de hemen kalktım, abdest aldım. Rasûlullah Efendimizin iltifatına mazhar olan âşık acaba kimdir?’ diye düşünerek minareye koştum. Öğretildiği gibi bu şiiri okudum.’ dedi. Nabî: ’Rasûlullah benim için, ’Ümmetimden…’ mi?’ dedi. Bütün bunlardan sonra Nabî sevincinden oracığa bayılıp düşer.

İşte O Gazel ve Açıklaması:

Sakın terk-i edebden, kûy-i Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-ı İlâhîdir, Makam-ı Mustafâ’dır bu


(Edebi terk etmekten sakın; (çünkü) burası (hem) Allah’ın sevgilisinin beldesi (hem) O’nun nazarlarının (çoğaldığı) yer hem de Hz. Mustafa’nın Makamı’nın yani Ravza-yı Mutahhara’nın bulunduğu mekândır.)

Felekte mâh-ı nev Bâbu’s-Selâm’ın sîne-çâkidir
Bunun kandîli, Cevzâ matla-ı nûr-i ziyâdır bu

(Bu gökteki yeni ay, Selâm Kapısı’nın (Bâbu’s-Selâm) yüreği yanık âşığıdır; (Öyle ki, göklerdeki) Cevza yıldızı bile ışığını, onun kandilinin nurundan almaktadır.)

Habîb-i Kibriyâ’nın, hâbgâhıdır fazîlette
Tefevvuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu


(Bu, Allah’ın yüce Sevgilisi’nin mübarek istirahatgâhının fazileti öyle yüksektir ki Cenâb-ı Hakk’ın izni ve rızasıyla arşına çıkartılmıştır.)

Bu hâkin pertevinden oldu, deycûr-i âdem zâil
Amâdan açtı mevcûdât, çeşmin tûtiyâdır bu


(İnsanlık karanlıktan, bu toprağın ışığı sayesinde kurtuldu. Çünkü o, mevcudatın gözlerine şifa veren bir sürmedir; o nur sayesinde görmeyen gözler bile açılır.)

Murââd-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-i kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu

(Nabî! (kimin huzuruna çıktığını bir düşün ve) bu dergâha, edep şartlarına eksiksiz riayet ederek gir! (Zira) burası meleklerin bile (çok büyük bir edep ve saygıyla) tavaf ettikleri ve peygamberlerin (Allah Rasûlü’nün kabr-i şeriflerine) yüzünü gözünü sürerek öptükleri yerdir… ) (Nabî)

İNCELEME

İncelememize mevzubahis olan şiir, klâsik (divan) edebiyatımıza ait olan ve bilindiği vecih ile Nabî’ye ait bir gazel. Efendimiz’i (s.a.v.) konu aldığından bu şiiri, kaside nazım türlerinden olan ’naat’ adı altında çerçevelendirenler de vardır; fakat şiirin şekil özellikleri incelendiğinde bir kaside ve naat olmadığı, gazel olduğu kolaylıkla söylenebilir. Her ne kadar kaside ve gazelin kafiye örgüsü (aa/ba/ca/da/ea…) aynı olsa da beyit sayıları ve bölümleri farklıdır. Gazel en az beş, en çok on beş beyitten meydana gelirken kaside en az otuz üç, en çok doksan dokuz beyitten oluşur. Bu şiir beş beyitten müteşekkildir. Bu yüzden biz bu şiire gazel diyeceğiz. Şu da muhakkak ki bu şiire, ’İçerik olarak konularına göre kaside türlerinden olan ’naat’ içerikli bir gazeldir.’ dersek de yanılmış olmayız. Teknik özelliklerini bir yana bırakarak hemen muhteviyat değerlendirmesine geçebiliriz.

Özellikle Allah Habibi’nin yurdunda, edebi terk ve edebe mugayir hareket etmekten şiddetle sakınmak lâzımdır; çünkü İlâhî nazarlar orada Medine-i Münevvere’de yoğunlaşmıştır.
’Sakın terk-i edebden, kûy-i Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-ı İlâhîdir, Makam-ı Mustafâ’dır bu’

Divan şairleri, gayelerini daha tesirli ifade etmek kastıyla şiirlerinde söz hünerlerine sıklık ile başvuragelmişlerdir. Hayriyye Sahibi, ikinci beyitte yeni aya insanî bir vasıf kazandırarak: ’Gökteki yeni ay, Selâm Kapısı’nın (Bâbu’s-Selâm) yüreği yanık âşığıdır.’ kendi iç yangınını, sükûn bulmaz derdini mısralaştırıyor ve semanın Kuzey Yarım Küre’sinde görünen, parlaklı, iki yıldızlı bir burç olan Cevza bile ışığını Babu’s-Selâm’ın kandilinden almaktadır.’ demek suretiyle de Efendimiz’in ne kadar tutkulu bir âşığı olduğunu kanıtlıyor.
’Felekte mâh-ı nev Bâbu’s-Selâm’ın sîne-çâkidir
Bunun kandîli, cevzâ matla-ı nûr-i ziyâdır bu’

Sevgili yurduna hareket eden Nabî Kafilesi’ndeki bir paşanın ayaklarını kıbleye doğru uzatarak yatması bu şiirin yazılışına vesiledir, ilham kaynağıdır. İlham ve vesileye mazhar olabilmek; ancak liyakat sahibi olmaktan geçer. Nabî liyakâtlidir ki Hak’tan zatına ilham gelmiştir ve Efendimiz’e bu şekilde, dillerden dillere neşvünema bulmuş beyitler yazmaya vesile, muktedir olabilmiştir.
Allah Habibi’nin kabr-i şerifleri öyle faziletlidir ki Cenâb-ı Bari’nin izni ve rızasıyla yükseklere çıkartılmıştır yani Efendimiz’in kabr-i tayyibelerini, Allah kutlu ve mübarek kılmıştır. Tıpkı Kâbe-yi Muazzama’nın etrafını kutlu ve bereketli kıldığı gibi. Üçüncü beyitte Nabî, Rasûlullah Efendimizin kabr-i muazzezlerinin Allah indinde ne denli kıymetli olduğunu işaret etmeye çalışıyor.
Habîb-i Kibriyâ’nın, hâbgâhıdır fazîlette
Tefevvuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu

Dördüncü beyte gelindiğinde Peygamber Efendimizin risalet görevine dikkat çekilmek isteniyor. Efendimiz, Rabb’in kendisine yüklediği mukaddes görevi, İslâm’ın nur ışıkları saçan emirlerini hakkıyla ifa etmiş ve bunun sonucu nice insanlar hidayete kavuşmuştur.
’Bu hâkin pertevinden oldu, deycûr-i âdem zâil
Amâdan açtı mevcûdât, çeşmin tûtiyâdır bu’

Son beyitte Nabî: ’Nabî, kimin huzuruna çıktığını bir düşün ve bu dergâha, edep şartlarına eksiksiz riayet ederek gir! Zira burası meleklerin bile çok büyük bir edep ve saygıyla tavaf ettikleri ve Allah Rasûlü’nün kabr-i şeriflerine yüzünü gözünü sürerek öptükleri yerdir…’ diyerek dünya durdukça Efendimiz’in kabrini ziyaret edecek mü’minlere bir edep ölçüsü bırakıyor…
’Murââd-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-i kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu’

Günümüzde Efendimiz’e ne denli edepsizlikler yapıldığı biliniyor. Bizleri üzen bunun, ’Müslüman’ım.’ diyenler tarafından yapılması. Ne acı, vahim bir tablo… Onu, Rabb’imiz ’Habib’ olma makamıyla taçlandırarak daha fani dünyada Zâtı ile müşerref kılmış, ismini İsmi ile bir nakşetmiş… Dahası nice nimetler… Efendimiz’e, Rehberimiz’e, Önderimiz’e Rahman’ımızın razı olacağı minval üzere selât ve selâmların en ekmeli olsun… Keremli Rasûlullah Efendimiz’e sevgilerimizi ilân ediyoruz, desek inandırıcı olur mu? Onun vasıflandıramadığımız, yüce Ruh’una sığınıyoruz ve onu arzu ediyoruz… Hamd, şanı pek yüce, noksanlıklardan uzak, üstün vasıflarla mücehhez, varlığında ve birliğinde şüphe olmayan Allah’a; Selâm, O’nun Rasûlü’ne ve Rasûlü’nün yolunda giden Ehl-i Beyte ve Sahabe-yi Güzin’e ve bunlara tâbi olanlara olsun…
’Şanım hakkı için size kendinizden öyle (izzetli) bir peygamber geldi ki sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.’ (Tevbe sûresi, 128)
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.