Özlenen Rehber Dergisi

143.Sayı

Batı Dünyasının İslamofobi Düşkünlüğü

Dr. Celal Emanet Özlenen Rehber Dergisi 143. Sayı
Son yıllarda özellikle Batı’da sıkça kullanılan İslamofobinin tanımı hakkında bugüne kadar genel geçer bir kabul olmadığı gibi, sosyal bilimlerde de ırkçılık ve ırksal ayrımcılık gibi tüm devletler ve organizasyonlarca kabul edilmiş bir kavramsallaştırmaya gidilememiştir. Bununla beraber, kavramın özellikle 11 Eylül olaylarından sonra Müslümanlara yapılan fiilî ve entelektüel saldırıları ifade etmek amacıyla yaygın bir kullanıma kavuştuğu söylenebilir.
Aslında İslamofobi terimiyle; ’İslâm’a karşı (asılsız; ama kasıtlı) düşmanlık’ anlatılmak istenmektedir. Ayrıca; Müslümanlara (veya Müslüman olmaya yönelenler de algılanabilir) ve toplumlara karşı haksız olarak ayrımcılık ve düşmanlık yapmak ile Müslümanların politik, sosyal meselelerin dışında tutulması gibi pratikte uygulanan sonuçlar kastedilmektedir.
İslamofobi kelimesi son yıllarda kritik bir öneme, kimliğe ve isme sahip olarak yoğun ve hızlı bir şekilde büyüyerek Müslüman karşıtlarının ön yargısı olarak gelişti. Onlara göre İslâm, tamamen yabancıdır. Bu da İslâm’ı şiddet ve manipülatif bir kavram olarak kabul etme anlayışını yerleştirmiştir. Bundan dolayı Müslümanlar, dünya çapında İslâm’a dair neler yaşandığının farkında olmalıdırlar.
11 Eylül 2001 olayları Batı dünyasında İslamofobinin bir başka kırılma noktası ve belki de zirve noktasını oluşturmaktadır. Bu tarihe kadar yapılan İslâm karşıtı açıklamalar halk arasında fazla yankı bulmamıştır. Sözde, İslam adına ikiz kulelere karşı yapılan saldırılar, Batı’da İslâm karşıtlarına büyük bir fırsat yaratmış ve halkı ikna etme gücünü de artırmıştır. Bu anlamda, başta ABD eski başkanı Bush olmak üzere birçok kişinin söylediği gibi ikiz kulelere saldırı yapanlar aslında İslam’a karşı yeni bir haçlı savaşının startını vermişlerdir. 11 Eylül olaylarının ardından İslamofobinin Batı’daki baş körükleyicilerinden biri haline gelen Bernard Lewis, Temmuz 2004’te Alman Die Welt dergisiyle yaptığı röportajda şunları söylemiştir: ’Yüzyılın sonuna kadar Avrupa’ya İslam hâkim olacaktır. Avrupa, Arap batısının, Mağrib’in bir parçası haline gelecektir.’ Ekim 2005 tarihli The New Yorker dergisine göre de Lewis, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’e şu tavsiyede bulunmuştur: ’Araplara yapılması gereken şeyin, iki gözleri arasına büyük bir sopayla vurmak olduğuna inanıyorum. Onlar yalnızca güce saygı duyar.’ Tepkiler üzerine dergiye gönderdiği açıklamada Lewis, ’Evet, Arapların yalnızca güce saygı duyduklarını düşündüğüm doğrudur’ diyerek iddiasından vazgeçmediği bilinmektedir.
Özellikle ABD’nin kendine felsefe olarak geliştirdiği ’medeniyetler ve inançlar arasındaki ilişkinin çatışma temelli olduğu düşüncesi’, dünyada ne kadar farklılık varsa düşmanlığa dönüştürmektedir. Bu durum ise krizi, gerilimi, savaşı beslemektedir. Sadece kendi egosunu düşünen bazı zalim kimseler insanlığı kaosa sürükleyecek ne varsa ona yatırım yapmaktalar. Maalesef İslâm adına ortaya çıkan, fakat İslâm’ın özünü kavramaktan uzak olan bazı kimseler, insanların iyiliği için değil, insanlara ve Müslümanlara azap vermek için çaba harcamaktadırlar. Masum insanlara karşı düzenledikleri saldırılarla İslâm’ın yasakladığı en büyük günahlardan birini işlemekteler. Kullandıkları vahşi yöntemler, öfkeli ve saldırgan söylemlerle İslâm adına; ama İslâm’a tamamen ters bir ahlâk sergilemektedirler. Bu yüzden yaklaşık 1,5 milyar Müslüman gereksiz ve haksız yere zan altında kalmaktadır.
Müslümanlara ve İslamî hareketlere karşı Batı dünyasında gelişen tarihte eşine az rastlanır kuşku ve husumetin önde gelen sebeplerinin başında medya belki de ilk sırada yer almaktadır. Zira Fox, CNN, BBC vb. dünyanın dört bir yanına yayın yapan medya kuruluşlarının bu konuda son derece duyarsız ve hatta yanlı davranmasının payı göz ardı edilmemelidir. Çünkü bu ve benzeri medya organlarında her ne zaman Müslümanları konu alan bir haber verilecek olsa ekrana hep saçı sakalına karışmış, hırpani giyimli, ellerinde otomatik silahlar, kılıçlar ve her nasılsa her zaman secde etmiş kalabalıklar televizyon ekranına gelmektedir. Böylece, Müslümanları ’günün her saatinde namaz kılan, kızgın kümeler halinde İsrail ya da Amerikan bayrağı yakmak dışında hiçbir şey yapmayan’ imajı dünyanın her yerindeki izleyiciye sunulmaktadır. Bu durum maalesef Batılı insanın zihninde cihatçı İslam stereotipini güçlendirmekte ve İslamofobinin giderek yaygınlaşmasına sebep olmaktadır.
Dünyada hadiseler ve gündem o kadar hızlı değişiyor ki Müslümanlar açısından her gelen gün geçenleri arattıracak haldedir. İşte bunun en son örneklerinden birisi geçtiğimiz Ocak ayında Paris’te Charlie Hebdo dergisine gerçekleştirilen saldırıda yaşandı. Hadiseyi gerçekleştirenlerin Müslüman olduğunu öğrenen dünya medyası mal bulmuş mağribi gibi tüm operasyonları günlerce ana gündem olarak sunmaktan geri kalmadılar. Tabii ki bu ve benzeri katliamların arkasında yer alan Işid, El-Kaide ve Boko Haram gibi örgütlerin İslam’a ve Müslümanlara verdiği zararı anlatmaya gerek yok sanırım. Yıllarca İngiltere, Fransa başta olmak üzere Avrupa ve ABD, Müslüman coğrafyasını sömürdü, yaktı, yıktı, astı, kesti. Ama bu, katliamı haklı göstermez ve katliam katliamdır. Bizler ne yapılan katliamı savunuruz, ne de bu derginin Efendimize (s.a.v.) hakaret ettiği karikatürler için ’düşünce ve fikir özgürlüğü’ deriz. Paris’te yaşanan vahşet hiçbir dinle bağdaştırılamaz. Fakat bu dergi, Fransız hükümetince defalarca uyarılmasına rağmen hakaret içerikli karikatürleri çizmeye devam etmişlerdir. Kimse kusura bakmasın ama bu fikir özgürlüğü değildir. 1,5 milyardan fazla insanın, inandığı ve canından daha değerli saydığı Peygamberine hakaret ettirmesini kimse beklemesin.
Fikir özgürlüğü olsun diye hiçbir dinin Peygamberine ve kutsallarına bu denli ağır hakaret edilmemeli. Çünkü karikatürler oldukça ağır ve o karikatürleri fikir özgürlüğü sınıfına koyan (sözde) aydın geçinenlere hayret etmemek elde değil. Bu tarz tavır takınan adamlar hangi evrende yaşadıklarını zannediyorlar bilemiyorum; ancak düşünce özgürlüğü istediğimize hakaret edip ’ama ben özgürüm’ diye zırvalamak değildir. Fikir ve ifade özgürlüğünün arkasına sığınarak insanların inanç ve kutsallarıyla alay etmekten geri kalmayan kimselerin bu seviyesiz girişimleri düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi akla yatkın gözükmemektedir.
Paris’te 12 sivil insanın ölümüyle neticelenen gazete baskınıyla tüm dünyanın gözünü Paris’e çevirttiren dünya medyası, geride bıraktığımız Ramazan ayında İsrail’in binlerce Filistinliyi öldürmesini ve yaşanan zulümleri görmezden gelmesini çok iyi becermiştir. İslâm coğrafyasında katliam, zulüm ve işkencelerin yaşanmadığı hiçbir gün yokken Müslümanlara sabır ve sürekli sükûnet çağrısı yapılmaktadır. Tabii ki Müslüman, ağır başlı, vakarlı, hadise ve imtihanlar karşısında sabırlı olmalıdır. Ama her geçen gün devam eden ölümler, zulümler ve imtihanlar karşısında Müslümanlar ne yapsın? Susmaya ve boyun eğmeye devam mı etsin? Batı’nın İslamofobi zihniyetiyle yarattığı İslam ve Müslüman düşmanlığının yanında, adım adım topraklarının ellerinden alınmasına, Işid, El-Kaide, Taliban, Boko Haram vb. zalim insanlar tarafından on binlerce evladının öldürülmesine, zenginliklerinin talan edilmesine, değerlerinin aşağılanmasına, onurlarının yerlerde sürünmesine karşın ne yapsın?
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.