Özlenen Rehber Dergisi

171.Sayı

MENHEC OLARAK EHL-İ SÜNNET NEDİR, NE DEĞİLDİR

Dr. Celal Emanet Özlenen Rehber Dergisi 171. Sayı
İslamî ilimlerin tedvin edildiği ve mezheplerin teşekkülettiğidonemde Rasûllullah (s.a.s.), sahabe ve tabiinden rivayet edilen sünnet ve eserlere aynen bağlı kalan alimlerin yanısıra, gelenek ve re’yi (yapılan içtihatları) kucaklayan sünnetanlayışını benimseyen alimler de olmuştur. Her iki zümre de Şia, Cehmiyye, Kaderiyye, Mürcie gibi anayoldan uzaklaşmış bulunan fırkalardan beri olduklarını ve anayolda devam ettiklerini ifade etmek için Ehl-i Sünnet adını almışlardır. İlk dönemdeRasûlullah (s.a.s.) ve sahabeden rivayet edilen anlayışları, geleneği ve uygulamayı esas alan fukahadan Ebû Hanife ve İmam Malik, Kur’an’dan sonra sadece hadise dayanan yani sünneti Rasullullah’a has kılan İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel olmak üzere iki gruba ayrılmıştı. (Galip Türcan, ’İbn Hazm’a Göre Ehl-i Sünnet Kavramının İçeriği,’ Milel ve Nihal, 6 (3), 2009, s. 81.)

İkinci dönemi ise Ehl-i Sünnet hareketini hadisçilerin dar anlamda sünnet anlayışını içtihatla üretilmiş̧ bilgi formatına dönüştürerek gelecek nesillere taşıyan ulema sınıfı temsil etmektedir. Bu dönem Ehl-i Sünnet ulemanın önde gelen isimleri arasında Ebû’l-Hasan el-Eş’ari ve Ebû Mansur el-Maturidî gibi kelam alimleri gelmektedir. Bunlar, meseleleri temellendirirken ve ihtilaflı konulara çözüm ararlarken muhkem ayetlerden ve mütevatir hadislerden hareket etmeye, bunları bir bütünlük içinde anlamaya, nakli ve aklı bir zorunluluk bulunmadıkça onların zahirine bağlı kalmaya özengöstermişler, nass bulunmayan konularda ise aklın temel ilkelerine müracaat ederekiçtihatlarda bulunmuşlardır. Onların kaleme aldığı kelâma dair eserler tetkik edildiğindehem yöntem hem de muhteva bakımından selef risalelerinden farklı oldukları, sözgelimimeseleler hakkında nasslara baş vurma yanında akılla da temellendirdiklerigörülür. Dolayısıyla böyle bir yöntemi kullananlara Ehl-i Sünnet denilecekse buradaki sünnettenkastın ’ulemanın içtihat ve zaman zaman icmaından oluşan bilgiler manzumesi’olduğuanlaşılmalıdır. Böylece merkezinde Kur’ân-ı Kerim, onun etrafında Rasûlullah’ın (s.a.s.) sünneti ve onun etrafında da ümmetiniçtihat ve uygulamaları bulunan zengin bir gelenek oluşmuş, bunların tümüne uyan insanlar topluluğuna da Ehl-i Sünnet adı verilmiştir.

Ehl-i Sünnet kavramı veya bu kavramın Ehlu’s-Sünne ve’l-Cemâa terkibi içinde geçen şekli İslam’ın erken dönemlerinden itibaren kullanılmaya başlanmıştır.Kavram,her iki kullanımda da dinî herhangi bir tercihin Kur’ân ve Sünnet’e yani Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sözlü-fiilî tercihlerine, sahabenin tutumuna ve tabiûnun yaklaşımlarına ne ölçüde uygun olduğunu devamında da dinin genel tutumuna aykırı olan bid’at tercihlerden yine ne ölçüde uzak bulunduğunu dile getirmek için değerlendirilmiştir.Ehl-i Sünnet kavramı tarih boyunca bu şekli ile hemen her itikadî mezhep tarafından bir diğeri aleyhine olacak biçimde istismar edilmiş, böylece Müslüman toplum üzerindegüçlü bir algı oluşturmak için kavramın tanımlayıcı ve ayrıştırıcı niteliği her zaman öne çıkarılmıştır. Yani her itikadî yapılanma kendini Sünnet’e nispet etmiş diğer itikadî yapılanmaları da, dinin genel iddiaları ile ilgili bakışları problemli olduğu için, Ehl-i Sünnet dışında bid’at ehli sayarak cemaatten yani Sünnet’e tabi olan çoğunluk Müslümanlardan dışlamıştır. (Galip Türcan, ’İbn Hazm’a Göre Ehl-i Sünnet Kavramının İçeriği,’ Milel ve Nihal, 6 (3), 2009, s. 81.)

Kur’ân-ı Kerim farzı, vacibi, helâli, haramı belirleme açısından Allah’ın hükmü ile, Rasûlü’nün hükmünü iki temel esas kabul etmiştir. İşteEhl-i Sünnet tabiri de Kur’ân ve sahih hadislerde ifade edilen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabesi tarafından yaşanan, uygulanan bir dinî geleneği ifade eder. Maalesef günümüzde kavramlar üzerinde öyle bir kafa karışıklığı yaşanmakta ve bu iş o kadar ayak altına düşürülmekte ki, Kur’ân tam aksini beyan etmesine rağmen Rasûlullah’ın (s.a.s.) hüküm koyma yetkisi yoktur diyen, hadisleri inkâr eden ve bize sadece Kur’ân yeter diyen sapıklar bile kendilerinin Ehl-i Sünnet olduklarını iddia etmekteler.

Şefaat yoktur,
Kabir azabı yoktur,
Kıyamet alametleri yoktur,
Miraç yoktur,
İmanın 6 şartı yoktur,
Kadere iman yoktur,
Allah detayları veya geleceği bilemez,
Hz. İsa gelmeyecektir,
Mehdi, Mesih diye bir şey yoktur

İlk insan Hz. Âdem değildi hatta onun bile babası vardı diyebilecek kadar Ehl-i Sünnet çizgisinin tamamen dışında hareket eden bu adamlar utanmadan kendilerinin Hanefi mezhebinden, itikatta Maturidi veya Eşari olduklarını söyleyebilmektedirler. Ehl-i Sünnet ulemadan hiçbir kimse tarihin bir döneminde yukarıda zikredilenleri inkâr etmedikleri gibi onlardan bazılarını imanî konular içinde değerlendirmişlerdir. Kur’ân ve Sünnet’ten delillerle bunlara iman etmenin lüzumuna değinmişlerdir.

Ben burada zikrettiklerimin her birini misallerle izah edecek değilim. Ama şunu bilelim ki Ehl-i Sünnet’in kabul ettiklerini inkâr ettikleri halde kendilerini Ehl-i Sünnet’e izafe ederek insanları yoldan saptıranlar kıyamet gününde bunun hesabını Allah’a vereceklerini unutmamalıdırlar. Neden mi?

Mesela bize sadece Kur’ân yeter diyerek Sünnet’in hüküm koyma yetkisini inkâr eden Ehl-i Bidat taifesine hem Kur’ân’dan hem de Sünnet’ten birkaç misal verelim:’Onlar, ’Allah’a ve Rasûlü’ne inandık ve itaat ettik’ derler. Bütün bunlardan sonra onların bir grubu gerisin geriye dönerler. Bunlar mümin değillerdir. Aralarında hüküm vermek için Allah’a ve Rasûlü’ne çağırıldıklarında onların bir grubu (bir bakarsın) yüz çevirirler. Fakat onları ilgilendiren bir hak [menfaat] olsa, ona itaatle [koşa koşa] gelirler. Onların kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe içindeler mi, yahut Allah ve Rasûlü’nün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır asıl zalimler onlardır. Aralarında (Peygamber’in) hüküm vermesi için Allah’a ve Rasûlü’ne çağırıldıklarında müminlerin bütün söyleyecekleri ancak ’İşittik ve itaat ettik’ demekten ibarettir. İşte felaha erenler de onlardır. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat eder ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa işte asıl kazananlar bunlardır.’ (Nur 24/47-52)

’Ehl-i Kitap’tan Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasûlü’nün yasakladığını yasak saymayan ve hak dine uymayan kimselerle, yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.’ (Tevbe 9/29)
’Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar.’ (Araf 7/157)
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) rivâyetine göre Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bir bedevî ve hasmı gelir. Aramızda Allah’ın kitabı ile hükmet der. Hasmı da ’doğru söyledi, aramızda Allah’ın kitabı ile hükmet’ der. Hz. Peygamber, emrinde çalıştığı kişinin hanımı ile zina eden gence yüz sopa ve bir yıl sürgün cezasına hükmeder. Hükmünü açıklamadan önce ’Nefsim elinde olan Allah’a yemîn ederim ki, ben, aranızda elbette Allah’ın Kitabı ile hükmedeceğim’ buyurur. (Buhârî, Şurût, 9) Kur’ân metninde yüz sopa geçtiği halde bir yıl sürgün geçmemektedir. O halde Rasûlullah (s.a.s.) zamanında, ’Allah’ın kitabı’ denildiğinde sadece Kur’ân metni anlaşılmamaktadır. Kurân’ın metnini de kuşatan ilke, yasa, kural ve mekâsıda dayalı bir anlayış̧ olan Sünnet yani Rasûlullah’ın (s.a.s.) uygulaması da anlaşılmaktadır.

Rasûlullah (s.a.s.); ’Size emrettiklerimi yerine getirin, yasakladıklarımı da gücünüz yettiğince terk edin’ buyurmuştur. (Müslim, 412; İbn Mâce, Mukaddime, 1) Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur’an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek, tarih boyunca bütün bid’at fırkalarının ortak özelliği olan gizli bir hıyanet şeklidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumun ileride ortaya çıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır:’Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size ’Kur’an yeterlidir; Kur’an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin’ diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur’an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir.’ (Ebû Dâvûd, Sünne, 6; Ahmed b. Hanbel, IV, 131)

Hasan Basrî diyor ki: ’Dikkat edin insanlar arasında öyleşerlileri var ki şu Kur’ân’ı okurlar, sünnetiyle amel etmezler.’ (Muhammed b. Vaddâh el-Kurtubî (v. 289/901), Kitâbun fîhi mâ câe fi’l-bida’, (thk. Bedr Abdullah el-Bedr), Riyâd, 1996, s. 186.)Bu ibareden açık olarak anlaşılan sünnetin ’uygulama’ olduğudur. İlk dönem âlimler de hep bu gözle bakmışlar, Kur’ân’a da metin merkezli değil, hüküm merkezli bakmışlardır.

İmrân b. Husayn (r.a.), bize Kur’an yeterlidir, sünnete gerek yoktur, diyen bir adama şöyle seslenir: ’Ahmak herif: sen Kur’ân’da öğlen namazının dört rekât olduğunu, kıraatının gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? Kur’ân bize çok şeyleri müphem bırakmış, sünnet onları açıklamıştır.’ Abdullah b. Mesud (r.a.); ’Allah’ın, yaradılış şeklini değiştirenlere lânet ettiğini haber verdiğinde,’ bir kadın; ’Bunlar Kur’an da var mı?’ diye sorar. Abdullah b. Mesud (r.a.) şöyle der: ’Var tabii, sen şu ayeti okumuyor musun: Rasûlullah (s.a.s.) size neyi emrederse onu yerine getiriniz neyi yasaklarsa ondan kaçınınız.’ (Haşr 59/7; Abdullah b. Zeyd, Sünnetü’r-Resûl Şakîkatu’l-Kur’ân, s. 54.)

Bazen Ehl-i sünnet âlimleri arasında da bazı görüş ayrılıkları olmuştur. Ancak hepsinin de dayandığı temel Kitap, Sünnet ve bu iki kaynağa uygun olan sarih ve sahih akıldır. Aralarındaki bazı farklı görüşler esasa taalluk etmeyen ve teferruat sayılan konularda görülmüştür. Bu ihtilâfların çoğu, lâfzîdir. Son söz olarak İmam Tahâvî, Ehl-i sünnet yolunu şu şekilde özetlemektedir: Bu din, ifratla tefritin ortası, teşbihle ta’tilin ortası, cebr ile kaderciliğin ortası, ümitsizlikle aşırı güvenin ortası, korku ile ümidin ortası bir yoldur. İşte dinimiz, zâhiren ve bâtınen budur. Tefrika görüşlerden, merdûd mezheplerden Müşebbihe, Mûtezile, Cehmiyye, Cebriyye, Kaderiyye vb. Ehl-i Sünnet’e muhalefet eden ve dalâlete sapan mezheplerin görüşleri Ehl-i sünnet âlimlerince incelenmiş ve delillere dayanan ikna edici cevaplar verilmiştir. (İmam Tahavî, (trc. M. Beşir Eryarsoy), Şerhu’l-Akîdetu’t-Tahaviyye, Guraba Yay., 586-588.)
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.