Özlenen Rehber Dergisi

115.Sayı

İslam Dini'nin Ana Kaynağı;sünnet ve Kısımları

Harun APAYDIN Özlenen Rehber Dergisi 115. Sayı
Günümüz müslümanları tarafından büyük ölçüde ihmal edilmiş olan; Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti ve hadis-i şerifleri ile ilgili olarak bu ayki makalemizde, ’Sünnet ve Kısımları’ konusunu işlemek istiyoruz.
Sünnet, Kur’ân-ı Kerim’den sonra dinin ikinci ana kaynağıdır. Kur’ân-ı Kerim’in nasıl anlaşılması gerektiğini ve nasıl uygulanacağını, ancak Sünnet’le öğrenebiliriz. Kur’ân-ı Kerim birçok meseleyi kısa, özlü ve mücmel (kapalı ve özet) bir şekilde ortaya koymuştur. Sünnet-i Rasûlullah ise bütün bunları açıklamıştır.
Sünnet Nedir?

Sünnet, lügatte alışılmış yol demektir. Usûlcülere göre ise Rasûlullah (s.a.v.)’den sadır olan her türlü söz, fiil ve takrire denir. (Vehbe Zuhayli, Veciz Fi Usûlu’l-Fıkh, s.35, Dâru’l-Fikril-Muâsıra, Beyrut, 1994) Efendimiz (s.a.v)’in yaşayışı, sünnetin tümünü kapsamaktadır. Efendimiz (s.a.v.), sünnet kelimesini lügat anlamı olan, ’yol’ manasında kullanmıştır:
’Bir kimse İslâm’da güzel bir çığır (yol) açar da, kendisinden sonra onunla amel edilirse, o kimseye bu çığırla amel edenlerin ecri kadar sevap yazılır…’ (Müslim, İlm, 6)
Bizlere Gelişi (Nakledilişi) Açısından Sünnetin Kısımları:

1) Kavlî Sünnet (Sözlü Hadis)
2) Fiilî Sünnet (Fiilî Hadis)
3) Takriri Sünnet
4) Bazı âlimler ise vasıf (vasfî) sünneti ilave ederek dörde ayırırlar.

1) Kavlî Sünnet (Sözlü Hadis):

Kavlî sünnet, Rasûlullah (s.a.v.)’in çeşitli maksat ve vesilelerle söylemiş olduğu sözlere denir. Nebî (s.a.v.)’in kavli hadîslerinden bir kısmı kısa ve öz olup, tek bir cümleden oluşur. "Kızma" (Buhârî, Edeb, 75) gi¬bi. Bazıları da sayfalar tutabilecek kadar uzundur. Efendimiz (s.a.v.)’in önceki (ümmet)lerin kıssaları, kıyametin halleri, gördüğü rüyaları, olmuş ya da olacak hadiselerle ilgili hadisleri, Cuma ve bayram hutbeleri de kavli hadislere girer.
Bazen kendisine sorulan bir soruya verilmiş cevap, bazen de şeriat hakkında bilmeleri ge¬reken bir hususu öğretmek için söylenmiş hadisler de bu kısma girer.
Meselâ:
’Âmeller ancak niyetlere göredir ve herkese niyetinin karşılığı vardır. Kim Allah ve Rasûlu için hicret etmişse, onun hicreti Allah ve Rasûlune’dir. Kim elde edeceği bir dünyalık veya evlenmek istediği bir kadın için hicret ederse, onun hicreti de, kendisi için hicret ettiği kimseyedir." (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1) gibi sözleri bu kabildendir.
Sünnetin çoğunluğunu içeren kavlî sünnet üzerinde özel çalışmalar yapılmıştır. Mesela, Celâleddin es-Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir Min Ehâdîsi’l-Beşîri Ve’n-Nezîr isimli eserinde kavlî sünnetleri toplamıştır.
2) Fiilî Sünnet (Fiilî Hadis):

Fiilî Sünnet, Rasûlullah (s.a.v.)’den sadır olan fiillere denir. Bu fiiller hayatındaki pratik uygulamalarından oluşmaktadır.
Meselâ; beş vakit namazı kılması, haccı eda etmesi, O’nun ev içindeki hayatından yemek yemesine içmesine, giyinmesine, bine¬ğe binmesine, gülmesine, ağlamasına kadar Efendimiz (s.a.v.)’den sadır olan hareketlere fiilî sünnet denir.
Buna göre fiilî sünnetlerin bir kısmı ibadetlerle ilgilidir.
Meselâ: "Beni nasıl namaz kılar görüyorsanız, siz de öyle kılın." (Buhârî, Ezân, 18)
Fiilî sünnetlerin diğer bir kısmı da yeme-içme, giyim, uyku vb. günlük yaşantısıyla alakalıdır.
Meselâ: "(Su vb.) içtiği zaman üç nefeste içerdi ve şöyle derdi: Bu daha kandırıcı, daha salim (zararsız) ve afiyetlidir.’ buyurdu (Müslim, Eşribe, 15)
Rasûlullah (s.a.v.)’in bütün fiil ve hareketleri fiilî sünneti oluşturur. Bu çeşit sünnetlerde ifade Efendimiz (s.a.v.)’e değil de Sahâbe’den birine ait olursa: "Kâne’n-Nebiyyü (s.a.v.).../Efendimiz (s.a.v.) şöyle idi, şöyle şöyle yapardı...); "Raeytü’n-Nebiyye (s.a.v.)... /Rasûlullah (s.a.v.)’i şöyle şöyle yaparken gördüm...) şeklindeki ifade tarzları fiilî sünnetin rivayet usul ve kavramlarıdır.
Hz. Âişe validemizin Râsûlullah (s.a.v.)’ın Şaban ayındaki nafile orucu ile ilgili açıklaması fiilî sünnete güzel bir örnektir. O şöyle naklediyor:
İbn Abbâs (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) Ramazan’¬dan başka asla bir ayı kâmilen oruç tutmadı. (Diğer aylarda) oruç tutardı; bir hâlde ki, O’nu gören: Hayır, vallahi Peygamber (bu ay) iftar etmiyor, der idi. Yine Peygamber bir ay içinde oruçsuz olurdu ki O’nu gören: Hayır, vallahi Peygamber (bu ay hiç) oruç tutmuyor, der idi. (Buhârî, Savm, 52)
Yine bu hadisler de hadis kitaplarında toplanmıştır.
3) Takrîrî Sünnet:
Takrîrî Sünnet, Rasûlullah (s.a.v.)’in bir fiili gördüğü veya bir sözü işittiği ya da bir şeyi bildiği halde, buna karşı çıkmamasına denir.
Efendimiz (s.a.v.) batıl olan bir şeyi onaylamaz, çirkin olan bir şey karşısında sessiz kalmaz.
Meselâ; bir gün Efendimiz (s.a.v.) kabir başında ağlayan bir kadına rastlar. Ona; "Allah’tan kork ve sabret" der. Kadın Rasûlullah (s.a.v.)’ı tanımadan; "Benim başıma gelen, senin başına gelmediği için beni anlayamazsın" diye cevap verir. Daha sonra onun Allah elçisi olduğunu öğrenince de, evine giderek özür diler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: "Asıl sabır, olayla ilk karşılaşmada gösteren sabırdır." (Buhârî Cenâiz, 31)
Sahâbe (r.a.)’den iki kişi su bu¬lamamış teyemmüm etmişlerdi. Daha sonra su buldular, birisi abdest alıp na¬mazını iade etti diğeri etmedi. Efendimiz’in, iade etmeyene "Sünnete uygun hareket ettin, kıl¬dığın namaz kâfidir" demesi, diğerine de "Sen de iki kere ecir aldın" demesi bir takrîrî sünnettir.
Aynı şekilde, Rasûlullah’ın sofrasında kertenkele yenmesi, Muaz bin Cebel’in Yemen’e giderken nasıl hükmedeceğini beyan sadedinde "Önce Kur’an’la, sonra sünnetle, sonra ictihad ile" hükmedeceğini söylediğinde bunu uygun bulması, Üsâme ile Zeyd’in ayaklarına bakarak "bunlar birbirindendir" diye hükmeden kişinin bu hükmünden çok memnun olması... (Vehbe Zuhayli, Veciz Fi Usûlu’l-Fıkh, s.35 Dâru’l-Fikril-Muasara, Beyrut 1994) hep takr¬îrî sünnettir.
4) Vasıf (Vasfî) Sünnet-Nebî (s.a.v.)’in Sıfatları:
Hadîs âlimlerine göre, Nebî’nin (s.a.v.) gerek ahlâk ve gerekse yaratılışı ile ilgili sıfatları da sünnettendir.
İki kısma ayrılır.
a) Hulukî (Ahlakî) Sıfat:
Rasûlullah (s.a.v.)’in herhangi bir huyunu tanıtan hadislerdir. Misali şu hadistir:
Rasûlullah (s.a.v), insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu zaman da Ramazan’da idi ki (bu ay) Cibrîl’in kendisiyle çokça buluştuğu zaman idi. Cibrîl (a.s.), Ramazan’ın her gecesinde Peygamber’le buluşur ve onunla Kur’ân’ı müdârese ve müzâkere ederdi. İşte bundan dolayı Rasûlullah hayır dağıtmakta, esmesi bir engele uğramayan rüzgârdan daha cömert idi. (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 5)
b) Halkî (Yaratılışla İlgili) Sıfat:

Efendimiz (s.a.v.)’in şemailine dair bilgileri ihtiva eden hadislerdir. Misali şu hadistir:
’Rasûlullah (s.a.v.) sima olarak insanların en güzeli, yaratılış olarak da en mükemmeli, en mütenasibi idi. O (s.a.v.), ne aşırı uzun ne de çok kısa idi.’ (Buhari, Menâkıb, 23)
Sünnetin Hepsi Haktır ve Onda Bâtıla Yer Yoktur
Hiç şüphe yok ki Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti asla herhangi bir bâtılı içermez. Çünkü sünnet ister kavlî olsun, ister fiilî veya tak¬riri olsun, Allah (c.c.), Rasûlü’nü bundan korumuştur. Zira Efendimiz (s.a.v.)’in yaşantısı insanlık âlemi için bir örneklik ve ittiba konusudur. Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: "Gerçekten, sizin için Allah Rasûlü’nde güzel bir örnek vardır." (el-Ahzâb, 33/21)
Bir başka ayette ise: "De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağış¬lasın" buyurmaktadır. (Âl-i İmran, 3/31)
Allah (c.c.), kullarını sapıtacak değil ki bâtılı örnek almayı ve sapıklığa uymayı meşru kılsın!
Abdullah b. Amr (r.a.) der ki: ’Ben, Rasûlullah (s.a.v.)’den işittiğim şeyleri ezberlemek arzusuyla yazıyordum. Kureyş beni menederek: ’Sen Rasûlullah (s.a.v.)’den her duyduğunu yazıyorsun, hâlbuki Rasûlullah (s.a.v.) bir insandır, öfke ve rıza, her iki hâlde de konuşur.’ dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Ancak durumu da Rasûlullah (s.a.v.)’e arz ettim. Rasûlullah (s.a.v.) parmağıyla mübarek ağızlarına işaret buyurarak: ’Yaz. Nefsimi elinde tutan Allah’a kasem ederim ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz.’ buyurdu. (Ebû Dâvûd, İlm, 3)
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

1 kişi yorum yazdı.