Özlenen Rehber Dergisi

170.Sayı

KAVRAM OLARAK EHL-İ BEYT

Murat SÜTÇÜ Özlenen Rehber Dergisi 170. Sayı
"Ehl" kelimesi, sözlükte, bir kişiye nispet edildiğinde onun ailesini, yani eşini, çocuklarını ve yakın akrabalarını ifade eder.
"Beyt" kelimesi ise bilindiği üzere "ev, hane" anlamını taşır.
Buna göre Ehl-i Beyt; hane halkı, bir evde yaşayanlar demek olup; ev sahibi ile onun eşini, çocuklarını, torunlarını ve yakın akrabasını kapsar.
Asr-ı Saadet’ten önce cahiliye devri Arap toplumunda Ehl-i Beyt tabiri, kabilenin hâkim ailesini ifade ederdi. Ancak bu tabir İslami dönemden itibaren, başlangıçtan günümüze kadar Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ailesi, çocukları ve soyu manasında kullanılan bir terim olmuştur. (İslam’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, ’Ehl-i Beyt’ , c.I, s.449)

Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt:
’Ehl-i Beyt’ terkibi Kur’an-ı Kerim’de üç farklı ayette geçmektedir. Ehl-i Beyt kavramıyla, bu ayetlerin birinde Hz. İbrahim’in hanımı(Hûd, 11/73), birinde Hz. Musa’nın ailesi(Kasas, 28/12), diğerinde de Hz. Peygamber’in hanımları(Ahzâb, 33/33)kastedilmiştir. Bununla birlikte Şura suresinin 23. ayeti de konumuzla yakından ilgilidir.
Bu yazımızda Ahzab Suresinin 33.ayeti ile Şura Suresinin 23. ayet-i kerimelerinin tefsirlerini ve Ehl-i Beyt’in fazileti ile ilgili rivayetleri aktarmaya çalışacağız. Öncelikle Ahzab suresinin 33. ayetinin tefsirini ele alalım: ’…Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.’
İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre bu ayet-i kerimede geçen ’Ehl-i Beyt tabirinden kastedilen, Hazreti Peygamberin hanımlarıdır. (Taberi,Camiu’l-Beyan, c.XXII, s.8-9) Çünkü bu ayetin öncesindeki ve sonrasındaki ayetlerde de Peygamberimizin zevcelerine hitap edilmekte ve sadece onlarla alakalı bazı ilahi hükümlerden bahsedilmektedir.
Bu ayetin, Hz. Peygamber’in hanımlarına hitap ettiğine göre Ehl-i Beyt’ten öncelikle onlar anlaşılmakla birlikte, müzekker zamiri kullanılmak suretiyle Ehl-i Beyt’in Hz. Peygamber’in bütün çocuklarını, kadın-erkek bütün torunlarını, amcalarını ve onların çocuklarıyla torunlarını, hatta bütün akrabalarını yani Benî Hâşim’i kapsamına alacak şekilde geniş bir muhtevaya sahip bulunduğu ileri sürülmüştür. Ehl-i Beyt’in bu derece geniş kapsamlı olduğunu bildiren rivayetlerin varlığı da bunu ispat etmekte, örfen de Ehl-i Beyt bu manada anlaşılmaktadır. Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunluğu bu görüştedir. (Râzî,Tefsiru’l-Kebir, XXV, 209)
Ahzab Suresinin 33.ayetinden hareketle Şia mezhebi mensupları, Ehl-i Beyt’in masum olduklarını iddia etmektedirler. Hâlbuki Ehl-i Beyt mensupları Hz. Peygamber’in neslinden gelme şerefini taşımakla birlikte hiçbir zaman hata ve günah işlemekten korunmuş değildirler. Zira ismet sıfatı sadece peygamberlere mahsustur. Ehl-i Beyt’in tertemiz kılınmasından bahseden ayet onların masum olduklarını değil ilâhî emirlere uydukları takdirde günahlardan temizleneceklerini belirtmektedir. Eğer Ehl-i Beyt mensupları günahsız olsalardı temizlenmelerinden bahsetmenin de bir anlamı olmazdı.
Şura Suresinin 23. ayetinde ise;’…(Ey Rasûl’üm) de ki: Ben buna karşılık (bu tebliğimden dolayı) sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum…’
Bu ayet-i kerimede geçen اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى))terkibine üç farklı yorum yapılmıştır:
1- Birinci görüşe göre, bu ayet Mekkî’dir. Mekkeli müşriklerle alakalıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’e İslam’ı tebliği sürecinde Mekkeli müşrikler büyük eziyet ettiler. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Rasûlullah (s.a.s.)’in kavmine şöyle söylemesi emredildi:
’Ben size tebliğ ettiğim risaletime karşılık sizden bir ücret, bir menfaat, bir karşılık yani mal, mülk, makam istemiyorum. Ancak size akrabalığımdan dolayı meveddetinizi, sevginizi, lütufkârlığınızı, hukukuma riayet etmenizi istiyorum.’ (Taberi, Camiu’l-Beyan, c.25, s.30)
2- İkinci görüşe göre ise,ayette geçen ’Kurba’ kelimesi, nesep yakınlığı değil,’kurbet’ kökünden gelen, Allah’a yakınlık manasındadır. Buna göre söz konusu ayete şöyle mana verilmiştir:
’Ben size tebliğ ettiğim risaletime karşılık bir ücret istemiyorum. Ancak Allah’a meveddet, halis bir sevgi, yakınlık gösterin yeter.’(Taberi,a.g.e., s.32)Bu izaha göre ayetin muhatapları müminlerdir. Daha kapsamlı olarak herkese şamil bir mana ifade eder. Ayrıca Rasûlullah (s.a.s.)’in akrabasına sevgiyi de gerektiren bir anlamı vardır. Çünkü Allah’ı sevmek sonuç itibarıyla Rasûlullah’ı sevmeyi de gerektirir. Rasûlullah’ı sevmek ise akrabasının da sevilip sayılmasını gerektirir. (Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c.7, s.24)

3- Üçüncü görüşe göre, ayette geçen ’Kurba’ kelimesi, karabet yani nesepte yakınlık olarak açıklanmaktadır.(el-Mu’cemu’l-Vasit, c.II, s.723)Bu durumda ayetin muhatapları, özelde ashap, genelde bütün müminlerdir. Buna göre ayetin manası şöyledir:
’Ben size tebliğ ettiğim risaletime karşılıkbir ücret istemiyorum. Ancak, bana karabeti olanları yani akrabamı sevmenizi isterim.’ (Taberi, a.g.e.,c.XXV, s.31)Bu manaya göre ayet-i kerimede açıkça Peygamberimizin yakınlarına sevgi ve ikram emredilmektedir.

Ehl-i BeytinFazileti İle İlgili Ayet ve Hadisler:
Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivayet ediliyor: Rasûlullah (s.a.s.), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’in üzerine bir örtü bürüdü ve: ’Allah’ım işte bunlar Ehl-i Beyt’imdir. Bunlardan günahı gider ve bunları kirlerden temiz kıl’ buyurdu. Ben atılıp: Ey Allah’ın Rasûlü, ben Ehl-i Beyt’ten değil miyim? dedim. Rasûlullah (s.a.s.) bana: ’Sen (yerinde dur, sen zaten) hayırdasın’ (Tirmizi, Menakıb, 61) diye cevap verdi.
Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’inden olan hanımlarının diğer sıradan kadınlar gibi olmadıkları (Ahzab, 33/32), ve onların müminlerin anneleri oldukları (Ahzab, 33/6) dolayısıyla onlarla evlenmenin haram olduğu ayet ile sabittir.
Ehl-i Beyt’in fertlerinden Hz. Fatıma’ya gelince, Hz. Peygamber biricik kızına karşı bir başka yakınlık duymuş ve çeşitli vesilelerle bu muhabbeti lisana getirmiştir: "…Kızım Fatıma ancak benden bir parçadır. Ona şüphe veren şey beni de şüphelendirir, onu üzen şey beni de üzer". (Müslim, Fezâilü´s-sahabe, 93; Tirmizî, Menâkıb, 61) Onu cennette ve dünyada mümin kadınların seyyidesi olarak vasıflamış veahirete irtihalinden sonra kendisine ilk kavuşacak olan kişinin o olduğunu söylemesi ise kızını ziyadesiyle sevindirmiştir. (Müslim, Fezailü´s-sahâbe, 99)
Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Ali hakkında ise şöyle buyurmuştur: ’Ali bendendir ben de ondanım.’ (Tirmizi, Menakıb, 21) Bu hadis, Rasûlullah (s.a.s.) ile Hz. Ali arasındaki sevgi ve muhabbeti, aynı zamanda Hz. Ali’nin faziletini gayet veciz bir şekilde ifade etmektedir. Hz. Ali, Peygamberimizin amcasının oğlu, aynı zamanda damadı, çocuklardan ilk iman eden, Cennetle müjdelenen on kişiden biri (İbn Mace, a.g.e.,c.I, s.48.), Peygamberimizin ’Ben ilmin yuvasıyım, Ali de onun kapısıdır’ buyurduğu, Rasûlullah’ın dünya ve ahiret kardeşi olma şerefine nail olan, münafıkların kendisine olan buğz ve nefreti sebebiyle tanınan(Tirmizi, Menakıb, 21), Hulefa-i Raşidin’in sonuncusu, Rasûlullah’ın terbiyesinde yetişmiş olan mükemmel bir şahsiyettir.
Tebük savaşında Medine’de bırakılışına üzülen Hz. Ali, Hz. Peygamber tarafından "Senin, benim yanımdaki konumun; Harun’un, Musa’nın yanındaki durumu gibidir, ancak benden sonra peygamber yoktur." sözleriyle teselli edilmiştir. (Müslim, Fezâilü´s-sahâbe, Hadis no: 2404)
Güzide torunlarından Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e olan muhabbetini ise"Onlar benim dünyadan (öpüp kokladığım) iki reyhanımdır" (Tirmizi, 5/323) diyerek ve onlarıcennet gençlerinin efendileri olduklarını (Tirmizî, Menâkıb, 31) söyleyerek açık bir şekilde ifade etmiştir.Onları sevdiğini beyan ederek, Allah’tan da onları sevmesini ve onları sevenleri sevmesini niyaz etmiştir. (Müslim, Fezailü´s-sahâbe, 56; Tirmizî, Menâkıb, 31)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Ehl-i Beyt’ini ashabına ve dolayısıyla da ümmetine emanet etmiştir. Kendisinden sonraya iki şey bıraktığını, bunlardan birinin Kur’an-ı Kerim, diğerinin Ehl-i Beyti olduğunu bildirmiştir. Ümmetinin bu ikisine sımsıkı sarılmaları halinde ebedî olarak sapmayıp dalalete düşmeyeceklerini ifade buyurmuştur. Ve "Ehl-i Beytim hakkında size Allah’ı hatırlatıyorum.", ifadesiyle de bu emanetine sadakat gösterilmesini vasiyet etmiştir. (Müslim, Fezâilü´s-sahâbe, 36, 37)
Bir diğer hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: ’Şunu bilin ki! Ehli Beyti’min misali Nuh’un gemisi gibidir. Kim ona binerse kurtulur. Her kim dışında kalırsa boğulur.’ (Yani onlarla beraber olanlar kurtulur, onlarla beraber olmayanlar ise helaka gider.) (Hâkim en-Nisaburi, el-Müstedrek, 3/163-4720)
İmam Şafii’nin talebesi Rabi’ b. Süleyman diyor ki; "İmam Şafii ile beraber Hacc’a gittik. Yokuş çıkarken veya inerken ağlayarak şöyle diyordu: ’Peygamber’in Al’i benim vesilemdir, onlarla Allah’a yalvarıyorum ki, yarın kıyamet gününde amel defterimin sağ elime verilmesini umuyorum.’
Yine şöyle diyordu: ’Ey Ehl-i Beyt-i Rasûlullah! Sizi sevmek Kur’an’da nazil olan bir farzdır.’
Ayrıca İmam Şafii’ye göre namazlarda teşehhüdde Peygambere salat okumak farz, Ehl-i beyt’inesalat okumak ise sünnet-i müekkededir. Dolayıyla bu farz yerine getirilmezse namaz sahih olmaz. Âline salat getirilmez ise namaz fasit olmaz, ancak sevabı nakıs olur.(Büyük Şafii İlmihali, s.118)Ve bu salavatlar biz müminlerin günde beş vakit ibadetlerinde zikrimiz olmuş ve kıyamete kadar da Ehl-i Beyt bu şekilde anılmaya devam edecektir. Namazda Peygamberimizin âline dua edilmesinin emredilmesi şeref olarak onlara yeter. Ehl-i Beyt’in, Ehl-i sünnet nazarında fazilet ve kıymetlerini ispat için bunlardan daha kuvvetli delil düşünülemez.
Ehl-i Beyt’i sevdiğinden, onu Rafizilikle (Şia’nın aşırı bir kolu) itham edenlere şöyle söylüyor: "Âl’i Muhammed’i sevmek Rafizilik ise, Cin ve İns bilsin ki ben Rafiziyim." (Heytemi,es-Savaiku’l-Muhrikafi’r-Reddi ala Ehli’l-Bidaive’z-Zenaika, s.133)
Hadis-i Şerif’te; ’Allah’a yemin ederim ki onları (yani Ehl-i Beyt’imi) Allah için ve bana olan yakınlıklarından dolayı sevmediği takdirde bir kimsenin kalbine iman girmez.’ (Heytemi, a.g.e., s.172)buyrulmuştur. Kamil manada iman ehli olmanın bir önemli şartının da Peygambere olan nesebi yakınlıklarından dolayı Ehl-i Beyt’i sevmek olduğu bu hadiste açıkça belirtilmektedir.
’Hiç bir kul; ben, kendisine nefsinden, itretim/(yani Ehl-i Beyt’im), kendi itretinden, zatım da kendi zatından daha sevgili olmadıkça (kamil manada) iman etmiş sayılmaz. (Heytemi, a.g.e., s.172)
’Çocuklarınızı üç haslet üzere eğitiniz: Nebinizin sevgisi, O’nun Ehl-i Beyt’inin sevgisi, bir de Kur’an ve hadis okuma.’(Heytemi, a.g.e., s.172)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.): ’Nimetleriyle sizi rızıklandırdığı için Allah’ı seviniz, Allah sevgisinden dolayı beni seviniz, benim sevgimden dolayı da Ehl-i Beyt’imi seviniz’ (Tirmizi, Menakıb, 32) buyurarak bu sevginin ölçüsünü en beliğ ve öz bir ifadeyle bizlere bildirmiştir. Yani bu sevgi Allah ve Rasûlü’nün sevgisi ve dolayısıyla rızasının bir neticesi olmalıdır. Bu sevgide ifrat ve tefrit olmamalıdır. Söz gelimi bazı fırkaların inandığı gibi Hz. Ali’yi her bakımdan ashabın en üstünü bilmek ve yine bazılarının söyledikleri gibi O’nun haşa Peygamber hatta ilah olduğunu iddia etmek, elbettesevgi ve hürmet değildir. Allah’ı ilah makamında, peygamberleri peygamber makamında, sahabeleri sahabe makamında seveceğiz. Ne Hristiyanların yaptığı gibi İsa (a.s.)’ı ilahlık makamına çıkaracağız, ne de Şiilerin yaptığı gibi Hz. Ali Efendimizi peygamberlik veya ilahlık makamına çıkaracağız. Çünkü bu apaçık bir küfürdür.
Kişi sevgisinde ölçülü olduğu gibi samimi de olmalıdır. Bu da sevdiğini iddia ettiği kişinin ahlakı ve edebiyle ahlaklanmayı, onun hayat tarzını kendisine rehber edinmeyi gerektirir. İçerisinde itaatin olmadığı bir sevgi, samimiyetten oldukça uzak olup, dilin söylemiş olduğu boş bir iddiadan öteye geçemez. Yani Allah’ı sevmek, Peygamberin sünnetine uymayı, O’nun sevdiklerini sevmeyi ve emrettiklerini yapmayı gerektirir. Ehli Beyt,Rasûlullah Efendimizi, yolundan bir santim şaşmadan takip etmişlerdir. Kim de Ehl-i Beyt’i sevdiğini iddia ediyorsa, onlara düşen Rasûlullah’ın yolunu yani Kur’an ve sünneti takip etmektir.
Müslümanlar olarak maksadımız; Rabbimizi, Habibini ve sevmemizi emrettiği zevatı bilhassa Peygamberimizin Ehl-i Beyt’ini severek ’Kişi sevdiği ile beraberdir’(Darimi, Sünen, c.II, s.321-322.) hadisinde ifade edilen müjdeye mazhar olmaktır.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.