Özlenen Rehber Dergisi

5.Sayı

Hz. Ebû Bekr-i Sıddık (r.a)

Murat GÜLEÇGÖZ Özlenen Rehber Dergisi 5. Sayı
Hz. Ebu Bekir (r.a), Rasûlullah’ın (s.a.v.) en yakın arkadaşı, Rasûlullah’tan sonra ilk devlet ba?kanı ve Müslümanların ilk halifesidir. Hz. Ebu Bekir (r.a) Efendimizin hayat-ı ?ahanelerini, Peygamber Efendimizin hayatta olduğu dönem ve Efendimizden (s.a.v) sonraki dönem olarak inceleyebiliriz.

Biz bu yazımızda Hz. Ebu Bekir (r.a) Efendimizin hayatının, Peygamber Efendimiz hayatta iken ki kısmını inceleyece?iz. Çünkü bu yüce ?ahsiyeti ve faaliyetlerini bir yazıya sı?dırmamız mümkün de?ildir. İn?allah ileriki sayılarımızda halifeli?ini ve bu dönemde İslam dinine devlet ba?kanı olarak yaptı?ı katkıları yazma imkanımız olur.

Çocuklu?u Ve Ailesi

Hz. Ebu Bekir (r.a), Fil Vakası’ndan üç yıl sonra Mekke’de do?du. Babası Kurey?’in ileri gelenlerinden biri olan Ebu Kuhafe’dir. Ebu Kuhafe, o?lunun Müslüman olmasından sonra servetini hep İslam için harcamasına kızmasına ra?men, Mekke’nin Fethi’nden sonra Peygamber Efendimizin yanına gelerek Müslüman olmu?tur. Annesi Ümmü’l Hayr Selma binti Sahr’dır. O da, Mekke döneminde müslüman olanlardandır. Anne ve babası Teymo?ulları kabilesinden olup, birkaç nesil önce Peygamber Efendimizin soyu ile birle?ir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Ebu Bekir (r.a)’den iki veya üç ya? büyüktür. Cahilliye döneminde ismi “Abdülka’be” idi. Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) O’na, “Abdullah”adını verdi. Ancak O, Ebu Bekir künyesi ile me?hur olmu?tur. Bekir adında bir çocu?u olmadı?ı halde kendisine bu künyenin verili? sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte, ahlakî meziyetlerinden dolayı bu isimle anıldı?ı söylenmektedir. (1)

Müslüman Olması

Hazret-i Sıddık (r.a), İslamiyet’i kabul etmeden önceki hayatında asla içki kullanmamı?, putlara tapmamı?, hurafelerden kaçınmı?, iffetiyle ve güzel ahlakıyla tanınmı? bir zat idi. Cahiliye döneminde, Mekke’de kan davalarına bakar ve diyetleri tayin ederdi. Bu hususta O’nun verdi?i kararlara uyulurdu. Çünkü herkesin kendisine itimadı vardı. O dönemde, Peygamber Efendimizin yakın arkada?ı idi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.), Peygamberli?ini bildirdi?i zaman hiç tereddüt etmemi? ve hemen huzuruna gelerek ilk Müslümanlardan olma ?erefine nail olmu?tur. Bu durumu sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v) ?u ?ekilde bildirmektedir: “İslam’a ilk davet etti?im her ki?i, önce bir tereddüt geçirdi; ancak Ebu Bekir müstesna.” Ba?ka bir hadisi ?erifte ise “Şüphesiz ki, Allah beni size Peygamber göndermi?ti. Bunu size tebli? etti?imde, hepiniz beni yalanlamı?tınız da (Nübüvvetime yalnız) Ebu Bekir inanmı?tı ve u?rumda canını, malını feda etmi?ti...” buyurmu?tur.(2)

Erkeklerden ilk Müslüman olan Hz. Ebu Bekir (r.a) Müslümanlı?ın yayılmasındaki ilk hizmetleri de, gerçekle?tiren ?anlı bir ?ahsiyettir.

Hz. Ebu Bekir (r.a) Efendimiz, dürüstlü?ü ve samimiyeti ile Mekke’de tanınan mümtaz bir ki?i idi. O’nun Müslüman oldu?unu duyan arkada?ları, O’nun vasıtasıyla İslamiyet’i tanımaya ve Müslüman olmaya ba?ladılar. Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın daveti ile Müslüman olan ba?lıca Sahabe Efendilerimiz ?unlardır: Hz. Osman b. Affan (r.a), Hz. Zübeyr b. Avvam (r.a), Hz. Talha b. Ubeydullah (r.a), Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a), Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a), Hz. Osman b. Mazun (r.a), Hz. Said b. Zeyd (r.a), Hz. Abdullah b. Mesud (r.a), Hz. Ebu Seleme (r.a), Hz. Halid b. Said (r.a), Hz. Ubeyde b. Haris (r.a), Hz. Habbab b. Eret (r.a), Hz. Süheyb (r.a), Hz. Bilal-i Habe?i (r.a).

Hz. Ebu Bekir Efendimiz, köle iken Müslüman olan bir çok Sahabe-i Kiram Efendilerimizi de azat ederek, özgürlü?üne kavu?turmu?tur. Hz. Bilal-i Habe?i ve annesi Hz. Hamame (r.anhuma), Hz. Amir b. Fükeyhe (r.a), Hz. Nehdiye, Hz. Lübeyne, Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın büyük paralar vererek özgürlü?üne kavu?turdu?u Sahabelerdir. 40.000 dirhem olan servetini İslam yolunda harcamı? ve Medine’ye hicret ederken sadece 5000 dirhemle yola çıkmı?tır. O’nun, servetini bu ?ekilde harcaması babasının ho?una gitmemi? ve babası tarafından ikaz edilmi?tir. Bu olay üzerine, “Elinde bulunanlardan verenin, Allah’a kar?ı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah’ın birli?ini do?rulayanın i?lerini kolayla?tırırız.”(3) ayet-i kerimesi nazil olmu?tur.(4)

Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “ Hiçbir mal, Ebu Bekir’in malı kadar bana faydalı olmamı?tır.” ve yine; “Hiçbir kimsenin bize, mükafatını vermedi?imiz bir iyili?i kalmamı?tır. Yalnız Ebu Bekir müstesna. Onun bize öyle iyilikleri vardır ki, onların mükafatını Kıyamet gününde Allah’u Teala verecektir.”(5) buyurarak Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın bu yoldaki hizmetlerini taktir etmi?tir.

Unvanları

Hz Ebu Bekir (r.a)’ın pek çok unvanı vardır. Bunlardan en me?huru “Sıddık”tır. Çok samimi, çok sadık, sözünü i?iyle do?rulayan anlamına gelen sıddık unvanını bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v) vermi?lerdir. O’na bu unvanın verilmesine sebep olay ?u ?ekilde cereyan etmi?tir: “İsra vak’ası (bir gece ansızın, çok kısa bir zamanda dünya vasıtaları olmaksızın Mekke’den Kudüs’e gidip gelme hadisesi) üzerine mü?rikler fitne buhranına tutularak, deli gibi, Ebu Bekir’e ko?tular ve Rasûlullah’ın İsra’ya dair verdi?i haberi ona naklettiler. Hz. Ebu Bekir (r.a) onlara: “E?er bunu O söylemi?se muhakkaka ki do?rudur.” dedi.

Mü?rikler: “Demek, Muhammed’in (s.a.v) bir gecede Mescid-i Aksa’ya gidip sonra dönüp geldi?ini sen de tasdik mi ediyorsun? dediler. Hz. Ebu Bekir (r.a): “Evet tasdik ediyorum! De?il bu habere, bundan daha ziyade uzaklarına da yani meleklerin gökten haber getirdiklerine de inanmı?ımdır.” dedi. Bu olaydan sonra Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz, “Sıddık” unvanını verdi. (6)

Bir di?er unvanları ise, “yar-ı gar” yani “ma?ara arkada?ı, can yolda?ı” dır. Çünkü O, Hicret sırasında Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) can yolda?ı olmu?, Hira Ma?arası’nda arkada?lık yapmı? ve “O, arkada?ına: ‘üzülme, Allah bizimle beraberdir! diyordu!...(7)” ayet-i Kerimesi ile ?eref bulmu?tur.

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz: “Sen, Allah’ın, Cehennemden azad etti?i kimsesin.”(8) müjdesinden sonra “Atik” olarak da anılmaya ba?lamı?tır. Servetini Allah yolunda harcayıp, eski elbiseler giydi?i için “Zü’l-Hilal”, çok merhametli ve ?efkatli oldu?u için “Evvah”, çok güzel Kur’an okudu?u ve Kur’an okurken gözlerine hakim olamayıp a?ladı?ı için “Rakiku’l-kalb”, unvanları ile anılmı?lardır.(9)

Rasûl-i Kibriya Efendimizle Birlikte Ya?adıkları
Hz. Ai?e (r.anha) validemiz anlatıyor: “Babamla anamın, İslam Diniyle alakasız ya?adıkları bir günü hiç hatırlamadım. O zamanlarda bir günümüz geçmezdi ki, o günde sabah ve ak?am vakitlerinde Rasûlullah (s.a.v) bize gelmemi? olsun. (10)

Hz. Peygamber, Mekke’ye çe?itli vesilelerle gelen insanlara İslam’ı tebli? ederken Hz. Ebu Bekir yanında bulunurdu. Mekkeliler, Hz. Peygambere yaptıkları gibi, O’na da eziyet ediyorlardı, özellikle açıktan Kur’an okumasını ve ibadet yapmasını istemiyorlardı. O, Rasûlullah’tan ayrı kalmanın ızdırabına ra?men, rahatça ibadet yapmak amacıyla, Habe?istan’a Hicret izni aldı.

Ancak, yolda bazı vesilelerin çıkması üzerine, Mekke’ye geri döndü. Medine’ye Hicret izni çıkınca, O da, Hicret etmek amacıyla, Rasûlullah (s.a.v)’den izin istedi; ancak, Rasûlullah (s.a.v)’in, O’na cevabı: “Acele etme. Belki Allah sana bir yol arkada?ı verir.” oldu. O, bu sözün manasını anladı ve iki tane deve alarak onları yolculuk için, özel olarak beslemeye ba?ladı. Hicret emri gelince Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın evine geldi ve birlikte Medine’ye Hicret edeceklerini bildirdi ve böylece, o ?erefli yolculukta yol arkada?ı oldu. Küba’ya vardıklarında burada Küba Mescidini in?a ettiler.

Mescid in?âsında ilk ta?ı Rasûlullah (s.a.v) koydu. Daha sonra ikinci ta?ı Hz. Ebu Bekir (r.a) koydu. Medine’ye geldi?inde, Harice b. Zeyd’in evinde misafir kaldı. Rasûlullah (s.a.v), Mekke döneminde Hz. Ebu Bekir (r.a) ile Hz. Ömer (r.a) arasında karde?lik ba?ı kurmu?tu. Medine’de ise, Hz. Ebu Bekir (r.a) ile Harice b. Zeyd (r.a)’ı karde? ilan etti. Hz. Ebu Bekir (r.a), Rasûlullah (s.a.v)’in katıldı?ı bütün gazvelere i?tirak etti. Bedir Sava?ı sonunda esirlerin fidye kar?ılı?ı serbest bırakılması görü?ünü Rasûlullah (s.a.v), kabul etti ve uyguladı.

Uhud Sava?ı’nda, sava? Müslümanların aleyhine döndü?ü sırada, Rasûlullah (s.a.v)’in yanından ayrılmayan ve O’nu koruyan on dört ki?iden biri idi. Uhud Sava?ı’nda ?ehid olan Hz. Hamza (r.a) Efendimizi kabre indirenler arasındadır. Benî Nadir Gazvesinde Rasûlullah (s.a.v), muhacirlerin sanca?ını O’na vermi?lerdir. Hendek Gazvesi’nde elbisesi ile toprak ta?ıdı. Hudeybiye Antla?ması’nda Müslümanların ?ahidi olarak kaydedilen dokuz ki?iden biridir.

Hayber’in fethi esnasında Rasûlullah (s.a.v)’in sanca?ını ta?ıyanlardan birisi olmu?tur. Mekke’nin Fethi esnasında bütün sefer boyunca Resulü Ekrem’in yanında bulundu. Fetih sırasında Rasûlullah (s.a.v), Kabe’nin anahtarını Osman b. Talha’dan almak için Hz. Ömer (r.a) ile Hz. Ebu Bekir (r.a)’ı görevlendirdi. Mekke’nin fethinden sonra meydana gelen Huneyn Gazvesi’nde, sava?ın müslümanlar aleyhine geli?me gösterdi?i sırada, birkaç ki?iyle birlikte yerinden oynamadı ve Hz. Peygamber (s.a.v)’in yanından ayrılmadı. Tebük Gazvesi sırasında ordunun ihtiyaçlarının kar?ılanması amacıyla, dört bin dirhem olan parasının tamamını ba?ı?ladı. Hz. Peygamber (s.a.v), O’na: “Ev halkına ne bıraktın? diye sorunca.

“ Onlara Allah ve Rasûlünü bıraktım.” cevabını vermi?tir. Hz. Peygamber (s.a.v), Seniyyetü’l-veda’da kurulan ordugahta Hz. Ebu Bekir (r.a)’ı namaz kıldırmakla görevlendirdi. Tebuk Seferi’nde, Hz. Peygamber (s.a.v), en büyük sanca?ı O’na verdi. Hicretin 9. yılında Hz. Peygamber (s.a.v), bizzat hacca gitmedi. Hz. Ebu Bekir (r.a)’ı “hac emiri” tayin etti ve üçyüz sahabi ile Mekke’ye gönderdi. Yolda iken Beria Sûresi nazil oldu ve “Bu yıldan itibaren hiçbir mü?rik, hiçbir uryan Beyt’i tavaf etmesin.” emrini Mekke’de ilan etti.

Veda Haccı boyunca, Hz. Peygamber (s.a.v)’in yanında bulundu. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v), namaza çıkmayacak derecede hastalanınca namazları Hz. Ebu Bekir (r.a) Efendimizin kıldırmasını emretti. Hz. Ebu Bekir Efendimizin (r.a), Hz. Peygamberimizin (s.a.v) hastalı?ı esnasında en az on yedi vakit namaz kıldırdı?ı rivayet edilmektedir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir gün ö?le üzeri hastalı?ının biraz hafifledi?ini hissetti, Hz. Abbas (r.a) ve Hz. Ali (r.a) efendilerimizin yardımlarıyla mescide çıktı. Bu esnada cemaat namaza durmu? idi. Hz. Ebu Bekir (r.a), Peygamber Efendimizin (s.a.v.) geldi?ini anlayınca çekilip O’na mihrabı bırakmak istedi, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) yerinden çekilmemesi ve namaza devam etmesi için i?aret etti ve Hz. Ebu Bekir (r.a) Efendimizin yanında namaza durdu.

Peygamber Efendimiz vefat etti?i sırada, Hz. Ebu Bekir Efendimiz evinde idi. Acı haberi burada aldı ve derhal Medine’ye geldi. Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanına girdi. Yüzünü açınca vefat etmi? oldu?unu gördü. E?ilerek alnını öptü, gözlerinden ya?lar bo?andı ve dudaklarından ?u sözler döküldü: “Sana her ?ey feda olsun! Allah’a andolsunki ölüme iki kere u?ramayacaksın. Mukadder olan ölümü i?te tattın.” diyerek üzüntülerini dile getirdi.

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin vefatından sonra Müslümanları teskin etme görevi yine O’na dü?tü ve ?u veciz konu?mayı dile getirdi: “Ey insanlar! Muhakkak ki Efendimiz (s.a.v) vefat etmi?tir; ama Allah’a ibadet edenler, Allah’ın diri ve ölümsüz oldu?unu bilirler.(Yani kullu?umuzu hep diri olan Allah’a sürekli olarak yapmalıyız. Efendimizi vefat etti diye kullu?umuzu bırakmamalıyız.) Allah-u Teala buyurur ki:

“Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan evvel nice peygamberler gelip geçmi?tir. O ölür veya öldürülürse siz gerisin geriye dönecek misiniz? Kim geri dönerse Allah’a bir zarar vermez. Allah ?ükredenlere mükafatlarını verir.”(11)

Hz. Ebu Bekir (r.a) ibadete dü?kündü. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v), sahabîlere içlerinden oruçlu olan bulunup, bulunmadı?ını sordu. Hz. Ebu Bekir(r.a), oruçlu oldu?unu bildirdi. O gün içlerinde cenaze takip eden olup olmadı?ını sordu. Hz. Ebu Bekir (r.a) takip etti?ini söyledi. Fakir doyuran bulunup bulunmadı?ını sorunca, Hz. Ebu Bekir (r.a), bir fakiri doyurdu?unu söyledi. Hasta ziyaret eden olup olmadı?ını sordu?unda, Hz. Ebu Bekir (r.a), yine kalkarak bir hastayı ziyaret etti?ini söyleyince Hz. Peygamber (a.s), bu sıfatları kendisinde toplayan kimsenin cennetlik olaca?ını söyledi.(12)

O’nun ?u veciz sözü ile yazımıza son verirken, Cenab-ı Allah’tan bizim için af dilemesini temenni ediyoruz: “Mal cimrilerde, silah korkaklarda ve re’y zayıflarda olursa i?ler bozulur.”

KAYNAKÇA
1- Hz. Ebu Bekir, Doç. Dr. İbrahim SARIÇAM, s.10, Diyanet Vak.Yay. 1996.
2- Sahih-i Buhâri, c.9, s. 334, Diyanet İ?leri B?k. Yay.
3- Leyl, 5-7.
4- a.g.e., Doç. Dr. İbrahim SARIÇAM
5- Sahih-i Buhari, c.2, s. 415
6- a.g.e, c.10, s.60.
7- Tevbe /40.
8- Tirmizi, menakıb, 16.
9- Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.10, s. 101.
10- a.g.e., c.10, s.95.
11- Hz. Ebu Bekir, Doç. Dr. İbrahim SARIÇAM, S.33, Diyanet Vak.Yay. 1996.
12- Müslim, II, 1857.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.