Özlenen Rehber Dergisi

29.Sayı

Miraç Gecesi

Seyfullah KILINÇ Özlenen Rehber Dergisi 29. Sayı
İsra ve miraç mucizesi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in en büyük mucizelerinden olup zâhirde ve bâtında bir dönüm noktasıdır.

Rasûlullah (s.a.v.)’in Mescid-i Haram’dan alınıp Mescid-i Aksa’ya götürülmesine isra, Mescid-i Aksa’dan alınıp yedi kat semavata yükselmesine ise miraç diyoruz. Miraç hadisesi Hicret’ten bir buçuk yıl önce Mekke’de geceleyin vuku bulmuştur.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’inde: ’Kulunu geceleyin, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Haram’dan, kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için Mescid-i Aksa’ya götüren Subhan Zât, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz her şeyi hakkıyla işiten gören O’dur.’ buyurmuştur.

Rasûlullah (s.a.v.), Burak adlı binekle Mescid-i Aksa’ya varmış, orada bütün peygamberlere imam olmuş, namaz kıldırmış, daha sonra Cebrail (a.s.) eşliğinde semavata doğru uruc eylemiştir.

İlk semada Âdem (a.s.), ikinci semada Yahya ve İsa (a.s.), üçüncü semada Yusuf (a.s.), dördüncü kat semada İdris (a.s.), beşinci kat semada Harun (a.s.), 6. kat semada Musa (a.s.), 7. kat semada ise İbrahim (a.s.) ile karşılaştı.

Daha sonra Cebrail (a.s.)’la Sidretü’l-Münteha’ya yani yaratıkların varacağı son noktaya varmış, ondan sonra Rabbinin arşına kadar yalnız başına ilerlemiştir. Nihayette Cenâb-ı Hakk’ın kelamını işitmiş, cemalini müşahede etmiş, bütün semavat kendisine seyrettirilmiş, daha sonra da bu âlemin haricine çıkarılmış nice acayiplikler, gariplikler gösterilmiştir.

Fahr-i Kâinat’ın urucu ceset ve ruh ile olmuş, tekrar döndüğünde yatağındaki sıcaklığı hâla duruyor bulmuştu. Bu mana ve muhteviyattaki bir miraç hiçbir nevi beşerde, ne önce vuku bulmuş ne de sonra vuku bulacaktır.

Rasûlullah (s.a.v.) arş-ı âlâya vusul eylediğinde, Cenâb-ı Hakk’ın Musa (a.s.)’a Tur Dağı’nda ayakkabılarını çıkarması hususunda verdiği emir aklına geldi. Evet, kaideye göre dünyada bir vadide nalinleri çıkarmak emri veriliyorsa, bunu arş-ı âlâda Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda yapmak daha evla olmalıydı bittabi? Ama öyle olmadı. Efendimiz (s.a.v.)’e, ’Taif’te (taşlanmasından ötürü) kanayan ayaklarıyla arş-ı âlâya teşrif etmesi’ istenmiştir. Bu husus da Peygamber Efendimiz’in diğer peygamberlere hatta azim sahibi peygamberlere dahi üstünlüğünü ve Allah’a yakınlığını ortaya koyan hakikatlerdendir.

Miraç hadisesinden sonra Rasûlullah (s.a.v.)’in vuslat yangını daha da büyüyecek, Yaratan’ına olan aşkı tamamen başka boyutlara gelecek, vuslat günü gelmez, günler adeta geçmez olacaktır.

Peygamberimiz (s.a.v.) miraçta ilâhi tecellilere hitaplara, iltifatlara mazhar olmuş ve üç hediye ile dönmüştür. Bunlar: Bizden önce hiçbir ümmete nasip olmayan Hakk’ın arşının hazinelerinden olup bize îman, ulü’l-emre itaat ve dua adabı hususunda ışık tutan Bakara suresinin son iki âyeti; ikincisi, Ümmet-i Muhammed’den şirk koşmayanların cennete girecekleri müjdesi, üçüncüsü ise Rasûlullah’ın gözünün nuru, mü’minlerin miracı, meleklerin hâl ve harekâtı olan 5 vakit namazdır.

Ümmet-i Muhammed için, Peygamber Efendimize Miraç’ta nasip olan ru’yet nimetinin bir benzeri ve bir cüzü de, ilâhî huzurda durma ve nail olunan yakınlık cihetiyle dünyada ancak ihlâs ve ihsan üzere ikame edecekleri namazla mümkün olabilmektedir. İşte bu hikmetten olsa gerektir ki İki Cihan Güneşi Rasûl-i Kibriya (s.a.v.) Efendimiz ’Namaz Mü’minin miracıdır’ buyurarak ümmetini müjdelemiştir. Rabbimiz namaz nimetini lutfederek ümmet-i Muhammed’i bu nimetten mahrum bırakmamıştır.

Namazın hakikatine hâkim bir mü’min-i kâmil, ahirete mahsus olan bu nimete namazda kavuşur. Bu nimetin husulü asıldan olur. Bu nimete de ancak Peygamber’e tabi olmakla kavuşulur. Bu da ümmet-i Muhammed’e mahsustur. Çünkü miracı yaşayan ve ru’yet daveti ile şereflenen, Müslümanların güzel ve ümmetine karşı çok şefkatli olan Peygamberi’dir.

Miraç hadisesi ile peygamberlerden sonra insanların en üstünü olan Hz. Ebû Bekir ’Sıddık’ sıfatıyla anılacaktır.

İşte miraç sadece ibadet gecesi değil; sevinç, tedebbür, urûc ve ayrıca madde ve manada bir dönüm noktasıdır. O ilk ve son olmuştur.

Vahid olan Zât-ı Kibriya (c.c.) yaratmış olduğu bütün varlıklara rahmet eder, çünkü mahlûkatında O’nun kemâli ve celâli zuhur eder. Yaratıklar içinde en sevimlisi can taşıyanlardır. Can taşıyanlar içinde en sevimlisi de zîşuur olandır. İnsanlar içinde de en sevimlisi bu kâinatın çekirdeği hükmündeki Rasûlullah (s.a.v.)’dir. Cenâb-ı Hak Rasûl’ünü miraca yükseltmekle O’nun mahbûbiyetini tüm kâinata ilan etmiş, O’na yüklediği halet-i kudsiyeyi O’nun vasıtasıyla tüm kâinata izhar etmiştir. Keza Yüce Yaratan, her bir satırında akılları aşan bin bir hikmet bulunan kâinat kitabını ve inceliklerini kapalı bırakmamış, bu güzellikleri anlayıp, yaratılanda Yaratan’ı görecek ve diğer kullarına anlatacak gayet özel hususiyetlere ve kemalâta sahip olanı; Cihan Serveri (s.a.v.)’i seçmiş, katına uruc eyletmiş ve en büyük âyetlerini müşahede ettirmiştir.

Rasûlullah (s.a.v.) îman şartlarını hakikatiyle görmüş, Zât-ı Zülcelâl’le görüşmüş, bu gördüklerini kainata ebedi bir hazine eylemiş, hâl ve kâl olarak dağıtmış, hediye eylemiş, âlemi şuura gark eylemiştir.

Her zîakl, atâsı çokça olan bir melikin, padişahın kendisinden, yerine getirmesini istediklerini anlayıp, bu isteklerini yerine getirme doğrultusunda büyük bir ecir ve atâdan pay almak ister. Rasûl-ü Kibriya (a.s.) da Zülcelâl’den doğrudan doğruya rızasına mazhar olanı almış, biz fakirlere namaz olarak hediye eylemiştir.

Gayben inandığımız cennetle cehennemi bizatihi hakikatiyle görmüş, nimet ve azapları anlatmış, itaatkâr olanlara ve mazlumlara katî müjdeler vermiştir. Zalimlere ise varılacak son noktayı haber vererek onları zecr ve inzar eylemiştir.

Rasûlullah’ın Zülcelâl’i ru’yetiyle mü’minlere bunun imkâniyetini kanıtlamış, Cemâlullah’a âşık olanlara ahretteki ru’yetlerine dair katî müjde vermiştir.

İsra suresinde ’muhakkak âdemoğluna mükerrem kıldık’ âyetine mutabıkan benî Âdem nevinden bir zâtın Zât-ı Zülcelâl’e uruc ettirilmesi, insanın yaratan katındaki en kıymetli mahlûku olduğunu ispatlamaktadır. Bu neviden mahlûkat içerisinde de Habîb’ini seçmesi ise O’na giden yolun kimden geçeceğine delâlet etmektedir.

Allah’ım! Habîb-i Edîb’ine lutfettiğin bütün güzelliklerden bir aciz ümmetine de lutfet, Habîb’inden uzak kıldığın bütün kötülüklerden şefaate muhtaç biz kullarını da muhafaza buyur...
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

  • selahattin

    mirac gecesini uzun ve detaylı açıklamasını istiyorum teşekkür ederim Allah razı olsun

1 kişi yorum yazdı.