Özlenen Rehber Dergisi

50.Sayı

Bugün Kaç Kişiyle Alay Ettik?

Isimsiz Özlenen Rehber Dergisi 50. Sayı
Çoklarının rahat bir şekilde kötü ahlâkı benimsediği bir dünyada; fedakârlık yapacak, hoş görülü davranacak, alttan alıp bağışlayacak, hatalara karşı merhametle, sevgiyle yaklaşacak, hâsılı İslâm’ın hayat veren güzel ahlâkını sinelerinde özümseyerek yaşayacak insanlar azalmış demektir. Bu istenilmeyen durum, Allah korkusu ve vicdanların sesine göre değil de nefsin çıkarları doğrultusunda hareket edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Her insan çevresindeki insanların kendisine iyi ve güzel davranışlarda bulunmasını ister. Kusurları olduğunda hoşgörülü davranılmasını, bir sorunu olduğunda adil şekilde karar vermesini, ne kadar kibirli bir tavır içerisinde olsa da kendisine tevazu ile yaklaşmasını arzu eder. Tahammül edilmesi ne kadar zor bir tavır içerisinde olursa olsun, kendisine sabır gösterilmesini, ihtiyaç içerisinde olduğunda fedakârlık yapılmasını, ne kadar çok olursa olsun hatalarının her seferinde affedilmesini, hep sevgiyle yaklaşılmasını bekler. Böyle bir ahlâk görmediğinde de bu durumdan son derece rahatsız olur. Konuşmalarında hep bu durumdan yakınır; insanlığın öldüğünden, toplumdaki yozlaşmadan, kimsenin kendisinden başkasını düşünmediğinden, maddiyatçı dünyanın insanları, insanî duygularından uzaklaştırdığından bahseder. Ne var ki bütün bu taleplerine rağmen birçok insan Peygamber Efendimiz’in güzel ahlâkını yaşama yönünde çaba göstermez. Hem hiç emek vermemek, hem de güzel bir dünyada, güzel bir hayat yaşamak isterler. Oysa emek vermeden hiçbir güzellik ortaya çıkmaz. Cenâb-ı Hakk’ın: “İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz.” (Fussilet, 41/49) buyurduğu üzere, kendileri için hep her şeyin en iyisini, en fazlasını isterler. Güzel ahlâk gösterip bunun için çaba harcamaları söz konusu olduğunda ise; “Ben böyleyim”, “Bu yaştan sonra değişemem ki”, “Benim kişiliğim, yapım böyle” gibi sözler sarf ederler. Hâlbuki bu durum ne yapılarından ne de yaşlarından kaynaklanmaktadır. Bu sadece hiç emek vermeyip nefisleri nasıl istiyorsa öyle davranmalarından ve insanlarla alay etmeyi âdet edinmelerindendir. İnsanlarla alay etmek ise büyük günahlardandır: Rabbimiz Hucurât sûresinde şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tevbe etmezse işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.”

Kur’an ahlâkıyla yaşamaya çalışanlar ise insanlarla alay etmenin çirkin bir tavır olduğu bilincindedirler. Alay etmenin tersine, birbirlerinin güzel özellikleriyle iftihar eder, birbirlerinin iyiliği, güzelliği ve daha fazla nimete kavuşmaları için Allah’a dua ederler. Kur’an ahlâkını yaşayan bir insanın buna aksi şekilde davranması düşünülemez.

Ancak iman ettiklerini söyledikleri halde bu ahlâkı gereği gibi hayatlarına geçirmemiş kimseler de vardır. Bu kimseler cahiliye toplumlarında olduğu gibi alay etmeyi makul görmez ve açıkça bu ahlâkı savunmazlar; ancak kimi zaman nefislerinin bu yöndeki telkinlerine kapılabilirler. Bazen de bu hastalıkların kendilerinde var olduğunu hissetseler bile, bu hâllerinin Kur’ân’a muhalif olmayacağını düşünerek kendilerini kandırırlar.

Oysaki insan, ancak emek harcadığında, doğru olanı yapmak için irade gösterdiğinde ortaya güzel bir tavır çıkar. Güzelliklerin Nebîsi (s.a.v): “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir; ona haksızlık etmez; onu yardımsız bırakmaz ve onu küçümsemez.” der ve “(Göğsüne işaret ederek) Allah korkusu (takva) buradadır; kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçümsemesi, onu hor görmesi yeter.” buyurur.

O halde mü’mine düşen, kimsenin kimseden üstünlüğünün olmadığını bilmesi, üstünlüğün yalnızca takva ile olabileceğinin idrakinde olmasıdır. Zira alay etme hissi benlik duygusundan ortaya çıkar. Benlik ise daha önceden aşağılık kompleksi yaşamış insanların hissiyatıdır.

Müstehzi bir gülüş, hafif bir burun çekiş, ‘aman sen de’ der gibi bakış, saçma sapan bir soru, ‘Bu da nereden çıktı?’ der gibi bir tavır... Şekli, zamanı, üslubu fark etmez...

Bu gün kaç kişiyle alay ettik? Bir düşünelim?

Toplumsal konumu, fizikî özellikleri, mal varlığı, kıyafeti, oturuşu, kalkışı, yürüyüşü, yemek yemesi... Onlarca, yüzlerce, binlerce, yüz binlerce sebepten ve hatta haklı bir gerekçeden ötürü, bu gün kaç kişiyle alay ettik.

Bir insanı küçük düşürmek, incitmek onunla alay etmek arzusu benliğimize ne kadar da yerleşmiş, öyle değil mi? Zira kullanılan kaba kuvvet değil, bir kelime, akıl karıştıran bir soru, bir gülüştür.

Ekseriyetin Müslüman olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Eğer Allah’ın Rasûl’ü (s.a.v) bizler için ‘gaye insan’ ise ve ona uyduğumuz ölçüde Müslüman isek, kendimize soralım: “Acaba Efendimiz (s.a.v) yaşadığı müddetçe kiminle, nerede ve ne zaman alay etmiş?” Madem ki Efendimiz, Rahmet Peygamberi’dir, mademki âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir ve onun getirdiği ölçülerin tatbik edilmediği, uygulanmadığı, yaşanmadığı hiçbir yerde rahmet tecelli etmez...

Ben rahmet istiyorum...

Kul hakkını affetmeyeceğini bildiğim Rabb’imden sizin, bizim ve hepimiz için mağfiret diliyorum!

Sahi bu gün kaç kişiyle alay ettik?
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.