Özlenen Rehber Dergisi

135.Sayı

Musibetlerin Anası Hz. Zeynep Binti İmam Ali

Derya KOCABIYIK Özlenen Rehber Dergisi 135. Sayı
Hz. Zeyneb, nübüvvet ve risâlet ocağında aynı zamanda iki değerli Ehl-i Beyt’in büyükleri olan anne-babasının terbiyesinde büyümüştür. Böyle mübarek bir buk’a da terbiye gören Hz. Zeyneb her alanda kendini en kemal derecede yetiştirmiştir. Nasıl yetişmesin ki önünde ceddi Rasûlullah, arkadasın da annesi Zehra babası Haydar-ı Kerrar, sağında Hz. Hasan solunda Hz. Hüseyin, etrafında Sahabe-i kiram. İşte böyle bir bahçede yetişen Hz. Zeyneb Müslüman bir hanım için en güzel örnek olmuştur.
İsmi ve mübarek nesepleri:

Zeyneb binti Ali bin Ebi Talip, Peygamberimizin, kızı Fatıma tarafından torunudur. Meşhur kavle göre; Rasûlullah Efendimizin kızı Zeyneb’in vefatından sonra Hicretin 5. senesinde, 5 Cemaziyülevvelde Medine’de dünyaya geldi. Bundan dolayı da teyzesinin ismiyle isimlendirilmiştir.
’Hz. Zeyneb dünyaya geldiğinde Rasûlullah (s.a.v) seferdeydi. Hz. Fatıma, Hz. Ali’ye dünyaya yeni gelen kızları için bir isim seçmesini önerince, Hz. Ali ’Ben bu konuda Rasûlullah’tan öne geçmem’ buyurdu. Hz. Rasûlullah (s.a.v) seferden dönüp de durum kendisine iletildiğinde, ’Fatıma’nın çocukları benim çocuklarımdır. Ama onların isimlerini ancak Allah-u Teâlâ tayin eder’ dedi. Bu sırada Cebrail (a.s) inerek Hak Teâlâ’nın selamını Rasûlullah’a ve Ehlibeyt’ine iletti ve şöyle dedi: ’Hak Teâlâ ’Bu kıza Zeyneb ismini verin; zira bu ismi Levh-i Mahfuzda yazmışız’ buyurmaktadır. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) Hz. Zeyneb’i kucağına alıp öptü ve şöyle buyurdu: ’Bu kıza saygılı davranın; zira o Hatice-i Kübra gibidir!’ (Reyâhinü’ş-Şeria, c.3, s.38)
Zeyneb ismi hakkında üç farklı tefsir yapılmıştır ki üçü de Hz. Zeyneb’e yakışıyor.
a) Zenibe kökünden; dolu ve yoğun anlamında: Güzellik ve kemaller açısından dopdolu ve yoğun olduğu için bu isimle adlandırılmıştır.
b) Güzel görünümlü ve güzel kokulu ağaç: Her değerli şahsiyet veya her değerli ve nefis şey, Arap edebiyatında ağaca benzetilir.
c) Zeyn ve Eb kelimelerinin bileşiminden oluşmuştur. Hz. Zeyneb peygamber ve Ehl-i Beyt ocağında talim - terbiye almış bir şahsiyettir. Evet, o her yönüyle babasının süsü, ziyneti ve iftiharıydı. Annesi ’Ummu Ebiha’ (babasının annesi) lakabını aldığı gibi, o da ’Zeynu Ebiha’ (babasının süsü-ziyneti) lakabını almıştı.

Evliliği ve çocukları:
Hz. Zeyneb, hayatını hicretin 17. senesinde amcazadesi Abdullah b. Cafer (Cafer-i Tayyar’ın oğlu) ile evlendi.
1- Muhammed/Abbas 2- Avn (el-Ekber) 3- Ali 4- Ümmü Kulsum adlarında dört çocuk dünyaya getirdi. Muhammed ve Avn, Kerbela faciasında İmam Hüseyin’le birlikte şehit edildiler. Eşi Abdullah b. Cafer’in o sıralar 72 yaşlarında olduğu ve yaşlılığı ve rahatsızlığından dolayı Kerbela’ya katılamadığı rivayet edilmiştir.
Hz. Zeyneb (r.anha) bazı faziletleri:
- O, bir Kur’an müfessiri idi.
Medine kadınlarına tefsir dersi veriyordu. Bir gün babası İmam Ali (r.a) ders esnasında gelip de Hz. Zeyneb’in Meryem suresini tefsir ettiğini gördü ve ’كهيعص -Kef He Ye Ayn Sad’ harflerinin neye işaret olduğunu beyan etti. Kef: Kerbela, He: felaket, Ye: Yezid, Ayn: ateş (susuzluk), Sad: Sabır…
- Hz. Zeyneb aynı zamanda bir hadis râvîsidir.
Hz. Fatıma’nın, Mescid-i Nebi’de halifenin önünde okuduğu’ Fedekiyye’ hutbesini daha dört beş yaşında olmasına rağmen ezberlemiş ve nakletmiştir. Ayrıca küçük yaşına rağmen ceddi Rasûlullah’tan (s.a.v) da hadis nakletmiştir. İmam Zeynü’l-Âbidin (a.s), İbn-i Abbas, Muhammed bin Cabir, İbad Âmirî, Muhammed ibn-i Ömer, Ata bin Sâib, Fatıma binti’l-Hüseyn (a.s) ve diğer bazıları ondan hadis nakletmişlerdir.
- Hz. Zeyneb’in İffeti:
Yahya Mâzinî şöyle diyor: Uzun zaman Medine’de Hz. Ali’nin (a.s) hizmetinde bulundum. Evim Hz. Ali’nin kızı Hz. Zeyneb’in evine komşuydu. Allah’a yemin olsun ki hiçbir zaman onu görmedim, sesini duymadım. Rasûlullah’ın ziyaretine giderken geceleri giderdi. Giderken de bir tarafında Hz. Ali, bir tarafında Hz. Hasan, bir tarafında da Hz. Hüseyin yer alırdı.’
Hz. Zeyneb en zor şartlarda dahi iffet ve hayâsından ödün vermemiştir. En zor şartlarda dahi iffetini muhafaza etmiştir. Hz. Zeyneb Kerbela olayında yüzünü elleriyle kapatırdı; zira peçesi elinden alınmıştır. İbn-i Ziyad mel’unun meclisinde o zalim tarafından görülmesin diye esir kadınlarca etrafı sarılı halde onların ortasında oturmuş yüzünün görülmesine engel olmuştur.
Yezidin meclisinde ona şöyle haykırmıştı: ’Ey (Rasûlullah tarafından) Azad edilmişlerin oğlu (Annesi Hind, Babası Ebu Sufyan), bu adalet mi? Kendi kadınlarını perde ardında tutarken, Peygamber kızlarını esir ederek (sağa sola) sürüyorsun; onların tesettürlerini yırtmış, yüzlerini açıyorsun’.
- Hz. Zeyneb’in Sabrı ve İrfanı:
Bir insanın marifetullah derecesi ve sabrı gördüğü musibetler ve verdiği imtihanların büyüklük derecesiyle ölçülür. Hz. Zeyneb küçüklüğünden beri birçok musibet, bela ve imtihanla karşılaşmış ve hepsine de en güzel şekilde sabretmiş ve imtihanlardan yüzünün akıyla çıkmıştır.
Ceddi Rasûlullah (a.s) Hz. Zeyneb’in küçük yaşta gördüğü rüyayı yorumlarken bu musibetleri kendisine haber vermişti. Rivayetlerde nakledildiği üzere; Rasûlullah’ın vefatına yakın bir zamanda bir gün Hz. Zeyneb gördüğü bir rüyayı ceddine şöyle anlattı: ’Ya Rasûlullah, dün gece rüyamda şiddetli bir fırtınanın estiğini ve dünyayı karanlığa boğduğunu gördüm. Ben fırtınanın şiddetiyle sağa sola savruluyordum. Büyük bir ağaca tutundum. Ancak fırtına ağacı da kökünden söktü ve ben yere düştüm. Ben yeniden ağacın bir dalına tutundum, ama o da kırıldı. Ardından bir başka dalına tutundum, fakat o da fırtınanın şiddetiyle kırıldı. Sonra birbirine yapışmış iki dala tutundum. Aniden o dallar da kırıldı ve ben rüyadan uyandım!’ Hz. Zeyneb’in rüyasını dinleyen Rasûlullah (s.a.v) uzun uzun ağladı ve şöyle buyurdu: ’İlk tutunduğun ağaç senin ceddindir ki yakında dünyadan göçecektir. Daha sonra tutunduğu iki dal annen ve babandır ki çok geçmeden onlar da dünyayı terk ederler. Birbirine yapışmış iki dal ise, kardeşlerin Hasan ve Hüseyin’dir ki onların musibetinde dünya kararacaktır.’
Bu musibetlerle küçüklüğünden beri bir bir karşılaşan Hz. Zeyneb, hiç kuşkusuz en büyük imtihanını Kerbela’da vermiştir. Bir yandan onca musibeti göğüsleyen, yedi kardeşini, üç yeğenini ve diğer birçok yakınının yanı sıra iki yavrusunu da Allah yolunda feda eden Ali ve Zehra yadigârı, diğer yandan hasta olan İmam’ın (Hz. İmam Zeynü’l-Abidin’in) koruyuculuğunu, sahipsiz kadınların ve çocukların rehberliğini üstlenmiştir. Böylesine zor, böylesine çetin ve benzersiz imtihan sahnelerinde dahi, kimse onun ağzından Hakk’ın rızasına aykırı bir kelime duymamıştır. Tam tersine her zorluk ve her bela onun direnç ve imanını artırarak hareket ve sözlerine yansıtmakta, Hakk’a teslimiyetini defaatle ortaya koymaktaydı. İbn-i Ziyad melunun karşısında haykırdığı bu muhteşem ve emsalsiz cümle, onun sabır, rıza, teslimiyet ve irfanını, tarifi mümkün olmayan bir düzeyde ortaya koymuyor mu? ’Ben Rabbimden güzellikten başka bir şey görmedim!’
- Hz. Zeyneb’in Şecaat ve Belagati:

Hz. Zeyneb (r.anha) Kerbela’da, özellikle Kerbela sonrası gittiği her yerde, tarihin en korkunç cinayetini işleyen o gaddar ve vahşi yaratıklara karşı zerre kadar korkuya kapılmadan hak ve hakikati, en gür sesiyle ve en beliğ ve fasih cümlelerle haykırmış ve zalimlerin tahtını, tacını sallamıştır. Onun Küfe ve Şam’da okuduğu hutbelerini duyanlar, babası Emirü’l-Mu’minin İmam Ali’nin (k.v.) hutbelerini hatırlamışlardı. Küfe halkına hitaben ve İbn-i Ziyad ve Yezid’in meclislerinde okuduğu hutbeler, onun ilim ve irfanını yansıttığı kadar, şecaat ve fesahatinin de ne düzeyde olduğunu bütün âleme ispat etmiştir.
Kerbela faciası ve Hz. Zeyneb
Kerbela denilince Hz. İmam Hüseyin’den (r.a.) sonra ilk akla gelen isim, hiç kuşkusuz Hz. Zeyneb’tir. Elbette, Fatımatü’z-Zehra ve Hz. Ali yadigârının Kerbela’daki eşsiz rolü, hayatının diğer sahalarını öne çıkmadığı için hayatının Kerbela faciasından öncesi çok fazla gündeme gelmemektedir. Onu Zeyneb yapan ve Kerbela’daki müstesna rolüne hazırlayan etkenler ve kısacası taşıdığı faziletler fevkalade önemlidir ve bizler için, özellikle de hanım kardeşlerimiz için her karesi birer ders niteliği taşımaktadır.
Hz. Zeyneb, evlenmeden önce nikâh akdinde "İmam Hüseyin’den ayrı kalmaya dayanamadığı için o nerede olursa kendisinin de onunla olması gerektiğine dair Abdullah’a bir şart koşmuş, o da bu şartı kabul ettikten sonra onunla evlenmişti.
Kardeşleri İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e inanılmaz derecede muhabbet ve sevgi besliyordu. Hatta Abdullah ile olan evliliği dahi onlara olan bu sevgi ve muhabbeti bir zerre azaltmamıştı. Her gün onları ziyarete gider, kucaklaşır, sohbet eder, sağ-salim olduklarını görüp sevinir, Allah’a şükrederek evine geri dönerdi. Ceddi Rasûl-u Ekrem’in, babası İmam Ali’nin, annesi Hz. Fatıma’nın ve kardeşi İmam Hasan’ın şehadetlerinin ardından geriye tek tesellisi İmam Hüseyin kalmıştı.
Ümmü’l Mesaib:
Rasûlullah (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: ’En şiddetli bela, Peygamberlere, velilere ve benzerlerine gelir’. (Tirmizî)
Hz. Zeyneb annemiz daha beş yaşında iken ceddi Rasûlullah’ın vefatının acısını sinesinde yaşamış bunu da altı ay geçmeden annesi fatımatü’z Zehra’nın vefatı takip ederek kalbinde ki yara daha da derinleşmiştir. Daha sonra da babası Emir’ül-mü’minin imam Ali şehadeti, kardeşi Hz. Hasan (r.a) şehadeti ve en büyük musibet olan ve tarihte bunun tekerrürü olmayan kardeşi Seyyidü’ş-Şebâb Hz. Hüseyin (r.a) şehadeti takip etmiştir.
Hz. Zeyneb, Kerbelâ’da kardeşi Hz. Hüseyinle beraberdi. Hz. Hüseyin ve yanında bulunan yaklaşık 72 kişi şehit edilip geri kalanlar esir alındı. Esirler, Ubeydullah b. Ziyada götürülmek üzere yola çıkarıldıklarında şehitlerin yanında geçirilmişler, bu arada kadınlar kederlenip ağlaştıklarında, Hz. Zeyneb:
"Ah ya Muhammed! Semânın bütün melekleri sana salâtü-selâm etsin. İşte Hüseyin düzlükte yatıyor, kanlara boyanmış, azaları kesilmiş. Senin kızların ise esir alınmış, zürriyetin tek tek öldürülmüş. Rüzgâr onların üzerine toprak savuruyor’ diyerek hem kendisi ağladı, hem de dost düşman herkesi ağlattı.
Esirler İbn Ziyad’ın huzuruna çıkarıldıklarında Hz. Zeyneb değersiz bir elbise giyerek tanınmaz bir hale gelmişti. Yanında hizmet eden kadınlar da etrafını sarmıştı. Ubeydullah; "Şu oturan kadın kimdir?’ diye üç kere sorduğu halde Hz. Zeyneb (r.anha) ona cevap vermedi.
Hizmet edenlerden biri: "Bu, Fâtıma’nın kızı Zeyneb’tir" deyince İbn Ziyad Zeyneb’e şöyle dedi:
"Sizleri alçaltan, tek tek öldüren ve ortaya attığınız şeyleri yalanlayan Allah’a hamdolsun." Hz. Zeyneb ona korkusuzca şöyle cevap verdi:
"Bizleri Nebisi ile şereflendiren ve tertemiz yapan Allah’a hamdolsun! Bizler, kesinlikle senin söylediğin gibi değiliz. Ancak fâsıklar rezil olur ve fâcirler yalancı çıkartılır."
İbn Ziyâd: "Allah’ın, senin kardeşine ve ev halkına yaptıklarını nasıl buldun?" diye sorması üzerine Hz. Zeyneb:
"Onların üzerine ölüm yazılmıştı. Onlar da öldürülecekleri yere geldiler. Allah onlar ve seni bir araya getirecek ve sizler karşılıklı olarak O’nun huzurunda muhakemeleşeceksiniz" diyerek karşılık verdi.
İbn Ziyad hiddetlenerek: "Senin azgın kardeşine ve ailenden âsî ve isyankâr olanlara karşı duyduğum kinden artık rahatlamış bulunuyorum" dedi. Bu sefer Hz. Zeyneb; "Yemin ederim, sen benim yiğidimi öldürdün, ailemi ortada bıraktın, benim akrabalarımı benden kopardın, kökümü kazıdın. Eğer bunlar seni rahatlatıyorsa, rahatlamış oldun!" diyerek cevap verdi.
İbn Ziyad daha da sinirlenerek; "Bu bir kahramanlıktır. Yemin ederim, gerçekten senin baban bir kahramandı ve şairdi" deyince Hz. Zeyneb: "Bir kadının kahramanlıkla ne ilgisi olabilir ki?" dedi.
Bu sırada, Hz. Hüseyin’in hayatta kalan oğlu Ali, İbn Ziyad’ın gözüne ilişti. Onunla da bir süre tartıştıktan sonra öldürülmesini emretti. Hz. Zeyneb:
"Ey İbn Ziyad! Bizden öldürdüğün kimseler yeter. Bizim kanlarımızı içmeye kanmadın mı? Bizden bir kimse bıraktın mı?" diyerek Ali’nin boynuna sarılarak ve sözlerine devamla;
"Eğer mü’min isen, Allah adına senden şunu istiyorum; şayet onu öldürürsen beni de onunla birlikte öldür" dedi. Bunun üzerine İbn Ziyad, Ali b. Hüseyin’i öldürmekten vazgeçti.
İbn Ziyad, esirleri Muaviye’nin oğlu Yezid’e gönderdi. Esirler Yezid’in huzuruna getirilince, Şamlı bir adam ayağa kalktı ve;
"Bunların esirleri bize helaldir" dedi, sonra Hz. Ali’nin kızı Fâtıma’yı kastederek;
"Bunu bana hibe et (bağışlayıver)" dedi. Fâtıma, korkusundan, ablası Hz. Zeyneb’in elbisesine sarıldı. Hz. Zeyneb:
’Yalan söyledin ve alçaklık ettin; bu iş ne sana ne de ona helâl değildir" deyince,
Yezid öfkelendi ve:
"Allah’a yemin ederim sen yalan söyledin. Bu bana düşer ve ben ona bağışlamayı istersem bağışlayabilirdim" dedi.
Hz. Zeyneb: "Asla! Vallahi sen dinimizden çıkıp (mürted) başka bir dine girmedikçe, Allah, bunu sana helal kılmış olamaz" diyerek karşılık verdi. Yezid yine gazaba geldi ve;
"Sen bana bu şekilde karşılık mı veriyorsun? Dinden, olsa olsa senin baban ve kardeşin çıkmış olabilir" dedi. Hz. Zeyneb:
"Allah’ın dini ile babamın, kardeşimin ve dedemin dini ile sen de, baban da (Hz. Muaviye) deden (Ebu Sufyan) de hidayet buldunuz" diye cevap verdi.
Bu sefer Yezid:
"Ey Allah’ın düşmanı! Yalan söylüyorsun" dedi.
Hz. Zeyneb: "Sen Emir olduğun halde, haksızlık ediyor ve hakarette bulunuyorsun" deyince Yezid utandı ve sesini kesti.
Daha sonra esirler, oradan çıkarılıp Yezid’in odalarına yerleştirildiler. Yezid’in aile efradı, tek tek onlara taziyede bulundular, onlardan alınan malları ziyadesiyle geri verdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin’in kızı Hz. Sukeyne (r.anha): "Ben, Muaviye’nin oğlu Yezid’ den daha iyilikçi bir Allah inkârcısı görmedim" diyordu.
Hz. Zeyneb’in Şam’da Yezid’in karşısında okuduğu hutbe:

"Allah’a hamd-ü sena ve Rasûlüne salât-u selamdan sonra şu ayeti okudu: "Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah’ın ayetlerini yalanlamaları dolayısıyla çok kötü oldu!" (Rum, 10)
Sonra şöyle devam etti:
"Ey Yezid, esir olarak şehir şehir dolaştırmakla bu geniş yeryüzünü bize dar ettiğini, bizi Allah katında hor ve zelil, kendini de yücelttiğini ve bu olayların da senin yüce makamından olduğunu mu sanırsın ki böyle övünüp seviniyorsun? Dünyayı abat ettiğin, şenlendirdiğin için çok mu mutlusun? Her şeyin istediğin gibi gerçekleşmesine ve saltanatı ele geçirmene çok mu seviniyorsun? Yavaş ol, yavaş ol! Allah’ın "O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi, sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar; biz onlara, ancak günahları daha da artsın diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır" (Âl-i İmran, 178) buyurduğunu unuttun mu yoksa?
Ey (Mekke fethi sonrasında Peygamberimiz tarafından) azat edilenlerin oğlu, kendi kadın ve cariyelerini örtüp Rasûlullah’ın kızlarını açık yüzlerle ve örtüsüz bir hâlde düşmanlarının yanında şehir şehir dolaştırman ve her konakta oranın sakinlerine teşhir etmen, yabancıya ve aşinaya bu himayesiz esirleri göstermen insaf ve adalet midir? Soylu ve necip insanların ciğerini ağzına alıp emen, sonra da dışarı atan ve şehitlerin kanıyla beslenen (Hz. Hamza’nın ciğerini çiğneyen Yezid’in büyük annesi Hind’e işareten) birinden nasıl merhamet beklenebilir? Her zaman itiraz, husumet ve kinle bize bakan biri, elinden gelen her türlü kötülüğü neden yapmasın? Şimdi de bu yaptığıyla sanki günah işlememiş gibi, sarhoş ve mağrur bir hâlde, cennet gençlerinin efendisi Eba Abdillah’ın (Hz. Hüseyin’in) dişlerine çubukla vuruyor ve pervasızca "Bedir savaşında ölen büyüklerim, keşke burada olsalardı da bu durumu görerek çığlıklar atıp ’ellerin dert görmesin ey Yezid’ deselerdi’ diyorsun.
Evet, niye söylemeyesin ve niye bu şiiri okumayasın ki? Sen Muhammed (s.a.v) evlatlarının kanına buladın ellerini ve yeryüzünün yıldızları olan Abdulmuttalib oğullarını katlettin. Fakat sen bununla kendi ölüm ve bedbahtlığına zemin hazırladın. Şimdi de duyuyorlarmış gibi kendi kavminin büyüklerine sesleniyorsun. Ne var ki çok geçmeden sen de onlara katılacak ve "Keşke ellerim kırılsaydı ve dilim lal olsaydı da bunları söylemeseydim.’ diyeceksin.
Ey güçlü Allah’ım! Bize zulmedenlerden intikamımızı ve hakkımızı al ve gazabının ateşinde yak onları!
Ey Yezid! Sen bu yaptıklarınla ancak kendi derini yüzdün ve kendi etini parçaladın. Çok geçmeyecek; Peygamber evlatlarının kanını dökmek ve Ehlibeytine saygısızlıkta bulunmakla yüklendiğin bu vebalin altında Peygamber’in huzuruna çıkacaksın. O gün Allah onları bir araya toplayacak ve haklarını alacaktır. "Allah yolunda ölenleri sakın ölüler sanmayın. Hayır, onlar Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar." (Âl-i İmrân,169)
Allah’ın hükmedici, Muhammed’in (s.a.v) davacı ve Cebrail’in de ona yardımcı olacağı gün senin için yeterlidir. Seni bu makama getirerek Müslümanların sırtına bindirenler, zalimler arasında ne de kötü bir bedel seçtiklerini çok yakında anlayacaklar. Hangimizin daha bedbaht olduğunu bilecekler.
Allah’a hamdolsun ki başlangıcımızı saadet ve mağfiret, sonumuzu da şehadet ve rahmet kıldı. Allah’tan istiyoruz ki nimetini, şehitlerimize tamamlasın; mükâfatlarını artırsın ve bizleri de Salih haleflerden kılsın. Çünkü o, bağışlayandır; şefkatlidir. "Allah bize yeter; O ne de güzel vekildir."
Hz. Zeyneb, H. 65 (684-85) yılı civarında Mısır’da vefat etmiştir.
Sonuç:
Hz. Zeyneb annemiz Rabbine itaatin, boyun eğmenin zirvesini yaşayan bir örnektir. Zulme karşı ne durumda hangi konumda olursa olsun boyun eğmemiş, hakkı zalimin yüzüne karşı korkusuzca haykırmıştır. İffetini esir olduğu müddetçe korumuş, hiçbir şekilde taviz vermeyerek Müslüman hanımlara en güzel örnek olmuştur. Onlar Ehl-i Beyt olarak üzerine düşen görevi en güzel şekilde üstlenerek İslam-ı Mübin’e sözleriyle ve bedenleriyle hizmet etmişlerdir. Peki, biz Ehl-i-Beyt sevdalıları olarak (iddia) bu din için neler yaptık? Mübarek kanlarıyla sulamış oldukları bu emaneti koruyabildik mi? Onlar Allah’ın hükmünü dünyaya ulaştırmada ve hâkim kılmada üzerlerine düşen vecibeyi kâmilen yerine getirmişlerdir.
Ya Rabbi! Ya Rabbi! Ya Erhamerrahimin! Elimizden tutanımız Sen ol. Bizi bize bırakma. Gönüllerimize Ehl-i Beyti’nin sevgisini muhabbetini sabitle. Onların bizlere bırakmış olduğu emanete sahip çıkmayı nasip et. Onları anlamada istidatlarımızı aç ya Rabbi. Âmin…
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

2 kişi yorum yazdı.