Özlenen Rehber Dergisi

143.Sayı

Arılar Dünyası - 1.Bölüm

Bilindiği üzere Rabbimiz Kur’ân-ı Azim’inde tabiatta yer alan canlılar grubundan gerek faydasına binaen gerekse zararına binaen bazılarının adlarını zikretmiştir. Bunların bir bölümü hayvanlar bir bölümü ise bitkiler âleminden oluşmaktadır. Biz, bu canlıları dilimiz döndüğünce tabiat penceresinden köşemizde anlatmaya çalışacağız.
Şunu da söylemeden geçmeyelim! Henüz bilim dünyası canlılar âlemindeki bitki ve hayvanların gerek yaşamsal gerekse yapılarıyla ilgili bilgilerin henüz çok azını aydınlatabilmiştir. Gün geçmiyor ki doğadaki canlıların bir yeni özelliği daha ortaya çıkmasın. Dolayısıyla biz ne kadar bu konularla ilgili bilgi vermeye çalışsak da, bilim adamları bu konularda kütüphaneler dolusu kitaplar yazsalar bile bunlar, henüz doğadaki ilmin zerresi bile etmez.
İlham Alan Canlı:
Balarısı
Yazımıza öncelikle Kur’ân’da balarısından açık bir şekilde bahsedilen ayet-i kerime ile başlayalım.
İlgili ayet:

’Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: ’Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan kendine) evler edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.’ Onların karınlarından çeşitli renklerde bir içecek (bal) çıkar. Onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.’ (en-Nahl, 16/68-69)
Görüldüğü üzere ayet-i kerimede, balarılarının ’habitat’ adını verdiğimiz yaşam alanları, yaşam tarzı, beslenme şekli, kovana dönerkenki yön bulma şekli, karın yapıları, değişik zaman ve habitatlarda yaşayan balarılarının ballarının renklerinin farklı oluşu ve ürettikleri balın faydası gibi birçok husustan bahsedilmiştir. Bunların her birisi ayrı ayrı izah edilmesi gereken hususlardır. Dolayısıyla balarılarıyla ilgili olarak her yazımızda içerisine ayet-i kerimede geçen hususları da alan balarıların bir özelliğinden bahsetmek suretiyle yazımıza devam edeceğiz. İlerleyen zamanlarda yine Kur’ân’da adı geçen doğadaki farklı hayvan ve bitkilerden de bahsedeceğiz inşallah.
Arı Kovanında Cinsiyet Tayini
Arı kolonisinde meydana gelen tefekkür eksenli ilk olay, arı kolonisini oluşturan bireylerin oluşumunda gözlenmektedir. Bu olaydan bahsetmeden önce bir kovanda yer alan bireyler ve görevlerini birer cümle ile belirtelim.
Bilindiği üzere bir arı kolonisinde; bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80 bin işçi arı bulunur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir.
Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise yumurtlamaktır.
Erkek arı, dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir.
Yumurtaların gelişimi için gerekli olan şartların sağlanmasından, yumurtadan çıkacak larvaların ihtiyaçları olan besin maddelerinin temin edilmesine, hücre sıcaklıklarının sabit tutulmasından, özel hücre kontrollerine kadar pek çok şeyden işçi arılar sorumludurlar.
Görüldüğü üzere başlangıçta hepsi de kraliçe arının yumurtalarından oluştuğu halde daha sonraki süreçte çeşitli nedenlerden dolayı gerek cinsiyet gerekse yapısal olarak farklılaşmaktadırlar. Aşağıdaki şekilden de anlaşılacağı üzere bu şu şekilde gerçekleşmektedir:
Bir arı kovanında kraliçe arı işçi arılar tarafından temizlenmiş hücrelere yumurtalarını özenli bir şekilde yerleştirir. 6 gün süren larva dönemindeki beslenme farklılığı sebebiyle kraliçe, normal bir dişi arı olarak değil de, görünüm ve işlev olarak diğerlerinden daha farklı bir arı olarak ortaya çıkar. Diğer işçilere sadece 3 gün süreyle arı sütü verilirken, kraliçeye çok değerli olan bu besinden bütün larva dönemi boyunca (6 gün) verilir. Kraliçeye verilen arı sütünün içeriği ve miktarı da özel olarak ayarlanır. Yapılan incelemeler sonucunda larva dönemi boyunca kraliçe arıya 10 mg. arısütü verilirken, diğerlerine sadece 3 mg. verildiği tespit edilmiştir. Sadece bu beslenme farklılığı sebebiyle birbirinden çeşitli morfolojik (yapısal) farklılıklara sahip olan iki canlı, kraliçe ve dişi işçi arılar meydana gelir.
Erkek arılara gelince erkek arılar, kraliçenin hücrelere bıraktığı yumurtalardan hiçbir döllenme görmeden gelişmeleri (biyolojide buna partonegenez tipi yani döllenmeden üreme adı verilir) neticesinde oluşur. Gerçekten erkek arıların oluşumundaki bu yumurtanın döllenmeden yeni bir canlıyı oluşturması çok ilginçtir. Yani bu olayı daha iyi anlamak için insanlardan bir örnekle somutlaştıralım. Dişi bir insanın yani eşeysel olgunluğa erişmiş bir bayanın oluşturduğu yumurta hücrelerinin herhangi bir erkekten gelen sperm hücresine ihtiyaç duymadan kendi kendine gelişerek bir canlıyı oluşturması demektir ki bu olay mümkün değildir. Yine döllenen yumurta hücrelerinden oluşan dişi hücrelerin beslenmeye bağlı olarak kraliçe ve işçi arılar şeklinde farklılaşması da yine üzerinde uzunca durulması ve tefekkür edilmesi gereken bir hadisedir. Bilindiği üzere arı sütüyle besleme işini yapan işçi arıların kimi hücrelerdeki yumurtaları 6 gün boyunca 10 mg civarında kimi hücrelerdeki yumurtaları da 3 gün boyunca 3 mg civarında arı sütüyle beslemelerin miktarını ve sayılarını nasıl ayarlayabildikleri gerçekten akıl sahiplerinin üzerinde uzunca durması gereken olaylardandır.
Kraliçe arı tarafından bırakılan yumurtalardan, döllenme ve beslenme şekline göre farklı türlerde arılar çıkar.
İşçi Arıların Larvalara Uyguladıkları Titiz Kontrol
Bir kraliçe arı, yumurtalarını hücrelere yerleştirdikten yaklaşık 3 gün sonra hücrelerden beyaz kurt şeklindeki arı larvaları çıkar. Yumurtadan çıkan bu canlıların ne gözleri, ne kanatları ve nede bacakları vardır. Bu yeni larvaların beslenmesinden tamamıyla işçi arılar sorumludurlar. Öyle ki tek bir larvanın büyüme dönemi boyunca yaklaşık 10.000 kere işçi arılar tarafından ziyaret edildiği tespit edilmiştir. Kovanda bulunan binlerce larvaya karşılık bir o kadar da dadı işçi arı vardır. Sürekli hareket halinde olan bu dadı arılar yumurtaları ve larvaları kolaylıkla kontrol altında tutarlar. Kovanda binlerce arı larvası olmasına ve bu larvaların beslenme şekillerinin günlere göre değişiklik göstermesine rağmen hiç karışıklık çıkmaz. Larvaların hangisinin kaç günlük olduğu, hangisinin ne ile besleneceği gibi detaylar işçi arılar tarafından hiç atlanmaz. Bu son derece şaşırtıcıdır, çünkü hücrelerde kraliçe arı tarafından farklı dönemlerde bırakılan ve farklı büyüklüklere sahip olan pek çok yumurta vardır ve yavru arılar özellikle larva döneminde kaç günlük olduklarına göre bir beslenme programına tabi tutulurlar. Buna rağmen dadı arılar larvaların beslenmesinde bir problem yaşamazlar.
Arı kovanındaki özel hazırlanmış peteklerde büyümeye devam eden larvaların yedinci günlerinde şaşırtıcı bir olay gerçekleşir. Şu ana kadar arı sütüyle beslenen larva yemek yemeyi keser ve bakıcı arılar larvanın bulunduğu hücrenin ağzını mumdan yapılmış, hafif kubbeli bir kapak ile tamamen kapatırlar. Bu sırada larva da kendi ürettiği bir madde ile bulunduğu odanın içinde etrafına koza örerek kendini buraya adeta hapseder. Böylelikle ’pupa’ evresine geçilir.
Koza örülen maddenin yapısı da çok ilginçtir. Arı larvalarının kafalarında bulunan çift taraflı ipek bezleri sayesinde ürettikleri bu koza maddesinin özelliği; hava ile temasa geçmesinden kısa bir süre sonra sertleşmesidir. Diğer bir özelliği ise içerdiği "fibroin" isimli protein sebebiyle kuvvetli bir bakteri öldürücü ve enfeksiyon önleyici etkisi olmasıdır. Arılar üzerinde araştırma yapan bilim adamları, bu canlıların ördükleri koza sayesinde larvaların mikroplardan korunduklarını tahmin etmektedirler. Arı larvalarının koza ördükleri bu ipeğin formülü her arıda aynı şekilde üretilir ve arı larvaları bu karmaşık yapılı maddeyi her zaman değil, sadece ihtiyaçları olan büyüme dönemlerinde üretmeye başlarlar.
Her balarısı, bulunduğu hücrenin içinden bütün vücut yapıları tamamlanmış olarak çıkar.
Kovanın En Çalışkan Üyeleri: İşçi Arılar
Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar. İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:
1. Kovanın temizliği
2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı
3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi
4. Bal yapılması
5. Peteklerin inşası ve onarım işleri
6. Kovanın havalandırılması
7. Kovanın güvenliği
8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve depolanması

İşçi arıların kovandaki görev dağılımı üzerine araştırma yapan Alman böcek bilimci Gustav Rosch yaptığı bir dizi deney sonucunda, işçi arıların kovanda aldıkları görevlerin yaşlarıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiştir. Yine bu görevlerinin yanı sıra acil durumlarda da arılar görev değişikliği yapabilmektedirler. Örneğin kovana bir saldırı durumunda gardiyan arıların yanı sıra tüm diğer kovan üyeleri de savunmaya katılmaktadırlar. Bir nevi milli mücadele yıllarında sivil pozisyondaki dede ve ninelerimizin topyekun ülkemizin savunmasında asker gibi görev yapmış olması gibidir. İşçi arıların hayatlarının ilk 3 haftasında aldığı görevler ve dönemleri şu şekildedir;
- Birinci dönem: 1. ve 2. gün
- İkinci dönem: 3-9. günler
- Üçüncü dönem: 10-16. günler
- Dördüncü dönem: 17-20. günler
- Beşinci dönem: 21. gün ve sonrası olarak gruplanabilir.

Birinci Dönem: Kuluçka Temizleyicisi Arılar (1. ve 2. Gün)
Hücresinden ilk çıktığında arının vücudu adeta suya düşmüş gibi ıslaktır. Tüyleri birbirine yapışıktır. Öncelikle ayaklarıyla bu tüyleri düzene koyar. Bundan sonra hemen temizliğe başlar. İlk olarak kendisinin çıktığı hücreden başlamak üzere kuluçka hücrelerini temizleyerek, kraliçenin yeniden yumurtlayabileceği hale getirir.
İkinci dönem: Larva Bakıcısı Arılar (3-9. Günler)
İşçi arılar hayatlarının 3. gününden itibaren larvaları besleme işini üstlenirler.
Arılardaki larva bakımı, larvaların yaşlarına göre iki aşamalı olarak gerçekleşir.
1) İşçi arılar hayatlarının 3.-5. günlerini "larvalardan üç gününü doldurmuş olanları" beslemekle geçirirler. Onları, polen ve balı karıştırarak yaptıkları "arı ekmeği" adı verilen besin ile doyururlar. 3 günlük olmayan larvalar arı ekmeğini sindiremedikleri için, onları da farklı bir yiyecekle beslerler.
2) Yumurtadan yeni çıkmış larvaların besinleri işçi arıların salgıladığı bir tür süttür. İşçi arılar gelişimlerinin 6. gününe girdiklerinde kafalarının üzerinde bulunan bir çift bez faaliyete geçer. Dadı bezi olarak adlandırılan bu organdan "arı sütü" veya "royal jelly" (kraliyet jölesi) adı verilen bir sıvı salgılanır. İşte bu sıvı 1-3 günlük arıların besinidir. Arı sütü bilim adamlarını hayretler içinde bırakan çok özel bir maddedir.
Çünkü bir larvanın kraliçe veya işçi arı olması tamamen işçi arıların salgıladıkları bu maddeye bağlıdır. Bakıcılar, larvaları sadece yumurtadan çıktıkları ilk 3 gün arı sütü ile beslerler. Larva yukarıda da belirttiğimiz gibi daha sonra arı ekmeği verilerek beslenir. Ancak kraliçe adayı olan larvalara hiçbir zaman arı ekmeği verilmez. Kraliçelere diğer arılardan farklı olarak larva dönemi boyunca (6 gün süreyle) arı sütü verilir.
Üçüncü Dönem:
İnşaat İşçileri Görev Başında (10-16. Günler)
Üçüncü dönemde işçi arılar 3 önemli görevi yerine getirirler.
Birincisi, arı yavrularını beslemeyi bırakıp birbirine eşit altıgenlerden oluşan peteğin inşasına başlamaları.
İkincisi, dışarıdan getirilen yiyecekleri diğer arılara dağıtmak ve petek hücrelerine depolamaktır.
İşçi arıların aynı dönemde yaptıkları üçüncü iş ise kovan temizliğidir. Kovandaki pek çok yabancı maddeyi kovanın çıkışına sürüklerler ve metrelerce uçarak kovandan uzağa atarlar. Fakat eğer kovan içinde bulunan şey taşıyamayacakları kadar büyükse bunu "propolis" adı verilen bir madde ile kaplarlar. Burada propolis maddesine bir parantez açmak istiyorum.
Propolis maddesini arılar, ağaçlarda bulunan reçinelere ağız salgılarını eklemek suretiyle üretirler. Arı reçinesi da denen propolisin özelliği içinde bakteri barınamamasıdır. Bu nedenle arılar kovan içinde öldürdükleri ve dışarı taşıyamayacakları kadar büyük olan böcekleri propolisle kaplayarak bir nevi mumyalama işlemi yaparlar. Burada aklımıza ister istemez şu sorular gelmektedir; arılar kovan içerisindeki ölen böceklerin çürüyüp kokacağını nereden biliyorlardı? Ayrıca böyle bir durumda niçin başka bir madde değil de propolis adı verilen anti bakteriyel özellikteki arı reçinesi ile böcek cesetlerini kapladılar? Bunlar üzerinde tefekkür edilmesi gereken hususlardan sadece bazıları olsa gerek.
Yine arı reçinesinin (propolisin) diğer bir kullanım yeri ise kovan inşaatıdır. Arılar kovandaki çatlak ve delikleri bu maddeyle sıvarlar. Ayrıca sıcaklığın çok yüksek olduğu bazı volkanik arazilerde (İtalya’nın güneyindeki Salerno arazileri gibi) peteklerin erimemesi için, petek hammaddesi olan balmumuna reçine ekleyerek balmumunun dayanıklılığını artırdıkları da gözlenmiştir.
Yine bilim adamları propolisin şu faydalarını tespit etmişlerdir:
1) Bağışık sistemini destekleyerek, vücudun hastalıklara karşı direncini arttırdığı,
2) Antiseptik özelliğe sahip olduğu,
3) Tümör hücrelerinin artmasını engellediği,
4) Mide ülserine neden olan mikrobu öldürdüğü.

Dördüncü Dönem:
Kovan Bekçileri (17-20. Günler)
Arılar hayatlarının dördüncü dönemlerinde kovan girişinde nöbetçilik yaparlar. Vücutlarında bir değişim olur; iğne bezleri gelişir ve zehir üretmeye başlar. İşte bu dönemdeki arılar, kovan kapısında nöbet tutarak davetsiz misafirlerin içeri girmesini engellerler. Gelen her canlı (arılar bile) kapıdaki nöbetçinin kontrolünden geçerek içeri girebilir. Başka bir kovana girmeye çalışan arılar farklı kokuları nedeniyle nöbetçiler tarafından hemen teşhis edilirler ve yine nöbetçiler tarafından kovandan dışarı atılırlar ya da öldürülürler.
Kovan kokusunu taşımamasına rağmen kovana girmeye çalışan canlılar gardiyan arıların saldırısına uğrar ve kovandan dışarı atılır ya da öldürülürler.
Gardiyanlık yaptıkları bu dönemde işçi arılar aslında kendi hayatlarını riske atmaktadırlar. Çünkü düşmana saldıran arı, iğnesini geri çekemediği zaman ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Balarılarının iğnesi bir kirpinin dikeni gibi küçük oklara sahiptir. Bu yapısı nedeniyle iğne birçok hayvanın etinden geri çekilemeyebilir. Nöbetçi arılar iğnelerini ancak başka bir arıyı ya da bazı hayvanları soktuklarında geri çekebilirler ve kendilerine bir zarar gelmez. Ama özellikle insanları soktuktan sonra uçmaya çalışırken arıların iğneleri soktukları yerde takılı kalır ve arının karnının arka tarafı yırtılır. Karnın yırtılmış kısmında, zehir salgısı ve onu kontrol eden sinirler vardır. İç organlarındaki bu tahribat sonucunda arı ölür. Ölen arıdan kopan salgı bezinin başka bir özelliği de, arının vücudundan ayrılmış olmasına rağmen soktuğu canlının yarasına belli bir süre daha zehir pompalamaya devam etmesidir.
Beşinci Dönem:
Besin Toplayıcı Arılar (21. gün ve sonrası)
İşçi balarılarının hayatlarının son dönemlerindeki görevleri besin toplamaktır. İhtiyaçları olan tüm besin maddelerini çiçeklerden temin ettikleri polen (çiçek tozu) ve nektar (bal özü) sayesinde karşılarlar. Arılar, nektarı bal kesesine doldurmak için yutar. Polenler ise nektar gibi yutulmaz, kümeler halinde arıların arka bacaklarının yan taraflarına yapışık olarak açıkta kovana taşınır. Polen protein yönünden zengin bir maddedir, nektar ise hem enerji kaynağıdır, hem de balın ana maddesidir. Arılar kışın besin bulamayacakları için kovanlarına bal depo ederler. Kış için ayrıca polen depo edilmez, yalnız yağmurlu havalarda kullanılmak üzere yavru arılara yetecek kadar polen biriktirilir. Arılar çiçeklerden topladıkları poleni doğrudan doğruya kullanmaz, "arı poleni" veya "arı ekmeği" adı verilen bir maddeye dönüştürürler. Bu dönüşüm çiçeklerden toplanan polenlere nektarla birlikte bazı enzimlerin eklenmesiyle sağlanır. Elde edilen bu madde sadece beslenme için kullanılır.
Polen toplamaya çıkan arıların yusufçuk ve örümcek gibi pek çok tehlikeli düşmanı vardır.
Pek çok böcek, çiçeklerden polen taşır ama hiçbiri arılar kadar verimli sonuç alamaz. Bunun en önemli nedeni arıların polen toplamaya son derece elverişli olan vücut yapılarıdır. Polen toplama işi yoğun bir çalışma gerektirir, çünkü arının uzun süre çalışıp toplayarak kovana taşıdığı polen paketi ancak bir çifttir. Oysa tek bir petek gözünün polenle dolması için ortalama 20 çift polen paketine gereksinim vardır. Bu arada balarılarının yaklaşık 50 mm3’lük bir kapasitesi olan bal keselerini tamamen nektarla doldurabilmeleri için 100 ile 150 arasında çiçeği ziyaret etmeleri gereklidir.
Bir işçi arının proboscis’i (burnu), arının türüne göre 5.3-7.2 mm uzunluğunda olabilir. Bazı çiçeklerin nektarları diğerlerine oranla daha derinlerde bulunur. Bu nedenle arıların bu gibi çiçeklerin tabanlarından nektar çekebilmeleri için uygun özelliklere sahip olan uzun burun yapıları büyük bir avantajdır.
Kovandaki Isının Ayarlanması

Bir başka ilginç olay da kovandaki ısının ayarlanmasında gerçekleşmektedir. Bazı canlılar yaşadıkları ortamın sıcaklığını dengede tutabilmek için kendi vücut ısılarını kullanırlar. Vücut sıcaklıklarıyla bu ayarlamayı yapabilenler memeli hayvanlar ve kuşlardır. Diğer pek çok canlının (kertenkele, yılan, kurbağa, balık, salyangoz, solucan, ıstakoz, böcek vs.) vücut ısıları ise yaşadıkları bölgenin ısısına göre değişiklik gösterir.
Bu bilgiler göz önüne alındığında arı kovanlarındaki 35°C’lik değişmeyen ısı son derece dikkat çekicidir. Çünkü arılar da vücut sıcaklıklarında değişiklik yapamayan canlılardandır. Bu nedenle kovan içindeki sıcaklığı vücut sıcaklıkları ile dengeleyemezler. Ancak hareket etmelerinin sonucunda ortaya çıkan ısı ile kovandaki ısı dengesini sağlarlar. İşçi arıların kovan içindeki en önemli görevlerinden biri de kovandaki ısının ayarlanmasıdır. Balarıları, bulundukları ortam (ağaç kovuğu, kaya arası vs.) ve dışarının ısısı ne olursa olsun kovandaki ısıyı her zaman kontrolleri altında tutarlar. Bahar sonundan sonbahara kadar kovan ısısı 34.5°C-35.5°C arasında korunur. Balarıları ısı değişikliklerinden etkilenen canlılardır. Balmumu üretimleri, balın oluşumu gibi işlemlerin tümü belirli bir sıcaklıkta gerçekleştirilir. Kovandaki ısı değişikliğinden en çok etkilenenlerse yavru arılardır. Bu nedenle kuluçka odalarının sıcaklığına özellikle çok dikkat edilir. Gün içinde gerçekleşen sıcaklık değişikliklerine göre arılar kovan ısısını korumak için çeşitli çalışmalar yaparlar. Örneğin havanın daha soğuk olduğu sabahın erken saatlerinde işçiler petek çevresinde kümelenir ve vücut sıcaklıkları ile yumurtaları ısıtırlar. Gün ilerledikçe ve hava ısınmaya başladıkça arılar tarafından örülen küme yavaş yavaş dağılır. Eğer sıcaklık artmaya devam ederse işçilerin bir bölümü ısıyı düşürmek için kanatlarını yelpaze gibi sallamaya başlar. Hava akımını kovanın girişine ve peteklerin üzerine doğru yönlendirerek kovan ısısını düşürmeye çalışırlar.
Çok sıcak günlerde ise arılar daha şiddetli bir soğutma yöntemi kullanırlar. Yiyecek toplayan arılar kovan ısısı çok yükseldiğinde polen veya nektar yerine kovana, yakındaki su kaynaklarından aldıkları su damlalarını getirir ve bunları kuluçka hücrelerinin üzerine serperler. Daha sonra kanatlarıyla hava akımı oluşturarak bu damlaların içerisindeki suyu buharlaştırırlar. Bu soğutma sistemiyle kovanın ısısı kısa sürede eski haline döner. Bu konuyla ilgili olarak yapılan bir deneyde, sıcaklığın 50 °C’ye yükseldiği bir günde kovan tam güneşin altına konulmuş, arıların yakındaki bir su kaynağından sürekli su taşıyarak kovan içi sıcaklığını yaklaşık 35 °C’de sabit tuttukları gözlenmiştir.
Arılar kış aylarında ısınmak için de yazın kovanı soğuturken kullandıklarına benzer bir yöntem kullanırlar. Kovan ısısı düştüğünde arılar önce sıkıca birbirlerine kümelenirler. Kalınlığı soğuğun şiddetine göre 2.5 cm ile 7.5 cm arasında olan bu arı kümesi, bir kabuk gibi peteği kaplar. Ana kümeye dahil olmayan arılar iç taraftadır, birbirlerine yakın olmalarına rağmen dışarıdakiler kadar sıkışık değildirler. Bu arılar sürekli hareket ederek dışarıdaki arılar için ısı açığa çıkarırlar. (Her bir arının 10 °C sıcaklıkta, dakikada 0.1 kalori ısı üretebildiği bilinmektedir.) Arılar daha çok ısı elde etmek için daha fazla hareket ederler. Dışarıdakiler ise büzülerek vücutlarının soğuğa daha az temas etmesini sağlarlar. Kümenin dışında yer alan arıların karınlarına depoladıkları besin bir süre sonra biter. Bunun üzerine iç kısımdaki arılarla diğerleri arasında yer değişimi yaşanır. Arılar arasındaki bu değişim, gerekli olan sıcaklık elde edilene kadar devam eder. Arılar bu yöntemi kullanarak hava sıcaklığı -30 °C’ye düştüğünde bile kovan ısısını yaklaşık olarak 35 °C’de tutabilmektedirler.
Arıların bu termostatvari ısı ayarlamaları üzerinde akıl sahipleri için düşünülmesi gereken olaylar değil midir?
Kovandaki ısı dengesi arıların uyguladıkları değişik yöntemler ile sağlanır. Kovan ısısının artması durumunda arıların kanatlarını kullanarak yaptıkları havalandırma ile ısının düşürülmesi bunlardan bir tanesidir.
İşçi arının ölümüne yol açan nedenlerden en önemlisi yiyecek arama işidir. Bu zor işin sonucunda arının beslenme ve balmumu bezleri zarar görür. Ayrıca işçi arı tüylerini kaybeder ve sonunda (toplam olarak yaptığı yaklaşık 800 km’lik bir uçuştan sonra) uçma kasları da tükenir. İşçi arılar genellikle kovandan uzakta ve görev başında iken ölürler.
Balarılarında Savunma Stratejisi (Yüksek Isı Kullanma)
Avrupa’dan getirilen balarıları için, Japonya’daki eşek arıları tam bir baş belasıdır. Yağma için kovana saldıran 30 eşek arısı, üç saat içinde tam 30.000 balarısını öldürebilir. Ancak yerli balarıları yaban arılarına karşı mükemmel bir savunma mekanizmasına sahip olarak yaratılmışlardır. Bir eşek arısı, yeni bir arı kolonisi keşfettiğinde, bunu hemcinslerine duyurmak için özel bir koku salgılar. Kokuyu balarıları da algıladığından, kovanı savunmak üzere hemen girişe toplanmaya başlarlar. Bir eşek arısı yaklaştığında 500 balarısı havalanıp hemen eşek arısının etrafını sararlar. Bedenlerini hızla titreştirmeye başlarlar. Bu hareket arıların vücut ısılarının artmasına neden olur. Bu esnada eşek arısı adeta bir fırında pişiriliyormuşçasına ısınır ve sonunda kavrularak ölür. Bu türden bir saldırının, ısıya duyarlı filmle çekilmiş fotoğrafında, görünen beyaz bölgelerdeki sıcaklık 50 ⁰C’ye kadar çıkmaktadır. Balarılarının dayanabildiği bu sıcaklık eşek arıları için ölüm demektir.
Balarıları, kendilerine saldıran eşek arılarını ısı üreterek öldürür.
Kaynaklar:

1- Hayvanlar Ansiklopedisi, C.B.P.C. Publishing Ltd./Phoesbus Publishing Company 1969/77.
2- Prof. Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel Kuralları, Entomoloji, Cilt 2, Ankara 1992.
3- Compton’s Pictured Encyc. Vol 2, Compton&Company Chicago, USA, 1961.
4- National Geographic Society, The Marvels of Animal Behaviour, 1972.
5- Mark L. Winston, The Biology of the Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991.
6- Prof. Karl von Frisch, Arıların Hayatı.
7- Russel Freedman, How Animals Defend Their Young? E.P. Dutton, New York, 1978.
8- Encyc. Americana, 1993, USA, Vol.3, Int. Headquartes, Danbury Connecticut.
9- Murray Hoyt, The World of Bees, Coward Mcnann Inc, New York, 1965.
10- C.D. Mitchener, The Social Behavior of Bees, 1974
11- Nature, Vol, 377, No.654. s.334-336, September 1995.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

2 kişi yorum yazdı.