Özlenen Rehber Dergisi

165.Sayı

VAHİY ÜRÜNÜ BİR GIDA: BAL

’Şüphesiz (sağmal) hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır.’
(en-Nahl, 16/66)

Bilindiği gibi balın ana malzemesi, arıların çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından topladıkları nektarlardır. Arılar nektarı bala çevirirler. Polenlerin ise bal yapımında bir etkisi bulunmaz, arılar tarafından sadece protein ihtiyaçlarını gidermek için kullanılır.

Çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından alınarak yutulan nektar, arıların "bal midesi" denilen organlarında kimyasal bir değişime uğrar ve içinde birçok vitamin ve mineral bulunan ağır şekerli bir sos halini alır. Daha sonra bal, kovandaki hücrelere yerleştirilir ve üzerleri mumdan bir kapakla örtülür. Bal petek içindeyken arılarca sağlanan özel havalandırma sistemi sayesinde bildiğimiz tat ve kıvamına gelir. (Anonim)

Balın rengi, şeker dengesi ve tadındaki farklılık tamamen toplanan nektarlardan kaynaklanmaktadır. Balın kokusunu, çiçeklerdeki aromalı "volatil" yağı verir ki bu, aynı zamanda çiçeklerin kokularını sağlayan yağdır.
Balın rengi, açık sarıdan koyu esmere kadar değişiklik göstermektedir. Bunun yanında koyu renkli balların açık renkli ballardan daha fazla mineral madde içeriğine sahip asidik yapıda olup bileşimi alındığı kaynağın cinsine, üretim dönemine ve üretim yöntemine göre farklılık gösterebilir. (Genç 1993; White 1984)

Bal temel olarak besin maddesi ve enerji kaynağı olarak kullanılmakla birlikte insan sağlığı bakımından da önem taşımakta, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. (Schmidt 1997) Bazı bakteri türlerinin büyümesi için optimum pH’ nin 7.2-7.4 arasında olması gereklidir. Minimum düzeyde ise Escherichia coli ’nin gelişmesi için pH’ nin 4.3; Salmonella sp. nin, 4.0; Streptococcus pyogenes’in 4.5 olması gereklidir. Bundan dolayı, sulandırılmamış balın asitliği önemli bir antibakteriyel faktördür. (Molan 1997)

Bal üretimi çok büyük bir çaba gerektirir. Örneğin sadece 1/2 kg ham nektarı toplamak için 900 arının bir gün boyunca çalışması gerekmektedir. Toplanan bu miktarın ise ancak bir kısmı bala çevrilebilir. Çiçeklerdeki nektardan elde edilecek balın miktarı tamamen getirilen nektarın şeker konsantresine bağlıdır. Örneğin elma çiçeğinin fazla şekeri bulunmaz. Bu yüzden bu ağaçtan elde edilen nektarın çok azı bala dönüştürülebilir. (Clausen, 1954)

450 gramlık saf balı elde edebilmek için yaklaşık olarak 17.000 balarısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi gereklidir. Arının yiyecek aramak için ihtiyaç duyduğu ortalama bir gezinti, yaklaşık olarak 500 çiçek ziyaretini gerektirir ve 25 dakika sürer. Bu yüzden 450 gram saf bal elde etmek için arıların 7000 iş saati çalışmaları gereklidir. (Brackenbury, 1995)
Son derece zahmetli bir iş olmasına rağmen arılar, balı ihtiyaçlarından kat kat daha fazla üretirler. Şüphesiz bunda, Cenâb-ı Hakk’ın arılara vahy/ilham etmesinin etkisi vardır. Ayrıca arılar bu nektar toplama ve geri kovana dönme esnasında hem çok seridirler hem de en kısa yolları kullanırlar. Halbuki bu konuda hiçbir eğitim almamışlardır. Yine bunda da Cenâb-ı Hakk’ın ayet-i kerimede vurguladığı üzere: ’Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.’ (en-Nahl, 16/69) ilhamının bir tecellisini görmekteyiz.

Arılar Kışın Nasıl Beslenir?
Bilindiği gibi arılar balı kış için besin olarak depolamaktadır. Balın ne kadar üretileceği ise tamamen çevredeki çiçek kaynaklarına bağlıdır. Arılar kolonilerine yetecek kadar balı çiçekler solmadan bir ay önce toplamış olsalar da bir kenara çekilip nektar toplamayı bırakmaz, peteği genişletme yoluna giderek daha fazla bal depolamaya çalışırlar. Arıcılar ise bal ile dolu olan peteklerin yalnız bir kısmını kovandan alır çünkü arılar balın bir kısmını kışın besin olarak kullanmaktadırlar. Eğer balın büyük bir kısmını alırlarsa, kışın arıları şekerli su ile beslerler. Sadece kışın çok sert geçtiği günlerde bir istisna olur ve şekerli su yetmez. Bu durumda arılara bal verilmesi gerekir.

Balın İçeriği
Balın hiç şüphesiz ilk akla gelen özelliği tatlı olmasıdır. Bunun sebebi balın içindeki üç şekerdir: Glikoz (üzüm şekeri, % 34), fruktoz (meyve şekeri, % 40) ve sükroz (% 1)’dur. Bundan başka balın % 17’si su, geri kalan % 8’lik bölümü ise demir, sodyum, sülfür, magnezyum, fosfor, polen, manganez, alüminyum, gümüş, albümin, dekstrin, nitrojen, protein ve asitlerden oluşur. Balın kalitesini belirleyen de işte bu % 8’lik karışımdır. (Hoyt, 1965)

Balın içinde, minerallerin, şekerlerin ve birçok vitaminin yanı sıra, az miktarlarda birtakım hormonlar, çinko, bakır ve iyot da vardır. Aşağıdaki tabloda 100 gram balın kimyasal analizini görülmektedir.

Çiçek balı Çam balı
Ortalama değerler
Su 17.2 16.3
Monosakkaritler
Fruktoz 38.2 31.8
Glikoz 31.3 26.1
Disakkaritler
Sükroz 0.7 0.5
Diğerleri 5.0 4.0
Trisakkaritler
Melezitoz < 0.1 4.0
Erloz 0.8 1.0
Diğerleri 0.5 3.0
Tanımlanmamış Oligosakkaritler 3.1 10.1
Toplam Şeker 79.7 80.5
Minerallaler 0.2 0.9
Proteinler 0.3 0.6
Asitler 0.5 1.1
pH değerleri 3.9 5.2

Balı bildiğimiz şekerden ayıran çok önemli bir fark vardır. Şeker ancak sindirim sisteminde değişime uğradıktan sonra kana karışırken, bal sindirime gerek olmadan çok süratli bir şekilde kana karışır. Çünkü içerdiği meyve şekeri ve üzüm şekeri, ilk başta oranı oldukça fazla olan sakrozun ters-yüz olmasıyla meydana gelir. Bu yüzden bu şekerlere "basit şekerler" denir. Kısacası bal insan vücudunun en yüksek derecede ve en hızlı şekilde faydalanacağı şekilde tasarlanmış bir gıdadır. Ilık su ile karıştırılan balın birkaç dakika içinde vücuda enerji verdiği tespit edilmiştir.

Baldaki Şifa
Bal, gerek içinde barındırdığı vitaminler ve minerallerle, gerekse yapısal özellikleri sebebiyle insanlar için tam bir şifa niteliğindedir ve Kuran’da da bu konuya dikkat çekilmiştir:

’Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: ’Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.’ Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.’ (en-Nahl, 16/68-69)

Balın en önemli özelliklerinden biri, içinde bakteri barınamamasıdır. Dr. Bodog "Bal ve Sağlık" adlı kitabında buna şöyle değinir:

’Bütün canlıların yaşamlarını devam ettirebilmek için bir miktar neme ihtiyaçları vardır. Bakteriler balla temas ettiklerinde nemden yoksun kalır ve yok olurlar. Ayrıca balın asidik tepkisi de bakterilerin yaşamaları için uygunsuz bir ortam oluşturur. İnsan vücudunu etkileyen birçok mikroorganizma balda yok olur.’ (Bodog, 1997)

Bal, içinde bakteri barındırmamakla kalmaz aynı zamanda bir bakteri yok edici olarak da kullanılır. Örneğin antibiyotiklere karşı dirençli olduğu bilinen MRSA bakterisinin bala karşı koyamadığı tespit edilmiştir. Dr. W. Sackett bal sayesinde tifo mikroplarını 48 saat içinde yok etmiştir. Dizanteri mikropları 10 saat içinde ölmüştür. (Hoyt, 1965)

Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi bal, "şifa" yönü son derece güçlü bir besindir. Henüz günümüzde kesin olarak tespit edilmiş bu özelliğine, Kur’ân’da 1400 yıl önceden dikkat çekilmiştir. Kuşkusuz bu da, sonsuz kudret sahibi Allah’ın indirmiş olduğu Kur’ân’ın mucizelerinden biridir.

Bal, eski zamanlardan beri kullanılan bir gıdadır. Milattan önce 40. yüzyılda Mısırlılar balı alışverişlerde ödeme aracı olarak kullanmışlardır. Ayrıca balı kutsal hayvanları beslemek için de kullanmışlardır. Yine 1600’lü yıllarda bal, yiyecek ve içecek hazırlamak, çimento yapmak, meyveleri korumak, mobilya macunu-cila ve vernik ile tıbbi amaçlar için kullanılmıştır.

Arı Poleni
Arıların bir başka ürünleri de arı polenidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi arılar çiçeklerden topladıkları poleni doğrudan doğruya kullanmaz, "arı poleni" denilen bir maddeye dönüştürürler. Bu dönüşüm çiçekten toplanan polenlere, nektarın ve bazı enzimlerin eklenmesiyle yapılır.

Arı poleni, arıların arı yemi olarak ürettiği hammaddedir. Bitki antenlerinden topladıkları polenleri, tükürük bezlerinin veya nektarın salgıladığı dozun bir miktarı ile karıştırır ve onu arka bacaklarının tibiaları üzerinde bulunan özel sepetlere yerleştirirler. Bunlar polen yükleri olarak adlandırılır. Toplayıcı arılar, arı polenini toplar ve kovana taşırlar. Kovanda toplanan polenler, tükürük ile nemlendirilerek kovanda uçamayan arılar tarafından parçalanıp petek hücrelerinde paketlenir. Daha sonra, toplanan polenin yüzeyi ince bir bal ve balmumu tabakası ile kaplanır. Oluşan madde, anaerobik fermantasyona uğrayan ve ortaya çıkan laktik asit sayesinde korunan arı yemidir. Arı kolonisi için temel protein kaynağıdır. Ayrıca, işçi arıların ürettiği arı sütü için de besinsel ve mineralli maddelerin kaynağıdır. (Pereira ve ark., 2006)
Arı poleni, biyolojik olarak zenginleştirici maddeler açısından zengin bir bitki ürünüdür. Polen tanelerinde farklı bitki türlerinden 200 madde bulunmuştur. Temel kimyasal maddeler grubunda proteinler, amino asitler, karbonhidratlar, lipitler ve yağ asitleri, fenolik bileşikler, enzimler ve koenzimler, ayrıca vitaminler ve biyoelementler bulunur. (Campos ve ark., 2010)
Arıların imal ettikleri bu karışımda ihtiyacımız olan her şey vardır. Arı poleninin % 25’i bitki proteinidir (8 tanesi temel amino asitlerden olmak üzere en az 18 amino asit). Bundan başka bir düzineden daha fazla vitamin, 28 mineral, 11 enzim ve yardımcı enzimler ile 11 karbonhidratı içerir. Arı poleni bu içeriğiyle bir besin olmanın çok ötesinde bir değere sahiptir.
1950’lerden bu yana arı poleni üzerinde birçok çalışma sürdürülmektedir. Özellikle Paris yakınlarında bulunan Apiary Araştırma Laboratuvarları’nda bu konuda sayısız deney yapılmıştır. Arı poleninin, koli basili ve bazı Salmonella bakterileri üzerinde etkili olan antibiyotik maddeleri içerdiği, bunun yanı sıra besleyici, kuvvetli ve metabolik avantajlar sağlayan bir madde olduğu da anlaşılmıştır. (Anonim)

Beslenme uzmanı Dr. Paavo Aitrola arı polenini şöyle övmektedir: Polen doğadaki besin açısından en zengin ve mükemmel besindir. Vücudun strese ve hastalıklara karşı direncini artırır, birçok hastalık vakasında iyileşmeyi hızlandırır. (Anonim)

Ruslar da arı poleni konusuna oldukça önem vermişlerdir. Vladivostok’taki Longevity (Uzun Yaşam) Akademisi’nin başkanı Dr. Naun Petrovich Joirich şöyle demektedir. ‟Arı poleni orijinal bir besin ve ilaç hazinesidir. Yaşam için gerekli olan bütün temel maddeleri içermektedir.’ (Anonim)

Fiziksel performansın güçlendirilmesi de arı polenine bağlanmıştır. Carlson Wade "Arı Poleni ve Sağlığınız" (Wade, 2014), Linda Lyngheim ve Jack Scagnetti "Arı Poleni: Doğa’nın Mucizevi Sağlık Besini" (Lyngheim ve Scagnetti, 1979) adlı kitaplarında, arı poleni sayesinde atletlerin güçlendiğinden bahsetmektedirler.

Arı Sütü
Arı sütü, 5 ila 15 günlük işçi arıların alt çene ve boğaz bezlerinin salgılarından birisi olup ana arı gözlerine aşılanan larvaların beslenmesine yarayan, ancak ana arı gözlerine aşılama yapıldıktan sonra 36-48 saat zarfında toplanan pelte kıvamında, kemik renginde, kendine has bir kokuya ve yakıcı bir tada sahip gıdadır. (Şahinler, 2000)
Arı sütü son derece kompleks ve henüz tanımlanamayan bazı bileşikler içerdiği için sentetik olarak üretilemeyen bir maddedir. Doğal hormonlar, mineraller, B vitaminleri, folik asit, yağ asitleri, vücutta eksikliği Parkinson, Alzheimer ve benzeri diğer sinir sistemi hastalıklarına sebep olan asetilkolin maddesi, amino asitler, proteinler, yağlar ve karbonhidratlar bakımından zengindir. Ayrıca vücuttaki doku yenilemesinde ve büyümesinde önemli bir rolü olan aspartik asiti de içermektedir.

Arı sütü anti bakteriyel, anti virütik, besleyici ve yaşlanmayı önleyici etkilere sahiptir. Ayrıca solunum, iskelet, sinir, üretim, endokrin, kalp damarları, savunma ve hücre sistemleri için faydalıdır. Arı sütü hormon dengesini harekete geçirici etkiye sahiptir. Hormonları ve metabolik fonksiyonları düzenler ve normalleştirir. İnsanın yaşı ilerledikçe bozulan hücre yenilenmesine yardım eder. Deri problemlerini tedavi etmenin yanı sıra derinin rengini de korur.

Kronik yorgunluk, ciddi hastalıklar, ameliyat ya da travma gibi durumlardan sonra vücudun güç kazanmasını sağlar. Enerji artırıcı etkisi vardır. Serum kolesterolü ve yağ sayımlarını düşürür, damar sertliğini engellemeye yardımcı olur. Ayrıca karaciğeri koruma, doku ve kas oluşturma, kemik büyüme ve sağlığını destekleme, hafızayı güçlendirme, kiloyu düzenleme ve yara tedavilerinin desteklenmesinde de faydalı olduğu yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır.
Almanya’da değişik alanlarda çalışmalar yapan doktorlar arı sütünü kötü beslenmiş ve prematüre bebekleri iyileştirmede kullanmışlardır. Arı sütü ile beslenen bebeklerin kilo ve sağlık durumlarında iyileşme görülmüştür. Bundan başka arı sütü verilen sinirsel ve ruhsal hastaların da normal kilolarına, daha dayanıklı bir sinir sistemine ve daha güçlü bir fiziksel ve zihinsel yapıya kavuştukları gözlenmiştir.

Arı sütü yaşlanma etkisini geciktirmek için, menopoz, beslenme yetersizliğinin düzeltilmesi, eklem iltihabı, damar hastalıkları, peptik ülserler, karaciğer rahatsızlıkları gibi rahatsızlıklarda ve genel olarak daha sağlıklı olmak için doktorlar tarafından tavsiye edilmektedir. (Anonim)

Yapılan in vitro çalışmalar arı sütünün, yapısında bulunan HDA (Hidroksi desenoik asit)’den dolayı antibakteriyel özelliğinin bulunduğunu göstermiştir Bu özelliği ile arı sütü Escherichia coli, Salmonella, Proteus, Bacillus subtilis ve Staphlococcus aureus gibi bakterilerin gelişimini engellemektedir. (Yatsunami ve Echigo, 1985)

Son yıllarda yapılan klinik çalışmalarda ise kemoterapi ve radyoterapi uygulanan lösemili çocuklarda arı sütünün canlı ağırlık artışıyla birlikte kandaki beyaz küre, nötrofil ve lenfositlerin artmasına neden olduğu saptanmıştır. (Kaftanoğlu ve Tanyeli, 1997)

Kaynaklar:
1- http://www.atd.ucas.edu/homes/cook/mead/danspaper
2- Genç F. (1993). Arıcılığın Temel Esasları. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ofset Tesisi.Yayin No:149. Erzurum. 286 sayfa.
3- White, J.R. (1984). Honey. The Hive and Honey Bee (7 th ed.) Dadant and Sons, Hamilton, IL.USA, 491-530.
4- Schmidt, J.O. (1997). BEE PRODUCT: Chemical Composition and Application. International Coference on: Bee Product: Properties, Applications and Apitherapy P: 15. Israel.
5- Molan, P.C. (1997). Honey as an Antimicrobial Agent. International Coference on Bee Product: Properties, Applications and Apitherapy, P: 27. Israel.
6- Clausen L.W. (1954). Insect Fact and Folklore. Int. Book and Periodicals Supply Services, New Dehli.
7- Brackenbury J. (1995). Insects and Flowers. UK, 12 sayfa.
8- Hoyt M. (1965). The World of Bees. Coward Mcnann Inc, NewYork, 181 sayfa.
9- Bodog F.B. (1997). Honey and Your Health. Health Resources Pr. Inc.
10- www.wave.co.nz/honey
11- http://www.good-vitamins.com/front/honey.htm
12- www.aim4health.com
13- Wade C. (2014). Bee Pollen and Your Health. Book Publishing Company, 118 sayfa.
14- Lyngheim L.ve Scagnetti J. (1979). Bee Pollen: Nature’s Miracle Health Food. Wilshire Book Company, 90 sayfa.
15- Campos M., Firgerio C., Lopes J. ve Bogdanov S. (2010). What is the future of Bee-Pollen?. Journal of Analytical Atomic Spectrometry. cilt 2, 131–144.
16- Pereira F.M., Freitas B.M., VieiraNeto J.M., Lopes M.T.R., Barbosa A.L. ve de Camargo R.C.R. (2006). Desenvolvimento de colonias de abelhas com diferentes alimentos proteicos. Pesquisa Agropecu ́aria Brasileira, cilt 41, no.1, 1–7.
17- Şahinler N. (2000). Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı Açısından Önemi. MKÜ Ziraat Fakültesi Dergisi 5 (1-2): 139-148.
18- Kaftanoğlu, O., Tanyeli, A. (1997). The use of royal jelly during treatment of childhood malignancies, Bee Products. Properties, Applications, and Apitherapy.
19- Yatsunami K. ve Echigo T. (1985). Antibacterial activity of royal jelly. Bulletin of the Faculty of Agriculture, Tamagawa University No. 25, 13-22.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.