Özlenen Rehber Dergisi

157.Sayı

Şakk-ı Kamer Mucizesi

NASA’nın Delta-2 uydusundan gelen ilk bilgiler, bilim dünyasında büyük bir tartışma yarattı. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın ayın yüzeyini incelemek için çok uzun zaman önce uzaya fırlattığı Delta-2 uydusundan gelen yüzey tarama sonuçları, birçok bilim insanını şaşırttı. Delta-2’nin yolladığı son bilgilere göre, ayın ortasından geçen, daha önce hiç tespit edilemeyen, devasa bir yarık var.
Konuyla ilgili bir basın açıklaması düzenleyen NASA başkanı eski astronot Tim Wrightler, hem Delta-2’den gelen sonuçları kamuoyuyla paylaşma, hem de üzerinde sürekli spekülasyon yaratan konuyla ilgili soruları cevaplama fırsatı buldu.
Wrightler şunları söyledi: ’Elimizde şu an bu yarığın nasıl meydana geldiğiyle ilgili hiçbir bilgi yok. Belki Delta-2’den gelen diğer bilgilere baktıktan sonra bir şeyler söyleyebiliriz. Ama şunu söyleyebilirim ki, ayda tespit ettiğimiz yarık, levha tektoniği açısından daha önce hiç karşılaşmadığımız türden bir yarık. Ay o kadar muntazam bir şekilde kırılmış ki sanki birisi ortadan ikiye ayırıp sonradan birleştirmiş gibi. Genelde bu tarz olaylar, ay yüzeyine çarpan meteorlar tarafından yapılır ama bu yarık o kadar muntazam o kadar düzgün bir şekilde kırılmış ki bunu bir meteorun oluşturması imkansız’ dedi. Bir basın mensubunun bunun Kur’an’da yer aldığını söylemesi karşısında bir an bocalayan Wrightler ’burada inançları tartışmıyoruz’ diyerek sözlerini tamamladı.1
Uzmanlar ayın yarıçapının geçen 800 milyon daha fazla süre içinde yaklaşık 100 m civarında küçüldüğünü düşünmektedirler. Uydu resimlerinde de görüldüğü üzere ay yüzeyinde irili ufaklı çok sayıda dünyamızdaki toprak göçüğüne benzer derin çukurların olduğu gözlenmektedir. Uzmanlar bu çukurların ayın iç soğuması sonucu oluştuğuna inanmaktadır.2
Ay yüzeyindeki gerek bu yarık ve gerekse irili ufaklı çukurlar 1970’li yıllarda gönderilmiş olan Apollo uzay aracı tarafından da tespit edilmişti. Fakat ay yüzeyi ile ilgili daha önceleri elde edilen kısmi uydu görüntülerinde bu yarığın ayın sadece bir bölümünde olabileceği söylenmişti. Oysa NASA’nın Delta-2 uydusundan elde edilen son dönemdeki görüntülerinden ay yüzeyindeki bu yarığın tüm ay yüzeyi boyunca devam ettiği görülmüştür. Washington DC Smithsonian Enstitüsünden Dr. Thomas Watters gibi kimi uzmanlar, ay yüzeyindeki bu yarığın oluşumuna aydaki iç soğuma sonucu hassas ay yüzeyi kabuğunun büzülmesinin sebep olabileceğini söyleseler de NASA başkanı Tim Wrightler’in ifade ettiği gibi yarığın düzgün bir hat boyunca olması, bunun ayın iç soğuması ya da uzaydan ay yüzeyine çarpan meteorların oluşturmayacağı kadar düzgün bir yapıda olduğunu göstermektedir. Dr. Thomas Watters’ın ifade ettiği ayın iç soğuması sonucu ay yüzeyinde çeşitli büzülmelerin olması ay yüzeyindeki irili ufaklı ve konumları birbirinden farklı çukur oluşumlarını açıklamada mantıklı olabilse de aynı tektonik hareket ay yüzeyindeki düzgün bir hat boyunca gerçekleşmiş olan yarılmayı açıklamada pek mantıklı değildir. Çünkü hem ay içindeki soğumayı ay yüzeyinde gerek büyüklük olarak gerekse konum olarak düzensiz bir dağılım gösteren çukur oluşumun sebebi olarak açıklayacaksınız hem de bu düzensiz çukur oluşumlarına sebep olan etkeni hem de ayın tamamında, kesintisiz ve neredeyse düzgün bir hat boyunca gerçekleşmiş olan ay yüzeyindeki bu yarık oluşumu için açıklayacaksınız.3



Nitekim 2010 yılında LRO adlı uydudan alınan yukarıdaki görüntüden de görüleceği üzere yarığın düzgün bir hat oluşturduğu görülmektedir. Buna göre son görüntüler sonrası gök bilimci Dr. Thomas Watters ay yüzeyindeki bu yarılmaya ayın iç soğumasının sebep olamayacak kadar düzgün bir yarılma olduğunu söyleyerek konuyla ilgili diğer başka bir görüşü olan dünyanın ay üzerine uyguladığı yer çekimi kuvvetinin sebep olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Bununla ilgili olarak: ’Ay dünya üzerindeki göl ve denizlerde nasıl gel git hareketleri oluşturuyor ise dünyada ay üzerinde böyle bir etkiye sahiptir’ demiştir. Fakat Dr. Thomas Watters’ın açıklayamadığı olay şudur ki: dünya ayın tüm bölgelerine eşit oranda gelgit kuvveti uygulamaz. Dünya gezegeni uydusu olan ay üzerine en kuvvetli etkiyi dünyaya ya en yakın ya da en uzak olduğu noktaya yapar. Oysa bu yarık tüm ay boyuncadır. Ikinci açıklayamadığı olay ise dünyanın ay üzerine uyguladığı gelgit kuvveti ayın büzülmesinden 50-100 kat daha küçüktür. Yani dünya gezegeni uydusu olan ay üzerine öyle büyük oranlarda gelgit kuvveti uygulamamaktadır. Buda Dr. Thomas Watters’ın ayın yarılması ile ilgili ortaya koymaya çalıştığı modelin olumsuz yönleridir.4 Fakat, İslamî kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre Watters’in ayın nasıl ikiye yarıldığı ile ilgili öne sürdüğü bu modelin tek gerçekliği şudur ki ayın yarılması için gerekli olan etkinin 14 asır öncesinde dünyadan yapıldığı gerçeğidir. Ama ay bize yaklaştı ama gezegen olarak biz ona yaklaşarak dünya üzerinden ay üzerine uygulanan kuvvetin artmasına neden olduk. Bu şu an bilim dünyasının elindeki mevcut bilgilerle bilebileceği bir bilgi değildir.
’Allah, göklerde olan ve yerde olan (her şeyi) bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.’5
Konuyla ilgili BBC’de yayınlanan bir tartışma programında gök bilimci uzmanlar ayın ikiye bölünmüş ve tekrar birleşmiş olabileceğini kabul etmişlerdir. Eleştirilen nokta ise NASA’nın ayla ilgili yürüttüğü bu projenin yüz bin milyon dolar değerinde olduğu ve bu kadar masrafı NASA kuruluşunun sadece ayın ikiye bölündüğü ve tekrar birleştiği bilgisi öğrenmek için mi harcadığıdır.6


Yine bu hususla ilgili ilginç noktalardan birisi de 1625-1712 yılları arasında yaşamış olan İtalyan gök bilimci Cassini tarafından gü­nümüzden tam 337 yıl önce yukarıda da resmini gördüğünüz Ay haritasının çizilmiş olmasıdır. Modern astronomiyle uğraşan bilim adamları tarafından oldukça önemli bir kaynak olarak kabul edilen ve bilim yönü tartışılmadığı için birçok kitapta yer alan bu harita, günümüzde uzaydan uydular vasıtasıyla çekilen Ay fotoğraflarıyla genel hatlarıyla uyum arz etmektedir. Bizim için önemli olan hususlardan birisi de şudur ki: Cassini’nin 337 yıllık bu haritasında, dünyamızdan gö­rülen Ay yüzeyinin tamamını kuşatan ve tesadüflerle meydana gelmeyecek kadar muntazam olan bir çizginin varlı­ğı, son derece açık ve net olarak görül­mektedir.7

Şakk-ı Kamer Nedir?
İslamî kaynaklarda ’Şakk-ı Kamer’ veya ’İnşikak-ı Kamer’ ola­rak adlandırılan, Türkçe ’Ay’ın ikiye bölünmesi’ denilen olay, Kur’an-ı Kerim’de Kamer suresinde 1-3. ayeti kerimelerinde zikredilen, aşağıda ayrıntılarını da vereceğimiz Peygamber Efendimizin (s.a.v.) büyük mucizelerinden birisidir.

’Şakk-ı Kamer’ mucizesi nasıl meydana gelmiştir?
Kureyşli müşrikler, Rasûl-i Ekrem Efendimizin davasını tasdik eden birçok mucizeye şahit oldukları halde, yine de inat ve inkârlarından vazgeçmiyorlardı. Gördükleri her mucizeye bir kılıf uydurarak hem kendilerini hem de halkı aldatma yoluna gidiyorlardı. Zaman zaman da akıllarınca Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’i güç durumda bırakmak niyetiyle kendilerince meydana gelmesini mümkün görmedikleri isteklerde bulunuyorlardı. Bu isteklerde bulunurken maksatları imân etmek değil Kâinatın Efendisini güç durumda bırakmak istemeleriydi. Rasûl-i Kibriya (s.a.v.)’in peygamberliğinin sekizinci yılında Kureyş’in ileri gelenlerinden Ebû Cehil, Velid b. Muğîre gibilerin de içinde bulunduğu bir grup müşrik, Peygamber Efendimize gelerek:
’Eğer sen, gerçekten söylediğin gibi Allah tarafından vazifelendirilmiş bir peygamber isen bize Ay’ı ikiye ayır. Öyle ki, yarısı Ebû Kubeys Dağı, diğer yarısı Kuaykıan Dağı üzerinde görülsün.’ dediler. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, ’Şayet bunu yaparsam, iman eder misiniz?’ diye sordu. Onlar, ’Evet, iman ederiz.’ dediler. Ay’ın bedir haliydi, yani en güzel göründüğü 14. gecesiydi. Kâinatın Efendisi, dua etti ve Allah’ın emir ve iradesi dâiresinde hareket eden Ay ikiye ayrıldı. Öyle ki yarısı müşriklerin istedikleri gibi Ebû Kubeys Dağı üzerinde, diğer yarısı ise Kuaykıan Dağı üstünde iki parça halinde göründü. Rasûl-i Kibriyâ (s.a.v.) Efendimiz, orada bulunan halka, ’Şahit olun, şahit olun!’8 diye seslendi.
Bu apaçık mu’cize karşısında da müşrikler, inat ve inkârlarından vazgeçmediler. Üstelik ’Bu da Ebû Kebşe’nin oğlunun bir sihridir.’9 diyerek asılsız bir iddia da bulunarak, kendi kendilerini aldatma ve teselli etme yoluna saptılar. Gözleri önünde cereyan eden hâdiseyi elbette inkâr edemezlerdi. İnkâr edemedikleri için de, çıkar yol olarak ’sihirdir’ demek zorunda kalıyorlardı.

Etraftan Gelenlerin Aynı Hâdiseyi Haber Vermeleri
Sırf Rasûl-i Ekrem Efendimizin davasını tasdik etmemek için bu apaçık mucizeye ’sihirdir’ diyen müşrikler, aralarında şöyle konuşmaktan da edemediler:
’Şayet Muhammed büyü yaptı ise, bu büyüsü bütün yeryüzünü kaplayamaz ya! Etraftan gelecek olan yolculara soralım, bakalım onlar da gördüklerimizi görmüşler mi?’10
Etraftan gelen yolculara sordular. Onlar da aynısını gördüklerini itiraf ettiler. Bütün bunlara rağmen müşrikler, ’iman ederiz’ vadinde bulundukları halde inanmadılar.
Müşriklerin, Peygamber Efendimizin bu mucizesini inkâr etmeleri üzerine, Cenâb-ı Hak, inzal buyurduğu âyet-i kerimelerde hâdiseden ve müşriklerin olay karşısındaki tutumlarından şöyle bahsetti :
’Kıyamet yaklaştı ve ay (ikiye) yarıldı. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve ’(Bu), devam edegelen bir sihirdir’ derler. (Peygamberi) yalanladılar ve hevalarına uydular. Halbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) karar kılmıştır.’11

Şakk-ı Kamer Mucizesinin Arap Yarımadası Dışında da Görülmesi
Ay’ın görülmesi için yeterli olan şartlar, Arap yarımada­sının dışında en iyi Hindistan’da ger­çekleşmiş ve Dhar şehri kralı Raja Bjoh ve raiyeti tarafından bütün teferruatıyla takîp edilmişti.12 Chamai Nehri kıyı­sındaki sarayının balkonundan Ay’ın ikiye ayrıldığını gören kral, önce dünya­nın sonunun geldiğini zannederek büyük bir korkuya kapılmış, daha sonra da bunun Arabistan’da zuhur ettiğini duyduğu Peygamber’in bir mucizesi olabileceğini tahmin ederek vezirini Mekke’ye göndermişti. Raja’nın veziri Hz. Muhammed (s.a.v.) ile görüşme şerefine erişmiş ve Şakk-ı Kamer’in O’nun muci­zesi olduğunu anlayarak İslâmiyet’i seç­mişti. Bugün bu bahtiyar hükümdarın to­runları olan Bjohzadeler, Hindistan’da­ki Dhar şehrinin hemen dışında ikâmet ediyorlar.13
Şakk-ı Kamer mucizesi, sadece Raja ve saraydakiler tarafından görülmemiş. Hindistan halkı tarafından da seyredilmişti. Mucizenin gerçekleştiği tarih, da­ha sonra bir başlangıç yılı olarak kabul edildi ve bazı eserler üzerine işlendi. Hatta bu ülkede ele geçirilen bir hey­kelde: ’Ay’ın ikiye yarıldığı senede ya­pılmıştır.’ ifadesi bulunuyordu. Bu du­rum bazı müfessirler tarafından sıkça nakledilmiş ve çok önemli bir delil ola­rak gösterilmiştir.14
Kıssadan hissemiz şudur ki; Cenâb-ı Hak, geçmiş tarih süresince peygamberlerini tebliğleri esnasında zor durumda bırakarak halkın alay konusu haline düşürmemiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak, peygamberi Musa (a.s.)’ı Firavun’un sihirbazlarının ve halkın karşısında zor durumda bırakmadı ve Kur’an’ın ifadesiyle ’Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları (sihir, göz boyacılık, elçabukluğu vb.) şeyler batıl oldu (boşa çıktı).’15
Peki Firavun bu olay karşısında Musa ve Harun (a.s.)’ın Rabbine inandı mı, tabi ki hayır. Yine aynı surenin devamında Rabbimiz şöyle devam ediyor:
’Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık. Fakat onlara iyilik geldiği zaman, ’Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)’ dediler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler. Dediler ki: ’Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.’16
İşte yazımıza da konu olan Rasûl-i Kibriya (s.a.v.) efendimizin Şakk-ı Kamer olayında da benzeri durum söz konusudur. İki olay arasında da maksat da aynı, sonuç da aynı olmuştur. Maksat, kabilelerin ya da bölgelerin ileri gelenleri, toplum üzerindeki otoritelerini devam ettirmek için kendilerine alternatif olarak gördükleri o dönemin peygamberlerini halk karşısında zor durumda bırakmak, mecnun olarak göstererek itibarlarını, etkilerini yok etmektir. Sonuç ise, bunu başaramadıklarında onları büyü yapmakla, sihir yapmakla itham etmektir.
Değerli kardeşlerim, hala bu olaylardan yeterince hisseyap olmuş değiliz. Günümüzde de dinimizin emirleri Kur’an ve hadisler ışığında açıkken ve ’Muhakkak ki âlimler, peygamberlerin vârisleridir.’17 hadisi şerifinde ifade buyrulduğu üzere nice Allah yolunda hareket eden, tek derdi Cenâb-ı Hakk’ın dinini yüceltmek, onu eğmeden ve bükmeden (yani kendi çıkarları doğrultusunda hükümler vermeden) insanlara tebliğ etme olan alimlerimiz varken bizler geçmişte olduğu gibi Allah’ın Hz. Peygamberi vasıtasıyla bizlere öğrettiği dini değil maalesef Kur’an’ın ifadesiyle kendi heva ve hevesimiz doğrultusunda bir dine inanmanın ve onu meşru sebeplere dayandırmanın peşindeyiz. ’Çağımıza en uygun cemaat’ ya da ’Çağımıza en uygun dini grup’ diye bir kavram olmaz. Allah’ın (c.c.) hükümleri olan şeriat açıktır. Bir grup ya da cemaat dini hükümleri eğmeden ve bükmeden (yani kendi çıkarları doğrultusunda hükümler vermeden) ya uyguluyordur ya da uygulamıyordur. Bu dini hükümlerin işimize geldiği şekliyle bir kısmı Asr-ı Saadet’ten, bir kısmı ise çıkarımız doğrultusunda çağımızdan olamaz. Maddi ve manevi fedakarlık konusunda Asr-ı Saadet dönemindeki Sahabeleri örnek alacağız; ama haram ve helaller hususunda ya da banka işlemleri hususunda ’içerisinde yaşadığımız evrensel çağın normları geçerlidir’ diyeceğiz, işimize geldiği şekliyle takiyye yapıp haramları helal yapacağız ve bu yaptıklarımızı da İslamî olaylara dayandıracağız. Böyle bir hak din olamaz. Gerek cemaatsel bazda gereksel bireysel bazda günümüzde yaşadığımız bocalamaların nedeni de budur. Rivayet olunduğuna göre Rasûl-i Kibriya (s.a.v.) efendimiz: ’Allah bir kul hakkında hayır dilediği zaman onda üç haslet kılar: Onu dinde fakih (ince ve derin anlayış sahibi) kılar. Onu dünyaya rağbet ettirmez. Ve ona kendi ayıplarını gösterir.’18 buyurmaktadır.
Rabbim bizlere emirlerini asli maksatla anlayabilecek feraset ve uygulayabilecek güç ve derman versin. Selam ve dua ile…

(Endnotes)
1 http://www.kirpice.com
2 http://www.dailymail.co.uk/sciencetech
3 http://www.dailymail.co.uk/sciencetech
4 Thomas R. Watters, Mark S. Robinson, Geoffrey C. Collins, Maria E. Banks, Katie Daud, Nathan R. William, Michelle M. Selvans. Global thrust faulting on the Moon and the influence of tidal stresses. Geology dergisi, Kasım 2015 sayısı.
5 el-Hucurât, 49/16.
6 http://www.jafariyanews.com
7 Bilim ve Yaşam Ans., Bilim ve Teknoloji cil­di. Gelişim Yay., s.241.
8 Buhârî, Tefsîr, Kamer Sûresi, 54/1.
9 Tayâlisî, Müsned, c.1, s.236, h.no:293, Dâru Hicr, Kahire, 1999; Beyhakî, Delâilu’n-Nübüvve Ve Ma’rifetu Ahvâli Sâhibi’ş-Şerîa, c.2, s.266, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 1988.
10 Tayâlisî, Müsned, c.1, s.236, h.no:293, Dâru Hicr, Kahire, 1999; Beyhakî, Delâilu’n-Nübüvve Ve Ma’rifetu Ahvâli Sâhibi’ş-Şerîa, c.2, s.266, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 1988.
11 el-Kamer, 54/1-3.
12 The Muslim Digest, Vol.34, No: 3-4, p.35.
13 The Muslim Digest, Vol.34, No: 3-4, p.35.
14 Ömer Nasûhi Bilmen: Muvazzaf-ı İlm-i Ke­lâm, İst-1959, VIII/161; İsmail Tekin: Inşikâku’l-Kamer, Ank.1970, s.17.
15 el-A’râf, 7/118.
16 el-A’râf, 7/130-132.
17 Buhârî, İlm, 10; Ebû Dâvûd, İlm, 1.
18 Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, Bâb:71, c.7, s.347, h.no:10535, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 2000; Deylemî, el-Firdevs Bime’sûri’l-Hitâb, c.1, s.242, h.no:935, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 1986.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.