Özlenen Rehber Dergisi

161.Sayı

Kur'an ve Sünnet'in Eğitici Vasfı

Eyüp ÖZBERK Özlenen Rehber Dergisi 161. Sayı
GİRİŞ

Cenâb-ı Hakk’ın ulûhiyet sıfatlarından biri de ’Rab’tır. Sözlükte ’bir şeyi yetkinlik noktasına varıncaya kadar kademe kademe inşa edip geliştirmek’ mânasına gelen bu kelime mübalağa ifade etmek üzere daha çok sıfat gibi kullanılır ve kelimeye hepsi de Allah Teâlâ hakkında olmak üzere ’mâlik, seyyid, idare eden, terbiye eden, gözetip koruyan, nimet veren, ıslah edip geliştiren, mâbud’ gibi anlamlar verilir.1 Bu kelimenin anlamında aynı zamanda bir yetiştiricide bulunması gereken merhamet, şefkat, yakın ilgi ve doğru yola iletme anlamları da gizlidir. Peygamberimiz (s.a.v.) de Hz. Allah’ın bu ismin manasını yakından bildiğinden: ’Beni Rabbim terbiye etti, terbiyemi güzel eyledi.’2 buyurmuştur.
Yüce Allah, sadece İslâm Peygamberinin bir eğiticisi değil, aynı zamanda diğer Peygamberlerin ve genel anlamda bütün yaratıkların da eğiticisi olarak kabul edilir. Peygamberler (a.s.) ve onlara gönderilen kitaplar ancak birer aracıdırlar ve eğitici rolleri dolaylıdır. İslâm inancına göre, Allah (c.c.) gerçek rehberdir:
’De ki: Allahın hidayet (yolu yok mu? İşte) doğru yolun ta kendisi odur’3 Ve ’O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi.’4 âyetleri Allah’ın bu rehberlik rolünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Gerçek rehber ve eğitici Rabbimiz olmakla birlikte O, emir ve yasaklarının, inanç esaslarının bildirilmesi ve insanların Allah katında sorumlu tutulabilmeleri için Peygamberler ve onlara indirilen kitaplar gibi vasıtaları da gerekli kılmıştır. Dolayısıyla denilebilir ki, İslâm inancına göre ilk eğitici Allah’tır. O’nu Peygamberler ve onlara indirilen kitaplar takip eder. Peygamber kendisine vahyedilenleri insanlara bildirmekle mükelleftir. İşte bu bildirme, tebliğ etme eyleminde Peygamberin eğitici rolü ortaya çıkar. Peygamberin burada en temel kaynağı ise vahiy, yani Kur’ân-ı Azîmuşşan’dır.5
Bu itibarla bu çalışmamız temelde Kur’an ve Sünnet’te eğitimin önemi ve eğitim metodu olmak üzere dört ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci bölümde Kur’ân’da yer alan eğitimle ilgili ayetlerden hareketle onun eğitim metodunu inceleyecek, ikinci bölümde hadislerden hareketle Peygamberimiz (s.a.v.)’in eğitimde takip ettiği üslubu anlatacak, son olarak genel itibariyle İslam’da eğitimin ilke ve amaçlarından bahsederek çalışmamızı tamamlayacağız.
Çalışmak bizden, tevfik Allah’tandır.

A. KUR’ÂN ve EĞİTİM

İnsanlara en doğru yolu göstermek için gönderilmiş bulunan Kur’ân-ı Kerim, yirmi üç senelik bir dönemde tarihte eşine rastlanmayan bir yeniliği gerçekleştirmiştir. Hiçbir düzen ve hiçbir hukuk tanımayan sorumsuz fertlerden, her devirde insanlara örnek olabilecek derin bir hukuk anlayışına sahip bir topluluğun meydana gelmesini sağlamıştır. Bu kadar kısa bir zaman içinde yapılan bu değişiklikte en büyük amil, şüphesiz ki Kur’ân’ın muhtevası, eşsiz üslubu ve gönüllere nüfuz eden derin manasıdır.6
Kur’an âyetleri nazil oldukça Arapların fikrî ve sosyal bünyesinde büyük değişiklikler meydana geldi. Kinin ve nefretin yerini sevgi, dağınıklığın yerini birlik, yağmacılığın yerini yardımlaşma almıştı. Birbirlerini öldüren insanlar, hidayet rehberi olan Kur’ân-ı Kerim sayesinde artık birbirleriyle kardeş olmuşlardı.7
Kur’an, ilim ve irfandan uzak böyle bir topluluğa, ümmî peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) vasıtasıyla tebliğ edilerek cehalet karanlığını yırtmış ve insanlığı yepyeni bir hayat sistemine kavuşturmuştu. İlim gerçek değerini Kur’ân’dan alarak ortaçağ insanının ufkunu genişletmiş ve dünya görüşünü değiştirmişti. Bağdat medreselerine dünyanın birçok yerinden öğrenci gönderilmesi, bu noktada Kur’ân’ın gerçekleştirmiş olduğu büyük bir yeniliğin tarihi vesikasıdır.8
Kur’an bilindiği üzere ’ka-ra-e’ kökünden mastardır ve anlamı okumaktır. Dolayısıyla Kur’an hem filolojik açıdan, hem eğitim açısından okumak demektir. Çünkü o bir eğitim vasıtası ve İslâm eğitiminin doğrudan nedenidir. ’Oku’ Kur’an’da ilk ilâhî emirdir ve bu emrin Peygamberden başlayarak daha İslâm’ın ilk devirlerinden itibaren bir uygulama alanı bulduğu da muhakkaktır.9
Daha sonraki ayetlerde: ’İnsana bilmediğini kalemle öğretti…’ anlamındaki ilk nazil olan ayetler ’okumayı’ ve ’kalemle öğrenip, öğretmeyi teşvik ederek ilmin önemine işaret etmişlerdir.10
İslâm eğitiminin esasını böylece daha başlangıçta Kur’an teşkil etmiş, Peygamberin söz ve hareketlerini içine alan hadislerinde de köklü bir destek bulmuş oluyordu.11
Kur’an yalnızca bir din kitabı değil, aynı zamanda bir hukuk, bir iktisat, bir ahlak kitabı, her türlü dünyevî sorunlara cevap veren kitap idi. İşte bütün bu gerçekler daha sonraki İslâm eğitiminin karakterini açık bir şekilde daha başlangıçta belirlemiş oluyordu.12
Kur’an yalnız bir bölgeye ve bir millete gönderilmiş bir kitap değildir. O bütün insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak ve eğitmek için gönderilmiş ilâhî bir kitaptır.13

1. Kur’an’da Eğitim ve Davet Metotları
Kur’an, insanları nasıl ikna ederek onlara Allah’ın varlığını ve birliğini kabul ettirmeye çalışmıştır?
Yine Allah’ın koymuş olduğu kanunun esaslarını insanlara benimsetirken nasıl bir yol takip etmiştir?
Bu hususta ortaya koyduğu deliller nelerdir?
İşte bu gibi sorulara karşı ayetler vasıtasıyla yapılacak olan açıklamalar, Kur’ân’ın davet metodunu ortaya koyacaktır. Bu anlayışla şu ayet-i kerimenin manası üzerinde düşünülürse, davet metodunu en özlü bir şekilde burada görmek mümkündür:14
’(Ey Rasûlüm!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.’15
Hikmet, hakkı açıklayan, şüpheleri gideren açık ve kesin delil olarak tarif edilmiştir. Mevize-i hasene de; nasihat, faydalı ibretler ve nazik söz demektir. Bu duruma göre insanlar başlıca üç sınıfa ayrılırlar:
1- Gerçeği öğrenmek isteyen âlimler: Bunlar anlayışlı ve olgun insanlardır. Onlara karşı ancak kesin delille konuşmak doğru olur ki o kesin delil de ’hikmet’tir.
2- Halkın çoğunluğunu teşkil eden kavrayış ve olgunluk bakımından üst dereceye ulaşmamakla birlikte temiz yaratılışlarını koruyan ve öğüt kabul eden insanlar: Bunlara da güzel öğütle hitap edilir.
3- Mücadeleci ve düşman karakterli insanlar: Onlarla da en güzel bir şekilde tartışma yapılması tavsiye edilmektedir.16
İbret verici pek çok kıssaların anlatılması, ortaya konulan esasların misallerle, tekrar vs. yollarla gönüllere yerleştirecek biçimde sunulması, hikmetle ve güzel öğütle davetin en açık örneklerini teşkil etmektedir.17
Buna göre Kur’ân’ın insanları eğitim ve davette takip ettiği başlıca metotlar şunlardır:

1.1. Esastan Başlama
O, ilk önce insanın ruhî yapısından ve inanç sisteminden işe başlayarak davet ettiği kimseden önce samimiyetle Allah’a iman etmesini istedi… Önce Allah’tan başka ilah olmadığı inancıyla insanın kalbi fethedilince artık o kaynaktan gelen her emre hiçbir tepki gösterilmeden seve seve itaat edilir oldu.18

1.2. Muhatabı Tanıma
İnanç ve davranışların değiştirilmesinde önce muhatabın inanç yapısının ve o inancı besleyen temel faktörlerin iyice bilinmesi ve teşhis edilmesi gerekir. Çünkü insan çeşitli zaafları ve çeşitli yönelişleri olan bir varlıktır. Her insanın kavrayış derecesi ve kültür seviyesi bir olmadığı gibi sosyolojik, psikolojik ve ekonomik şartlar açısından da herkes aynı durumda değildir… Hitap edilecek fert ve toplum yapısı iyi bilinirse anlatılmak istenen fikre ne zaman ve nasıl başlanılacağı, nasıl bir üslup ve metot takip edileceği tespit edilir ve ona göre anlatılmak istenen konuya girilir… Muhatabın durumunu bilmeden onu bir yöne sevk etmeye çalışmak, hastalığı teşhis etmeden önce bir hastayı tedavi etmeye kalkışmak demektir. Bir rivayette bu noktanın önemi şöyle belirtilmiştir: ’İnsanlara, akılları derecesinde konuşmamızla emrolundum.’19
Kur’ân-ı Kerim hitap ettiği toplumun fikrî, sosyal, dinî vs. yapısını bilmeye büyük önem atfetmiştir. Buna binaen:
- Dil olarak Arapların ana lisanı üzere ve onların anlayabilecekleri bir açıklık ve sadelikte gönderilmiştir.
- Mekkelilere hitabeden ayet ve sureler ile Medinelilere hitabeden ayet ve sureler birçok yönden birbirinden farklıdır.
- Muhataplarının durumunu nazar-ı itibara alarak vermiş olduğu örnekleri hep onların tanıdığı ve bildiği varlıklardan seçmiştir.20

1.3. İkna Etmede Başlıca Esaslar

1.3.1. İlmî Düşünce Yoluyla İkna
Kur’an insanları ikna etmek için çok çeşitli deliller ve belgeler ortaya koymuştur.21

1.3.2. Cennet Ümidi ve Cehennem Korkusu İle Uyarma
Kur’ân’da umumi bir prensip olarak cennet ve cehennem sahneleri tasvir edilerek insanlar uyarılmak istenmiştir. Bu sahneler insanların anlayabilecekleri bir şekilde ortaya konularak inananların mükâfatlandırılacakları, inanmayanların ise çile çekecekleri belirtilmiştir.22
Aynı şekilde öğretmen öğrencisine, amir memuruna karşı bir takım vaatler ve uyarılarda bulunmaktadır. Bütün bunların gayesi de insanın davranışlarını belli istikametlere yönlendirmektir.23

1.3.3. Kıssalarda İbret Vardır
Kur’an getirmiş olduğu esasları insanların gönlüne ve kafasına iyice yerleştirmek için çeşitli vasıtalar kullanmıştır. Bunlardan biri de şüphesiz ki kıssalardır. Bu kıssalar geçmiş peygamberlerin ve toplulukların ibretli olaylarını ihtiva etmektedir. Kur’ân’da sık sık zikredilen kıssalarla insanlar uyarılmaya çalışılmıştır. Kıssaların asıl gayesi hadiselerin ibretli yönlerini, insanların gözleri önünde cereyan ediyormuş gibi çok canlı bir şekilde ortaya koyarak onları ikna etmek ve doğru yola çekmektir. 24

1.3.4. Mesellerin Düşündürmesi
Kur’an akılla kavranabilecek manaları, mesellerle canlı bir takım varlıklar ve hadiseler haline getirerek anlatır ki bu yolla insanların düşünmesini ve ikna edilmesini istemiştir.25
Mesellerle anlatımın genellikle şu yönlerden insanlar üzerine tesir ettiği görülmektedir:
1- Meseller akılla bilinen manaları duyu organları vasıtasıyla bilinir hale getirirler ki bu durum da manaların daha iyi anlaşılmasına ve zihinlerde daha derin iz bırakmasına vesile olmaktadır.
2- Meseller hakkın sabit oluşunu, batılın yok olup gittiğini en açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
3- Meseller hakikatleri açar, bilinmeyenleri bilinir hale getirir.
4- Dince yasak edilmiş hususlardan nefret ettirmek için mesel yoluyla anlatmanın çok büyük bir tesiri olmaktadır.
5- Mesel, insanları iyiliğe ve hayra teşvik etmek için anlamı daha cazip bir üslupla insanların zihnine yerleştirmektedir.
6- Meseller en yüksek manaları en özlü bir şekilde insanların kafasına ve gönlüne yerleştirir.26

1.3.5. Tekrarın Kalıcı Tesiri
Tekrarlar, fikirlerin insan hafızasına tespit edilmesinde en etkili yollardan biridir. Aynı zamanda tekrarlar unutma olayına karşı da fikirlerin hatırlanmasını sağlarlar. Bu konuda Gustave Le Bon şöyle demektedir: ’İddianın hakiki bir tesir husule getirmesi için mümkün olduğu kadar aynı kelimelerle tekrar edilmesi şarttır.’
Kur’ân’ın birçok yerinde tekrara rastlanmaktadır. Bunlar:
- Bazen bir kelimenin tekrarı
- Bazen bir cümlenin
- veya bir ayetin tekrarı şeklinde görülmektedir.
- Bazen de bir olay tekrar edilmektedir.27

1.3.6. Tedricilik
Kur’an, insan fıtratının en ince yönlerini kuşatan bir metot takip ettiği için sunmuş olduğu ilahî esasları tedrici bir şekilde kademe kademe insanlara benimsetmeye çalışmıştır. Gerek küfür inancına dayalı kötü alışkanlıkların yasaklanmasında gerekse tevhit esaslarına göre yapılması gereken vazifelerin konulmasında tedrici bir yol takip etmiştir.28

1.3.7. Kolaylık
Davette kolaydan başlayıp ağır ağır zora doğru gitmek esastır. Muhataba güç gelecek hususları birden bire önüne sayıp dökmek işi zorlaştırmak olur. Nitekim yüce Allah, insanlar için tayin etmiş olduğu esaslarla kolaylık murat ettiğini ve güçlük istemediğini belirtmiştir.29
’Allah sizin için kolaylık ister, sizin için zorluk istemez.’30

1.3.8. Yumuşak Söz Söylemek ve Muhatabı Güzellikle Savmak
Fikir ve inançların değiştirilmesinde insanı etkileyen unsurlardan biri de yumuşak söz ve tatlı dildir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim bu hususa şöyle işaret etmiştir:
’Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.’31 mealindeki ayetle inkârcılara karşı en güzel şekilde konuşulması istenmektedir.32
İlahlık iddiasında bulunup zulmün her çeşidi irtikap eden Firavun’a tebliğe gönderirken Hz. Musa ve Harun (a.s.)’a hitaben şöyle buyurmuştur:
’Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.’33 Yani onunla kabalıktan uzak, ince ve latif ifadelerle konuşun. Ona yumuşak sözle hitap edin. Böyle bir hitap şekli sizin yapacağınız tebliğ üzerinde düşünmesini, kafa yormasını, sizin vasıtanızla tehdit olunduğu Allah’ın azabından korkmasını daha çok sağ­layacaktır. Bundan kasıt onların azarlayıcı bir üslup kullanmamalarıdır. Meselâ şu sözleri bu kabildendir: ’Senin arınmaya bir eğilimin var mıdır, seni Rabbine doğru ileteyim ki ondan korkasın...’34

1.4. İtidal
Birçok ayette davetçi ve eğitimcinin vazifesinin ancak; öğüt vermek, nasihat etmek ve insanlara doğru yolu göstermek olduğu belirtilmiştir. Nitekim bir ayette: ’(Habibim) sen hemen (onlara Allah’ın nimetlerini, tevhit delillerini) hatırlat, (öğüt ver). Sen ancak bir hatırlatıcısın. Sen onlara zor kullanacak değilsin.’35 buyrulmuştur.36

2. Kur’ân’a Göre Bir Eğitimcide Olması Gereken Vasıflar
- Sağlam inanç sahibi olmak
- Bilgili olmak
- Doğru olmak
- Sabırlı olmak
- Merhametli olmak
- Mütevazı olmak
- Eğitimi Allah için yapmak37

3. Kur’ân’da Aile ve Çoçuk Eğitimine Verilen Önem
Terbiye mikro planda çocukta şahsiyeti inşa faaliyeti, makro planda da yarınki cemiyeti kurma ameliyesidir. Bu hayatî vazifenin ehemmiyetini Müslüman vicdana nakşetmek için gerek Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerinde ve gerekse Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde mükerrer beyanlar gelmiştir.
Âyet-i kerimede: ’Ey iman edenler, kendinizi ve aile halkınızı yakıtı taş ve insanlar olan ateşten koruyun.’38 buyrulmaktadır. Burada emredilen korumanın; tedip, tezhip, güzel ahlakı talim, kötü arkadaşlardan korumak, zevk için yemeye (tenâum) alıştırmamak, ziyneti ve konforu sevdirmemek vs. gibi terbiye faaliyetleri olduğu belirtilmiştir.
Bir başka âyette de: ’Ey iman edenler, zevceleriniz ve evlatlarınızdan bir kısmı size bir nevi düşmandır, o halde onlardan sakının… Mallarınız ve evlatlarınız (sizin için) bir fitnedir…’39 buyrulmaktadır. Burada fitneden maksadın imtihan vesilesi olduğu belirtilmiştir ki bu imtihanı kazanmanın tek yolu, onlara karşı vazifeleri yapmak, ahlaklarını güzel kılmak, onları hayata en iyi şekilde hazırlamaktır. Aksi takdirde ahretteki mesuliyetinden başka, daha dünyada iken onlardan ukukla karşılaşacaktır… ’Çocuğuna, kendisine iyi davranmasında yardımcı olan babaya Allah rahmet etsin.’40 hadisi bu manada gelmiştir.41

B. PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) ve EĞİTİM

Eğitim hususunda Kur’ân’a ek olarak bir de Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini göz önüne almak gerekir.42
İnsan tarihinin ne kadar derinliklerine inilirse inilsin din duygusundan uzak kalmış bir topluluğa rastlamak kolay olmadığı gibi günümüzde de gerek medeni topluluklarda olsun, gerekse ilkel topluluklarda olsun durum aynıdır. Yani her topluluğun kendilerine göre bir din anlayışları vardır. Bu da dinin insanlık için fıtrî olduğunu göstermektedir. İnsanlar din sayesinde olgunluğa ve saadete ulaşırlar. Birbirlerine karşı olan hak ve vazifelerine riayet ederek düzenli topluluklar halinde yaşarlar.
Bundan dolayı bütün insanlara peygamberler vasıtasıyla dinleri öğretilmiştir: ’Biz bir peygamber gönderinceye kadar (hiç bir kimseye ve kavme) azap ediciler değiliz.’43 mealindeki ayet bu hususa dikkati çekmiştir. En son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) de insanları İslâm’a davet etmiştir.44
İslâm’da eğitim ve öğretim alanında ilk hareketi başlatan ’ümmî’ (okuma-yazma bilmeyen) Peygamber (s.a.v.)’in kendisidir. O, İslâm’ı tebliğ eden, öğreten etkili bir öğretmen, ilim ve bilginin şiddetli bir savunucusu olarak temayüz etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.), Allah (c.c.) tarafından eğitilmiş bir örnektir; O’nun karakteri, ahlakı Kur’ân’dır. Dolayısıyla kendisini Kur’an eğitmiş, yaratıkları ise o eğitmiştir.45
Kur’an’ı Kerim, Rasûlullah (s.a.v.)’in bütün beşeriyetin rehberi ve eğiticisi olduğunu bildirmektedir:
’O, ümmîlere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.’46
’(Ey Rasûlüm!) Seni insanlara peygamber olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeter.’47 ayetleri bunu bildirmektedir.48
Peygamberimiz (s.a.v.):
’Muhakkak ki Allah beni, zorlaştırıcı ve şaşırtıcı olarak göndermedi. Fakat beni, öğretici, kolaylaştırıcı olarak gönderdi.’49 buyurarak kendisini bir muallim, bir mürebbi ve bir terbiyeci olarak tanıtmaktadır.
Abdullah b. Amr (r.anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah (s.a.v.), odalarının birisinden çıktı ve mescide girdi. Bir de ne görsün; iki halka (şeklinde oturmuş iki cemaat). (Bunlardan) biri(ndeki insanlar) Kur’an okuyorlar ve Allah’a dua ediyorlar. Di­ğeri(nde bulunanlar) ise (ilim) öğreniyorlar ve öğretiyorlar. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.): ’(Bunların) hepsi hayır üzeredir. Şunlar Kur’an okuyor­lar ve Allah’a dua ediyorlar. Şayet (Allah) dilerse onlara (isteklerini) verir ve dilerse onlara vermez. İşte şunlar da (ilim) öğreniyorlar ve öğretiyorlar. (Ben de) ancak muallim/öğretici olarak gönderil­dim.’ buyurdu ve onlarla birlikte oturdu.50
Bu hadisler bize Peygamberlik müessesesi gibi beşer tarihinde birinci derecede rol oynayan bir müessesenin esas vazifesinin ne olduğunu göstermekle kalmaz, terbiyenin ehemmiyetine de dikkat çeker.51
Tarih, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mükemmel bir eğitici olduğunu ispat etmiştir. Rasûlullah (s.a.v.)’den önceki beşeriyetin durumu ile onun nübüvvetinden sonraki durumuna ve aldığı şekle kısa bir göz atmak sonucun ne olduğunu bizlere açıkça gösterecektir. Sahâbe’den her biri bu eşsiz muallim ve terbiyecinin büyüklüğüne şahitlik ederek konuşan delillerdir. Bu durum bizlere bazı metodoloji (yöntem) alimlerinin şu güzel sözünü hatırlatıyor: ’Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hiçbir mucizesi olmasaydı da sadece Ashap olsaydı, bu bile O’nun Peygamberliğini ispat etmeye yeterli olurdu.’
Kısa biz zaman dilimi içerisinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in elinde bu kadar çok insanın yetişmesinde bir gariplik yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara karşı toplu eğitim seferberliği başlatmıştır. Onları cehaleti kökünden kaldırmaya yönlendirmiş ve bu yönde teşvik etmiştir. Bu hususta gevşeklik göstermekten de son derece sakındırmıştır.52

1. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Eğitime Verdiği Önem
Peygamberimiz (s.a.v.), belli tarihlerde, belli zaman ve mekânlarda, belirli şartlarda bir kısım insanlara dini öğretmiş; zaman, mekân, şart ve muhataba göre yöntem kullanmıştır.53
Bildirildiğine göre Peygamberimiz, Mescid-i Nebevî’de oturur ve yakın arkadaşlarına söylediklerini üç kez tekrar ederek ezberletinceye kadar öğretmeye çalışırdı. Bu uygulama, kadınları da içine alıyordu.
Peygamberimiz, Kur’an okumaya büyük önem vermiştir. Mekke devrinde dahi Kur’an okumanın büyük önem taşıdığını görüyoruz. Nitekim Ömer b. el-Hattâb, kız kardeşini Kur’an dersi alırken görmüş ve bu vesileyle Müslüman olmuştu.
Peygamberimiz, Kur’an okumayı öğretmek üzere başkalarını da görevlendirmiştir. Örneğin Mus’ab b. Umeyr’i Medine halkına Kur’an okumayı öğretmek üzere görevlendirmiştir.
Abd el-Kays’ın bir elçilik heyeti Medine’ye ziyaretlerini tamamladıklarında Peygamber, kabilelerine dönmelerini ve öğretmelerini (allimûhum) söylemiştir…
Çoğunlukla sözlü tekrara ve dolayısıyla ezbere dayanan Kur’an okuma öğretimi yanında yazıya ve yazı öğretimine de gereken önem verilmiştir. Peygamberimizin hayat hikâyesini anlatan ’Siyer’ kitaplarının bildirdiklerine göre Peygamberimiz Bedir savaşında (m.624) esir alınan Kureyşlilerden bir kısmının hayatlarını para karşılığında bağışlamış; parası olmayıp da okuma-yazma bilenlerin her birinden, bu bilgilerini Müslümanlara aktarmalarını istemiştir. Böylece her esir, hayatı karşılığında on Müslüman’a okuma-yazmayı öğretecekti.54
Genel olarak Rasûlullah (s.a.v.), yaygın din eğitimi yürütmüş ve yetişkinlerin din eğitimi ile uğraşmıştır.55 Ancak bununla beraber çocuklara iyi bir terbiye ve eğitim verilmesini Ashabına çeşitli vesilelerle emir ve tavsiye etmiştir.
Çocukların terbiyesine teşvik ve terğib sadedinde Peygamberimizden nakledilen bazı sözler şunlardır:
’İnsan öldüğü zaman üç (şey) müstesna (tüm) amel(ler)i kendisinden kesilir (sevap yazılmaz). Yalnız; (vakıf, cami, medrese vb.) sadaka-i cariyeden, kendisinden faydalanılan ilimden ve kendisine dua eden sâlih evlattan (dolayı sevap yazılmaya devam eder).’56
’Hiç bir baba, çocuğ(un)a güzel bir terbiyeden daha üstün bir hediye bağışlamamıştır.’57
’Kişinin çocuğunu terbiye (ve tedip) etmesi, elbette bir sâ’ sadaka vermesinden daha hayırlıdır.’58
Hulasa ’insanlara verilen şeylerin en hayırlısı’ olarak tavsif edilen ’güzel ahlak’ın59 çocuğa kazandırılması ısrarla babadan ve cemiyetten istenmiş, Müslümanlarca ’salah’ın (güzel halin) Allah’tan, edebin ise babalardan’60 olacağı kabul edilmiştir.61
Sünnete göre sadece çocukların değil, velayeti altında bulunan hizmetçi ve kölenin de terbiyesi ihmal edilmemelidir. Hatta bunların terbiyesi daha mühimdir: ’Bir adam ki, yanında cima etmesi (helal olan) bir cariye bulu­nur da onu edeplendirir ve edebini güzel kılar, ona öğretir ve öğretimini güzel kılar, sonra da onu azat edip onunla evlenirse onun için iki ecir vardır.’62
Peygamberimiz ilme büyük önem vermiş, öğrenilmesi ve öğretilmesini sıklıkla ifade etmiştir.
Hadislerde âlimler, Peygamberin varisleri sayılırlar.63 İnsanların en hayırlısı Kur’ân’ı öğrenen ve öğretenlerdir.64 İlim arayanın yolu cennete giden yoldur ve melekler bilginin görevini kolaylaştırmak için kanatlarını gererler.65 Beşikten mezara kadar bilgi aramalı, ilim Çin’de de olsa alınmalıdır.66 Âlime bazı hadisler o derece değer verirler ki o bilginin mürekkebinin şehidin kanı kadar değerli olduğu ileri sürülür.67 İlim öğrenmek kadın erkek her Müslüman’ın ödevidir.68 İlimle uğraşmanın ibadetten de önemli olduğu ileri sürülür.69

2. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Eğitimci Kişiliği
Peygamberimiz (s.a.v.)’in şahsiyetini öğrenmenin yolu, eğitimci kişiliğini tam olarak bilmekten geçer. Çünkü bu yön O’nun kişiliğinin ayrılmaz bir paçasıdır. Sözlerinin ve verdiği hükümlerin kabul edilmesi, davranışlarının esas alınması ve bunların gönüllerde tesir bırakmasındaki hikmet de burada yatmaktadır. Ayrıca O’nun bu tarafı, hayatın ve dinin bütün yönlerini kapsamaktadır.70
Rasûlullah (s.a.v.), nübüvvetle birlikte kalkıp insanlar arasında ilmi yaymaya ve neşretmeye girişti. Açıklamalarının güzelliği, konuşmasının fasihliği, kelamının netliği, üslubunun tatlılığı, ikazlarının nezaketi, ruhunun aydınlığı, açık kalpliliği, yüreğinin inceliği, son derece müşfik oluşu, kızgınlığında bile hikmetli davranışı, son derece dikkatli ve uyanık oluşu, zekâsının yüksekliği, insanlara aşırı ilgisi ve merhametiyle o gerçektende de bu dünyada hayrı gösteren ilk muallimdi. Zaten kendisi de: ’Ben ancak bir muallim olarak gönderildim.’71 buyurmamış mıydı?72
Peygamberimiz (s.a.v.) son derece şefkatli ve merhametliydi. Zorluk vermezdi, kolaylaştırmayı severdi. Öğrenenlere karşı son derece müşfikti, öğrenmeleri için çok hırslıydı. Her zaman ve mekânda ilmi iyiliği öğreneceklere aktarırdı. O bütün durumlarda en güzel haldeydi ve en yüksek ahlaka sahipti.73 Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: ’Ey inananlar andolsun ki, içinizden size sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, çok şefkatli ve çok merhametli bir peygamber gelmiştir.’74
Peygamberimiz, Muâz (r.a.)’ı Yemen’e gönderirken tedrici bir yol takip ederek önce Allah’a ibadet etmekten başlanmasını, bu kabul edilince namaz, oruç, zekât gibi diğer esaslar üzerinde durulmasını istemiştir.75
Dini başkalarına öğretmek için gönderdiği kimselere şu tavsiyelerde bulunurdu: ’Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.’76 ’siz güçlük değil, kolaylık göstermek üzere gönderilmiş bulunuyorsunuz.’77
Peygamberimizin tatbikatı baştan sona kadar hep yumuşak sözlülük ve güzel davranış örnekleriyle doludur. Kendisine her türlü kötülük ve zulmü reva gören Mekkelilere, Mekke’nin fethinde: ’Muhakkak ki ben, kardeşim Yusuf’un dediği gibi: ’Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.’ (Yûsuf, 12/92) diyorum.’78 buyurarak diyerek affetti.79
Hz. Âişe (r.anhâ) diyor ki: ’Rasûlullah (s.a.v.) (sözü) şu sizin hızlı söylemeniz gibi hızlı söylemezdi. Fakat o, açık, (kelimeleri) arasında fasıla olan bir sözle konuşurdu ki yanına oturan kimse onu ezberlerdi.’80
Enes b. Mâlik (r.a.) da şöyle diyor: ’Rasûlullah (s.a.v.), bir söz konuştuğu zaman anlaşılsın di­ye onu üç (defa) tekrar ederdi.’81
Hz. Hasan (r.anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.), devamlı güler yüzlü, yumuşak huylu, çabuk affeden (çok lütufkar)dı. Ne ka­ba (kötü ahlâklı), ne de katıydı, ne bağırıp çağıran, ne de çirkin (işler, taşkınlık) yapıcıydı, ne ayıplayıcı, ne de övücüydü. Hoşuna gitmeyen şeylerden yüz çevirir (görmezden gelir)di.82

3. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Öğretim Metotları
Peygamberimiz (s.a.v.) insanlara bir şey öğretirken en güzel, en yarayışlı, muhatabın gönlüne en çok etki edecek, anlayış kapasitesine en münasip, bilgiyi zihnine yerleştirecek ve meseleyi ona izah etmeye yardımcı olacak en uygun metodu seçiyordu.83
Aşağıda hadis kitaplarında zikredilmiş pek çok rivayetten hareketle Peygamberimiz (s.a.v.)’in öğretim metot ve usullerini başlıklar halinde zikredeceğiz:
- Güzel yaşantısı ve büyük ahlakıyla öğretmesi
- Dinin hükümlerini tedrici olarak öğretmesi
- Eğitimde itidalli oluşu, usandırmaması
- Öğrenenlerin ferdî farklılıklarını göz önünde bulundurması
- Diyalogla ve soru sorarak öğretmesi
- Akli ölçülerle konuşarak öğretmesi
- Zekâlarını açmak ve sahip oldukları bilgiyi ortaya çıkarmak için ashabına sorular sorması
- Mukayese ve temsil yoluyla öğretmesi
- Teşbih ve benzetmelerde bulunarak öğretmesi
- Yer ve toprak üzerine şekil çizerek öğretmesi
- Öğretirken sözlü ifade ve elle işareti bir arada kullanması
- Bir şeyin haramlığını tekit için onu elleriyle yukarıya kaldırarak öğretmesi
- Ashap sormadan anlatması
- Sual soranın sorusuna cevap vermesi
- Soru soranı sualine fazlasıyla cevap vermesi
- Soru soranı sorusu dışında başka bir yöne çekmesi
- Hükmü tam olarak ifade etmek için soru sorandan sualini tekrarlamasını istemesi
- Ashabını alıştırmak için sorunun cevabını onlara havale etmesi
- Bir şeyi bilen kimseyi, cevabı doğru verdiğinde övmek için sınaması
- Önünde olan bir olaya sukut etmesi ve onaylamasıyla öğretmesi
- Münasip durumları öğretmek için fırsat bilmesi
- Şaka ve latifeyle öğretmesi
- Öğrettiğini yeminle tekit etmesi
- Zikrettiği hususu vurgulamak için sözünü üç kez tekrar etmesi
- Anlattığı şeyin ehemmiyetini göstermek için oturuş şeklini değiştirmesi ve sözünü tekrarlaması
- Dinleyen dikkat kesilsin diye cevabı erteleyerek tekrar seslenmesi
- Dikkatini tamamen vermesi için muhatabın elini ve omzunu tutması
- Ne olduğunu dinleyenlerin ortaya çıkarması için bir şeyi müphem söylemesi.
- Daha iyi anlaşılması ve ezberlenip anlaşılması için bir şeyi ilk önce özetle söylemesi, daha sonra tafsilatlı olarak anlatması
- Tek tek sayacağı hususları ilk önce özetle söylemesi, daha sonra bunları açıklaması
- Vaaz ve öğütle öğretmesi
- Teşvik ederek-korkutarak öğretmesi
- Kısalar ve geçmiş ümmetlerden haberlerle öğretmesi
- Utanılan meseleyi öğretirken yumuşak giriş yapması
- Utanılan meseleyi öğretirken ima ve işaret etmekle yetinmesi
- Kadınlara öğretmeye ve vaaz vermeye önem vermesi
- Durum gerektirdiğinde öğretirken kızması ve sertleşmesi
- Öğretim, tebliğ ve diğer işlerde yazıyı bir araç olarak kullanması
- Bazı sahabelerine yabancı dil (Süryanice) öğrenmelerini emretmesi
- Hz. Peygamberin yüce şahsiyetinin öğreticiliği84

C. İSLÂM’DA EĞİTİMİN TEMEL İLKELERİ

İslâm eğitim felsefesi, ilkelerini Kur’an ve Sünnet’ten almıştır.85
Daha İslâm’ın bidayetinde Kur’an hem bir eğitim ve öğretim aracı, hem de eğitim ve öğretime ilkelerini veren temel yapıt olarak ortaya çıkmıştır.
Kur’ân’a göre;
- Okuma ve yazma sanatı dâhil, her ilim onları bilmeyenlere öğreten Allah’ın bir lütfudur.86
- Peygamberimiz (s.a.v.)’e, mü’minlere ’kitabı ve hikmeti’ öğretme vazifesi verilmiştir.87
- Peygamberimiz (s.a.v.), yaptığı bu tebliğ vazifesi için herhangi bir ücret veya karşılık istememektedir.88
- Kur’ân’da ilim sahiplerine (ulu’l-ilm) Allah (c.c.)’nun vahdaniyetine şahitlik etmede, Allah’tan ve meleklerden sonra üçüncü mertebe verilmiştir.89
- Temel ilkeler bunlar olunca burada bilgi ya da ilimden dinî bilgi ya da dinî ilim kastedildiği anlaşılır. Başka konuların öğrenilmesi gerekse bile bunlar, yardımcı konular olarak kalıyorlar ve asıl amacın gerçekleşmesini kolaylaştırmak için kullanılıyorlardı.90
Buna misal olarak şu rivayeti zikredebiliriz: Zeyd b. Sâbit (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) bana emretti de ben kendisi(ne hizmet) için Yahudilerin yazısını öğrendim. (Rasûlullah bu hususta bana): ’Şüphesiz ben Allah’a yemin olsun ki, yazışma(ları)m hususunda Yahudilere güvenemiyorum.’ buyurdu. Bunun üzerine onu öğrendim. Ancak yarım ay geçmişti ki onu iyice öğrenmiştim. (Ra­sûlullah bir mektup) yaz(mak iste)diği zaman kendisi için ben yazıyordum. Kendisine (bir mektup) yazıldığı zaman ona ben okuyordum.91
- Hadisler dünyevî kazanç karşılığında yapılan öğretim üzerinde de dururlar. Bununla ilgili olarak iki tür hadis görüyoruz: Bunlardan biri dünyevî kazancın aleyhinde, diğeri ise lehindedir.92

D. İSLÂM’DA EĞİTİMİN AMAÇLARI

İslâm eğitimi ilâhî bir menşei olmakla, ikili bir amaç gütmüştür:
Bu eğitimin başlıca hedefi, inanç esaslarını öğretmek ve bu dünyada Allah’ın emirlerine göre yaşayarak ve gelecekteki ebedi hayat için hazırlanarak O’nun rızasını kazanmaktır. Burada hem fert hem devlet söz konusudur. İslâm dini her ikisini de içerisinde almıştır. Kısaca o, hem bir din, hem bir devlet olarak ortaya çıkmıştır.
Teşekkül devrinde İslam eğitim felsefesi iki temel ilkeye dayanıyordu:
a. Öğrenme ve bilgileri nakletme bir meslek, daha doğrusu dinî bir ödev idi.
b. Bu işle meşgul olan kimse tek bir hedef tanıyordu: O da Allah’ın rızasını kazanmaktı.93
İslâm eğitim felsefesinin tarihi boyunca şu dört ana hedefe yöneldiğini söyleyebiliriz:
1. Dinî hedef
2. Toplumsal Hedef
3. Zihnî hazza ulaşma ve
4. Maddî hedef.94

SONUÇ

İslam’ın amacı, insanın hidayete ulaşıp dünya ve ahiret saadetini elde etmesidir. Bunun ise ancak eğitim ve öğretimle mümkün olacağı aşikardır. Zira insan ilimle tezyin olup hakikate ulaştığında yücelere ulaşmakta, cehalete saplanıp kaldığında ise en derin sapıklıklara düşmektedir. Bu itibarla İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet, insanları eğitmiş, eğitim ve öğretime davet etmiştir.
Her dönemde olduğu gibi günümüzde de insanlığın ve Müslümanların yücelmesini istiyorsak bu iki kaynağın eğitim metotlarını incelemek, iyi idrak etmek ve uygulamak durumundayız. Zira o ikisine tabi olmakla başta Asr-ı Saadet olmak üzere insanlık açısından nice parlak dönemler yaşanmıştır. Gerek maddî gerek manevî yönden olsun tekrar yaşanmasının önünde biz Müslümanlar açısından, etrafını çepeçevre kuşatmış olan tembellik, acziyet ve ümitsizlikten başka bir engel gözükmemektedir.


(Endnotes)
1 TOPALOĞLU Bekir, ’Rab’, DİA, (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi), TDV Yayınları, Ankara 2007, c. XXXIV, ss. 372-373, s. 372.
2 Suyûtî, Ebü’l-Fadl Celâlüddîn Abdurrahmân b. Ebî Bekr b. Muhammed el-Hudayrî (ö. 911/1505), Câmiu’l-Ehâdîs I-XXI, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1994, c. I, s. 133.
3 el-Bakara, 2/120.
4 Âl-i İmrân, 3/3-4.
5 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, İslâm Eğitim Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, s. 1.
6 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, AÜ İlahiyat Fakültesi, (Yayımlanmış Doktora Tezi), Ankara 1979, s. 1.
7 SAKA, Şevki, a.g.e., s. 5.
8 SAKA, Şevki, a.g.e., s. 6.
9 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, İslâm Eğitim Tarihi, s. 2.
10 SAKA, Şevki, a.g.e., s.47.
11 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, a.g.e., s. 3.
12 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, İslâm Eğitim Tarihi, s. 5.
13 İbrâhîm, 14/1.
14 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, s. 68.
15 en-Nahl, 16/125.
16 SAKA Şevki, a.g.e., s. 70.
17 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, s. 71.
18 SAKA Şevki, a.g.e., s. 71-72.
19 Deylemî, Ebû Şucâ’ Şîreveyh b. Şehredâr b. Şîreveyh (ö. 509/1115), el-Firdevs Bi-Me’sûri’l-Hitâb I-VI, (thk. es-Saîd b. Besyûnî Zağlûl), 1. Baskı, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 1986, c. I, s. 398, h.no:1611.
20 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, s. 75-76.
21 SAKA Şevki, a.g.e., s. 94.
22 SAKA Şevki, a.g.e., s. 100.
23 SAKA Şevki, a.g.e., s. 103.
24 SAKA Şevki, a.g.e., s. 108.
25 SAKA Şevki, a.g.e., s. 114.
26 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, s. 116-120.
27 SAKA Şevki, a.g.e., s. 120-121.
28 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, s. 124.
29 SAKA Şevki, a.g.e., s. 128.
30 el-Bakara, 2/185.
31 el-İsrâ, 17/53.
32 SAKA Şevki, a.g.e., s. 131.
33 Tâ-hâ, 20/43-44.
34 en-Nâziât, 79/18-19.
35 el-Ğâşiye, 88/21-22.
36 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, s. 142.
37 SAKA Şevki, a.g.e., s. 43-64.
38 et-Tahrîm, 66/6.
39 et-Teğâbun, 64/14-15.
40 İbn-i Ebî Şeybe, Ebû Bekr Abdullâh b. Muhammed (ö. 235/849), el-Musannef I-XVI, (thk. Muhammed Avvâme), 1. Baskı, Mektebetu’r-Ruşd, Riyad 2004, Bâbu’l-Edeb, 9, c. VIII, s. 393, h.no:25903.
41 CANAN İbrahim, Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye, Tuğra Neşriyat, İstanbul 1991, s. 44.
42 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, İslâm Eğitim Tarihi, s. 5.
43 el-İsrâ, 17/15.
44 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, s. 19.
45 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, İslâm Eğitim Tarihi, s. 1.
46 el-Cumua, 62/2.
47 en-Nisâ, 4/79.
48 EBÛ ĞUDDE, Abdulfettah, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metodları, (çev. Enbiya Yıldırım), Umran Yay., İstanbul 1998, s. 17.
49 Müslim, Ebu’l-Huseyn Müslim b. el-Haccâc el-Kuşeyrî (ö. 261/865), Sahîhu Müslim I-II, (thk. Ebû Kuteybe), 1. Baskı, Dâru Taybe, Riyâd 2006, ’Talâk’, 4.
50 İbn-i Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed el-Kazvînî (ö. 273/887), es-Sünen, (thk. Muhammed Nâsıru’d-Dîn el-Elbânî), 1. Baskı, Mektebetu’l-Meârif, Riyâd ts., Mukaddime, 17.
51 CANAN İbrahim, Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye, s. 43.
52 EBÛ ĞUDDE, Abdulfettah, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metodları, s. 22-23.
53 TOSUN Cemal, ’Din Öğretimi Yöntemlerinin Bilimselleştirilmesi’, İslamî İlimlerde Metodoloji/Usul Mes’elesi I, İslamî İlimler Araştırma Vakfı, Kahraman Ofset, İstanbul 2005, s. 24.
54 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, İslâm Eğitim Tarihi, s. 2.
55 TOSUN Cemal, a.g.e., s. 24.
56 Müslim, Vasıyyet, 3.
57 Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed es-Sülemî (ö. 279/892), es-Sünen, (thk. Muhammed Nâsıru’d-Dîn el-Elbânî), 1. Baskı, Mektebetu’l-Meârif, Riyad ts., el-Birru Ve’s-Sıla, 33.
58 Tirmizî, el-Birru Ve’s-Sıla, 33.
59 Bkz., İbn-i Mâce, Tıb, 1.
60 Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl (ö. 256/870), el-Edebu’l-Müfred I-II, (thk. Semîr b. Emîn ez-Züheyrî), 1. Baskı, Mektebetu’l-Meârif, Riyad 1998, c. I, s. 52, Bâb:51, h.no:92.
61 CANAN İbrahim, Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye, s. 46.
62 Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh I-IV, (thk. Muhibbu’d-Dîn el-Hatîb, Muhammed Fuâd Abdu’l-Bâkî, Kusayy Muhibbu’d-Dîn el-Hatîb), 1. Baskı, el-Matbaatu’s-Selefiyye, Kahire h.1400, İlm, 31.
63 Buhârî, İlm, 10.
64 Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân, 21.
65 Ebû Dâvûd, Süleymân b. Eş’as es-Sicistânî (ö. 275/889), es-Sünen, (thk. Muhammed Nâsıru’d-Dîn el-Elbânî), 2. Baskı, Mektebetu’l-Meârif, Riyad ts., ’İlm’, 1.
66 Beyhakî, Ebû Bekr Ahmed b. el-Huseyn b. Alî (ö. 458/1066), Şu’abu’l-Îmân I-IX, (thk. Ebû Hâcer Muhammed es-Saîd b. Besyûnî Zağlûl), 1. Baskı, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 2000, c. II, s. 253, Bâb:17, h.no:1663.
67 Bkz., İbn-i Abdi’l-Berr, Ebû Ömer Yûsuf b. Abdillâh (ö. 463), Câmiu Beyâni’l-İlmi Ve Fadlihî I-II, (thk. Ebu’l-Eşbâl ez-Züheyrî), 1. Baskı, Dâru’bni’l-Cevzî, Demmâm 1994, c. I, s. 150, h.no:153.
68 İbn-i Mâce, Mukaddime, 17.
69 İbn-i Mâce, Mukaddime, 17.
70 EBÛ ĞUDDE, Abdulfettah, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metodları, s. 45.
71 Müslim, Talâk, 4.
72 EBÛ ĞUDDE, Abdulfettah, a.g.e., s. 28-29.
73 EBÛ ĞUDDE, Abdulfettah, a.g.e., s. 31.
74 et-Tevbe, 9/128.
75 Müslim, Îmân, 9; Bkz., SAKA Şevki, a.g.e., s. 127.
76 Buhârî, İlm, 11.
77 Buhârî, Vudû’, 58.
78 Nesâî, Ebû Abdirrahmân Ahmed (ö. 303/915), es-Sünenü’l-Kübrâ I-XII, (thk. Hasen Abdu’l-Mun’im Şelebî), 1. Baskı, Müessesetu’r-Risâle, Beyrut 2001, Kitâbu’t-Tefsîr, Bâb:7, c. X, 154, h.no:11234.
79 SAKA, Şevki, Kur’ân-ı Kerîm’in Davet Metodu, s. 133-134.
80 Tirmizî, Menâkıb, 9.
81 Buhârî, İlm, 30.
82 Taberânî, Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb (ö. 360/971), (thk. Hamdî Abdu’l-Mecîd es-Selefî), el-Mu’cemu’l-Kebîr I-XXV, 2. Baskı, Mektebetu’bni Teymiyye, Kahire, c. XXII, s. 158, h.no:414.
83 EBÛ ĞUDDE, Abdulfettah, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metodları, s. 73.
84 Bkz., EBÛ ĞUDDE, Abdulfettah, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metodları.
85 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, İslâm Eğitim Tarihi, s. 8.
86 Bkz., el-Alak, 96/1-5.
87 Bkz., el-Bakara, 2/151.
88 Bkz., Yûsuf, 12/104.
89 Bkz., Âl-i İmrân, 3/18.
90 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, a.g.e., s. 3.
91 Ebû Dâvûd, İlm, 2.
92 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, İslâm Eğitim Tarihi, s. 7.
93 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, a.g.e., s. 3.
94 DAĞ Mehmet; ÖYMEN H. Raşit, a.g.e., s. 9.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.