Özlenen Rehber Dergisi

162.Sayı

Editörden - 162.sayı

Eyüp ÖZBERK Özlenen Rehber Dergisi 162. Sayı
Bismillâh…

Ve’l-hamdu lillâh…

Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ Rasûlillâh…

Emmâ ba’d…

Kıymetli okurlarımız!

Tüketimi, üretim için elzem kabul eden kapitalist düzene yenik düşen ve adeta sadık bir kölesi haline gelen Müslümanlar ’tüketirken tükenir’ hale geldi. Çünkü üretmek için sürekli tüketmesi, tüketirken sömürmesi, sömürmek için zulmetmesi, türlü entrikalar çevirmek suretiyle saldırması, hatta savaşması, yani Allah’ın emir ve yasaklarını çiğnemesi gerekiyor. Karşısındaki ister Müslüman ister gayrimüslim olsun hiç fark etmiyor.

Nefsin, heva hevesin tanrılaştırıldığı bir dönem yaşıyoruz. Refahın artması hırsı, kibri, ucbu, riyayı destekliyor. Sabrı, şükrü, kanaati, tevazuu ve en önemlisi imanı zayıflatıyor. Bir zamanlar Allah ile ahitleşenler ahitlerini unutup O’nun verdiği imkanları O’na ortak koşmaya başladılar.

Rabbimiz bunu şöyle ifade etmekte:

’Şimdi bana haber ver: Heva (ve heves)ini Tanrısı edinmiş, kendini, bir ilim üzerine, Allah şaşırtmış, kulağını, kalbini mühürlemiş, gözüne de bir perde germiş bir adama Allah’tan başka kim hidâyet edebilir? Halâ iyi düşünmeyecek misiniz?’ (el-Câsiye, 45/23)

Dünya/dünyalık sevgisi her yanımızı sarmış durumda. Menfaatlerimiz hakka ve hakikatlere, Kur’ân ve Sünnet’in emir ve yasaklarına gözlerimizi kör, kulaklarımızı sağır, kalplerimizi mühürlü kıldı. Halbuki Kur’ân ve Sünnet’in emir ve yasakları, Nuh (a.s.)’ın daveti gibi bizleri çepeçevre kuşatıp girdabında boğulmak üzere olduğumuz fitne tufanından kurtuluş gemisine çağırıyor. Lakin bizler bu çağrıya icabet etmek yerine kapitalist, maddeperest bir akılla: ’Kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım!" (Hûd, 11/43) diyen, boğularak bedbaht olan oğlu gibi bize uzanan eli itiyor, çağıran sese kulak vermiyoruz.
’Dünya sevgisi her hatanın başıdır.’ (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, Bab:71, h.no:10019, c.13, s.102) sözü hatalarımızın kökenini ne güzel tespit ediyor. İslâm’ın lübbü/özü olan edebi, takvayı, nefisle mücadeleyi, züht ve verayı bir kenara bırakmışız, Peygamberlerin, hususiyle Efendimiz (s.a.v.) ve Ashâb-ı Kirâm’ın, salihlerin yolunu terk etmiş, dünyada cennet hayatını yaşamayı kendine hedef edinmiş Batılılar gibi hareket ediyoruz. Para, şöhret, makam her şey olmuş durumda.

Halbuki Efendimiz (s.a.v.) dünyalık mal ve makama düşkünlük hakkında bizleri şu sözleriyle uyarıyor:

’Bir koyun sürüsü içerisine salıverilen iki aç kurdun o (sürü)ye (verdiği) zarar, kişinin mal ve makama karşı hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.’ (Tirmizî, Zühd, 43)

Vicdanı körelmiş, merhameti bitmiş, yokluk bilmeyen, doyumsuz bir toplum olduk ve böyle bir nesil yetiştiriyoruz. Rabbimiz ve Peygamberi başta olmak üzere büyüklerine saygısı olmayan, hayasız, hatta onu özgürlük, ahlaksızlığı hürriyet sayan, haramların birinden diğerine kahraman edasıyla dalan bir nesil.

Efendimiz (s.a.v.)’in: ’Kendinizden önceki (millet)lerin (yani Yahûdîler ve Hıristiyanların) yollarına karışı karışına, arşını arşınına mutlaka uyacaksınız! O (dereceye) kadar ki, (onlar) keler deliğine girseler, siz de mutlaka ona gireceksiniz!’ (Buhârî, Ehâdîsu’l-Enbiyâ, 50) ihbarını tasdik edercesine her geçen gün biraz daha Batılılaşan, Yahudileşen, Hıristiyanlaşan Müslüman toplumlarının, yöneticileri başta olmak üzere Kudüs için elle tutulur bir adım atması pek de mümkün gözükmüyor.

Rahatımızdan olmak en büyük korkumuz. Elbet bir gün bizi de sokacak yılana karşı ’bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ edasıyla tepkisiz kalıyoruz. Ne gaflet! İslâmî reflekslerimiz dumura uğramış durumda. Öyle olmasa Siyonistler topraklarını her geçen gün biraz daha genişletebilir miydi? Onlar tehlikeli bir adım attıklarında, ’Nasıl olsa Müslümanlar bunu da unutur, buna da alışırlar.’ düşüncesiyle atıyorlar.

Evet doğru, nasıl olsa bunu da unutur, alışırız. Yeter ki gündemi değiştirecek bir şeyler olsun. Zamanında Bosna Hersek’i, Doğu Türkistan’ı, Çeçenistan’ı unuttuğumuz gibi, nasıl olsa Arakan’ı, Kudüs’ü de unutacağız. Hele içimizde Efendimizin Mirac’a Kudüs’ten yükseldiğini inkar eden, Kur’ân’daki ’Mescid-i Aksâ’ tabirini Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan başka ’Kâbe’ye en uzak bir mescit’ olarak tefsir eden ve görüşleri bayağı revaçta olan ilahiyatçılar olduğu sürece. Kime hizmet ettiklerinin bir farkına varsalar…

Allah hatalarımızdan bir an evvel tevbe edip kendimize gelmeyi, özümüze dönmeyi nasip etsin.

Yoksa hem bu dünyada hem ahirette halimiz harap…
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

1 kişi yorum yazdı.