Özlenen Rehber Dergisi

75.Sayı

Maksadımız ve Gayretimiz

Muzaffer YALÇIN Hocaefendi Özlenen Rehber Dergisi 75. Sayı
Cenâb-ı Hakk’a ve Efendimiz (s.a.v.)’e itaati sevmeyen, hoşlanmayan ve ona zor gelen nefislerimizi Hz. Allah’a boyun eğdirmeyi alıştırmaktır.” Nefis terbiyesi; kâmil bir iman, sâlih ameller ve örneğini Peygamber Efendimiz’den almış güzel ahlâklarla kulluğu tezyin edip, Cenâb-ı Hakk’a dönüşü de bu hâl üzere yapabilme çalışmasıdır.İnsanlardaki azalar kendi başlarına hareket etmezler. Onlar, insandaki bir kuvvetin tesiri altında hareket ederler. Ya hayra yönelir ya da şerre yönelir. İşte nefis terbiyesi, daima hayır tarafına yönelen ve hayrı tercih edip şerden yüz çeviren bir hâl üzere kalbimizi, nefsimizi, aklımızı her şeyiyle Hz. Allah’a müteveccih bir hâle getirmektir. Esas iş budur. Buna gayret ediyoruz. İmanı kurtarma, imanı muhafaza etme, karşılığında ancak Cenâb-ı Hakk’ın rıza ve hoşnutluğu bulunan bir iman ile Rabbimize kavuşma, bizim hayatımızın yegâne gayesidir.Kılmış olduğumuz, Rabbimizin emretmiş olduğu şu namaz, ne zamanki Hz. Allah’a kavuşan bir ibadet hâline dönüşür, işte o zaman ibadet hâline gelir. Değilse bedenî hareketlerden öteye geçmez. Bunun başka alternatifi yoktur. Namaz az ihlâslı, çok ihlâslı, birazcık Allah için, birazcık başka bir şey için olmaz. Kulluk ancak Allah için olduğu zaman ibadet hâlini alır. İtaat hâlini alır. Buna ise; insanın nefsî terbiye ve tezkiyesiyle tam manada cehd edip, mücahede edip, taşımış olduğu Allah’a isyan emarelerinin hepsini Hz. Allah’a itaate dönüştürmesiyle kavuşabilir. Kim de Cenâb-ı Hakk’ın lutfuyla bu nimete muvaffak olursa büyük bir rahmet üzeredir. Cenâb-ı Hak bu din-i mübîni kullar arasında nasıl yaydıysa, yayılmasına imkân verdiyse, bugün için de o nimeti elde etmenin yolları aynıdır.Ashâb-ı Kiram (r.anhüm), Cenâb-ı Peygamber Efendimiz’in ardında namaz kılarken hem ibadette bulunuyorlar hem de bütün hâl ve davranışlarında Cenâb-ı Peygamber Efendimize nihayetsiz bir ittiba, teslimiyet, sevgi ve sadakat üzere bulunuyorlardı. Hz. Allah (c.c.) Ashab-ı Kiram’ın gönüllerini, Habîbi’nin gönlündeki imana, yakınlığa ve sevgiye açmış, o Sahabe-yi Kiram Efendilerimiz de Peygamber Efendimizin gönlünden tattıkları imanın lezzetini -Allah’a hamd olsun- muhafaza ederek ömürlerini bu hâl üzere tamamlamışlardı. İmanı alışmak ve yaşamak; o sâlih insanların yolu üzere olmak, onların hâlleriyle hemdem olmak, onların Peygamber Efendimiz’e olan sevgi ve sadakat hâllerini bugün ahlâk olarak elde edip yaşamakla mümkündür.İmanı muhafaza etmeye çalışıyoruz. Kaybettiğimiz zaman, imanı kaybederiz. Kaybettiğimiz zaman, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kaybederiz. Bu öyle bir alışveriş ki; nihayeti ya rahmettir, ya da Allah’ın azabıdır. Bizim nefislerimizin oyun ve eğlencesiyle elde edilecek olan iş değildir. Bu, Peygamberler yoludur. İman yolu, Peygamberler yoludur. Allah (c.c.)’un insanlar arsında kendisine en yakın kıldığı, sevgisini en ziyade bahşetmiş olduğu insanlar zümresi, Peygamberlerdir (aleyhimü’s-selâm). Gerek ahlâk, gerekse amel bakımından Rabbime yakınlığı, O’nun rıza ve hoşnutluğunu arzu edenlerin yolu da o Peygamber Efendilerimizin yoludur ki O’nların Sertâcı Rasul-i Kibriya (s.a.v.) Efendimizdir. Biz O’na (s.a.v.) ittiba ile mes’ûlüz. Diğer peygamberleri ise tasdik ile mesulüz. Efendimiz (s.a.v.)’e tam bir yöneliş, tam bir teslimiyet, sevgide O’nu kendi canımızdan önde tutma ve O’nun hayatını ve yaşantısını bütün nefsî istek ve arzularımızın önüne geçirmekle işte bu nimetlere kavuşuruz kardeşlerim.Nefis terbiyesi yolunu, sadece haftanın belirli günlerinde bir araya gelip bazı neşideler, kasideler söyleyip sonrasında ise yeniden nefsî ahlâklarımıza dönme gibi addeden kaybeder. Böyle bir anlayışla insan istifade edemez. Biz, Cenâb-ı Hakk’a itaati alışacağız. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), güzide ashabına nasıl alıştırdıysa bu hâl üzere Cenâb-ı Hakk’a itaati alışacağız. Yaptığımız tesbihat ve aldığımız vazifeler, bu kuvveti bulmak için gayretimizin vesileleridir, sebepleridir. Maksadımız ve gayretimiz; Cenâb-ı Hakk’a ve Efendimiz (s.a.v.)’e itaati sevmeyen, hoşlanmayan ve zor gelen nefislerimizi Hz. Allah’a boyun eğdirmeyi alıştırmaktır, buna aşina etmektir kardeşlerim. Bunun içindir ki bu gayret, imanı muhafaza etme gayretidir. Bu cehdi, bu gayreti dünya işlerimizin her hangi birisi gibi veya duvarımıza astığımız bir levha gibi anlarsak; evimiz, odamız süslü olur fakat evimizden çıkarttığımız zaman bir noksanlık değilmiş gibi addedersek bu gayretleri, hiçbir fayda elde edemeyiz. Çünkü dikkat edin, açılan bu kapı sadece tasavvuf terbiyesi olarak isimlendirilen, nefis terbiyesi olarak isimlendirilen bir çerçeveyle sınırlı değildir. O, sadece bu hayırları elde etmede, nefislerin terbiyesini elde etmede takip edilen bir metottur. Asıl iş ise bu metotlarla, bu yollarla Peygamberî yolu elde etme ve O’nu takip eden salih insanların kervanına katılma yolu ve çalışmasıdır. Cenâb-ı Hakk’ın zikredilişinde, farzların yerine getirilişinde, haramların terkinde bu gayret ve bu niyet olmalıdır. Öyle bir hâle gelmeliyiz ki; yaptığı ibadeti, kulluğu ancak Hz. Allah’a tahsis eden, O’nun dışındaki bütün niyetlerden, müspet veya menfi bütün istek ve arzulardan sıyrılan bir kalbin sahibi olmalıyız. Arındırılmış bir kalp hâlinin kazanılması esastır kardeşlerim.Bu çetin bir yoldur. Büyük gayret isteyen bir yoldur. İnsan bu yolda tembellikle yol alamaz kardeşlerim. Sahabe-yi Kiram efendilerimizin Allah’a ve Rasûlü’ne o güzel itaat örneklerini ifade ettiğimiz, gönüllerimizi cûşa getiren, Cenâb-ı Hakk’ın bizden murad etmiş olduğu o eşsiz, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ahlâkını kazanmaya gayret edeceğiz. Mübarek Efendim’in nefis terbiyesiyle açmış olduğu yol bu, Peygamberî yoldur, elhamdülillah. Bir gün, Sahabe-yi Kiram efendilerimizden Hz. Sevban (r.a.) Peygamber Efendimize gelip gözyaşları döküyor. “...Yâ Rasûlallah! Biz huzuruna gelip gittikçe cemâline bakıyor, yanında oturuyor, sohbetinde bulunuyoruz. Ancak sizi görmediğim zamanlar muhabbetim artıyor, sana kavuşuncaya kadar kederden bunalıyorum. Sonra âhireti hatırlıyorum ve orada sizi görememekten korkuyorum. Çünkü siz Cennette diğer Peygamberlerle beraber yüksek makâmlarda bulunacaksınız. Ben ise Cennete girsem bile Sen’in derecenden aşağı makâmlarda bulunacağımdan dolayı, sizi orada görememekten endişe ediyorum.” diyerek gözyaşı döktüğü zaman Cenâb-ı Hak (c.c.) şu âyet-i kerimeyi gönderdi: “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır. Bu lütuf Allah’tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter.” (Nisâ sûresi, 69-70) O yüzdendir ki kardeşlerim, kim Allah’ı ve Rasûlü’nü seviyorsa; işte onun karşılığında Cenâb-ı Hak yarın mahşer gününde Peygamberlerle, Sıddıklarla, Şehitlerle ve Salih insanlarla beraber olmayı vaat ediyor. Öyleyse onların ahlâkıyla ahlâklanmak elzemdir ve esastır.Cenâb-ı Hak bu husustaki bütün gayretlerimizi, nefislerimizin hevâsıyla bâtıla kayan ahlâklardan kılmasın inşallah. Niyetimizle de, amelimizle de, ahlâkımızla da Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yolunu, O’nun sırât-ı müstakim yolunu elde etmeye cehd eden samimi müminlerden olmayı Rabbim cümlemize nasip etsin inşallah.Ve selâmün alel murselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemin.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

  • ebu_turab

    selam aleyküm rabim daim etsin iki cihandada sızlerle beraberliklerimizi sizin aşk ile olan bu yazılarınız bizlere işık tutuyo efendim duanızda bizlerede yer verin efendim rabime kul resulah efendime ümet abdulah efendime mürüt olmayı rabim nasıp etsin dua edin efendim bu günahkarada sizden uzaktayız cok özlüyoruz sizi ve o güzel kelam ile ALLAH diyen doslarınızla zikredişinizi bizlere dua edin efen dim aciz bir gühkarım ne yüzle yadım onuda bil miyorum selam aleyküm

1 kişi yorum yazdı.