Özlenen Rehber Dergisi

27.Sayı

Dost Bulabilmek

Mehmet YALÇIN Özlenen Rehber Dergisi 27. Sayı
Velilerine isim ve sıfatlarını ve sonsuz âyetlerini bildirmek suretiyle, yarattıklarına Zât’ının vahdaniyetini bildiren Allah’a sonsuz hamd ü sena ederiz. Hamd ve tevekkülümüz ancak O’nadır. Kalplerimizle O’ndan başka ilâh olmadığına, şeriki ve naziri bulunmadığına şahadet ederiz. Yine şahadet ederiz ki Hz. Muhammed (s.a.v.) O’nun kulu ve Rasûl’üdür. Bütün insanlığa gönderdiği dostudur. O ki, O’nun çağrısının doğruluğuna taşlar topraklar ve bütün kâinat şahitlik etmiştir. Allah Teâlâ O’na, ehlibeytine, âl ü ashâbına, özellikle de reşit halifeleri başta olmak üzere bütün tabilerine salât eylesin. Çünkü Cenâb-ı Hak onları hidayete eriştirmiş ve insanlara hidayet rehberi kılmıştır.

Allah Teâlâ cümlemizi razı olacağı söz ve amele ulaştırıp, büyüklerimizin ruhaniyetlerinin bereketlerini üzerlerimizden eksik etmesin. Cenâb-ı Hak Rasûlullah Efendimizin tarif etmiş olduğu Sırat-ı Müstakim’den ayır-masın.

Kavl, amel ve itikatta, tasavvuf büyükleri zahirî ve bâtınî ilimleri elde etmişler, Müslümanlık ahlâkını Peygamber Efendimize uymak suretiyle en yüksek derecede yaşayarak kemale ermişlerdir. Onların akideleri en doğru ve en açık bir şekilde meydandadır ki, kitap, sünnet ve icma-ı ümmete dayanır. Bununla beraber, bu yolun sultanları efendilerimiz, imanın tadını almış aşk ehilleridirler. Hak Subhânehû ve Teâlâ Hazretleri onlara o kadar lütfetmiştir ki onları kendi yakınlığına çekmiş, onlara her şeyin en güzelini vermiş, onları takvanın en yüksek yerine yükseltmiştir. Kalplerini marifet nuruyla aydınlatmış, onlar da bütün masivayı terk ederek Allah’a yönelmişlerdir. Allah’a kulluklarında azimet yolunu seçmişler, Kur’an’ı, sünneti kendilerine ölçü almışlar, bidatlerden ve sapık fırkalardan uzak durmuşlardır. Kendilerine gelen hak yolcularını da Kur’an ve sünnete davet ederek hidayete erişmelerine vesile olmuşlardır. Cenâb-ı Hak onları velâyet nuruyla te’yit etmiş onların doğruluğunu bizzat kendisi rahmet ve hikmetiyle müminlere göstermiş, müminler de bu büyüklerimizden istifade etmişler, feyiz almışlardır. Onlar o kimselerdir ki, Allah onların kalplerine imanı yazmış, kendinden bir ruh ile de onları te’yid etmiştir.(1) Onlara düşmanlık eden veya haklarında kötü düşünen, farkına bile varmadan helak olur. Çünkü onların üzerinde titreyen Hz. Allah’tır. Onlar Allah’ın yardımına mazhardırlar.

İmam-ı Gazalî (k.s.) ’Elmunkızu Mine’d-Dalâl’ kitabında kendi ilk hallerini anlattıktan sonra der ki: ’Yakinen anladım ki Allah yoluna hakikaten suluk edenler saliklerdir. Onların yaşayışları en güzel yaşayış, yolları en doğru yol, ahlâkları en temiz ahlâktır. Dünyanın en akıllı insanları, en büyük feylesofları onların hayat tarzından daha güzel bir hayat tarzı ortaya koymak için bir araya gelseler buna muktedir olamazlar. Çünkü onların zahirî ve batınî bütün hareketleri nübüvvet nurunun gösterdiği yolda devam etmektedir. Yeryüzünde ise nübüvvet nurundan başka hidayet nuru yoktur. Allah’a gitmede yegâne yol Rasûlullah Efendimizin yoludur. Kim ki kendisine böyle bir büyüğü rehber edinmemiş ise hakiki kullukta nakıs kalmıştır.’ İmam-ı Gazalî (k.s.) devam ediyor: ’Kime böyle bir ders verilmemişse o kimse nübüvvetin hakikatini anlayamaz. Sadece ismini bilir, o kadar. Velilerin en son nail oldukları kerametler, hakikatte nebilerin başlangıcındaki halleridir. Bu öyle bir haldir ki, yoluna gelen ancak zevkine varırsa anlayabilir. Zevkine varamayan ise varanların sohbetine ihlâs ile devam edip söylenenleri anlamaya çalışsın. Bunlar hep tecrübe edilmiş şeylerdir.’

Büyük mutasavvıf İmam-ı Rabbanî Efendimiz ise şöyle buyurmaktadır: ’Allah kime bir inabe yolu nasip etmiş ise, Cenâb-ı Allah, o kulun dünya ve ahiret nimetini tamamlamıştır. Böyle bir dost bulduktan sonra yapılacak tek şey o dosta sıkıca bağlanmak ve hizmetinde kusur etmemeye dikkat etmektir.’

Mübarek Efendimiz ise Abdullah Farukî el-Müceddidî Hazretleri de bu hali şöyle tarif etmektedir: ’İnsan bir şeyi tuttu mu, onu sıkı tutmalı, kolu kopmalı ama tuttuğu yeri bırakmamalı.’

Allah dostları yapmış oldukları hizmetler sayesinde büyük derecelere kavuşmuşlar ve böylelikle ümmet-i Muhammed’e Kur’an ve Sünnet’in yaşanmasında önderlik etmişlerdir. İmam-ı Gazalî yine başka bir sözünde buyurmaktadır ki: ’Bir kimse yeryüzündeki bütün ilimleri öğrense, bir mürşid-i kâmilin terbiyesine girmese, anlayışı sınırlı ve her zaman noksan olmaya, yüksek anlayışlardan mahrum kalmaya mahkumdur.’ Kendisi Şafiî mezhebinde müçtehit olan, ilmi herkes tarafından kabul gören bu büyük âlim, mürşidin gerekliliği hususunda böylesine bir ifade kullanıyor ise diğer insanların halini gerçekten düşünmek gerekir.

Allah dostları, Allah’ı görücesine kulluk etmenin sırrına vakıf olmuşlardır. Allah’tan gafil bir şekilde O’na kullukta bulunanları hakiki kulluğa, sözleriyle, yaşantılarıyla ve halleriyle davet ederler. Gönlü bu yüksek meziyetlerle donatılmış Allah dostlarıyla insan ünsiyet kurduğu vakit, kendi nefsanî duygularından sıyrılıp Allah dostlarının gönüllerindeki ilâhî aşk ile kalpleri buluşunca imanın halâvetini ve lezzetini tatmaya başlarlar. Allah’a kul olmanın güzelliğini yaşarlar. Bu öyle bir güzelliktir ki bunu ancak tadan ve yaşayan bilir. Bu güzelliğe ermek de, Allah dostlarına şüphelerden arınmış bir kalp ile bağlı bulanmayı gerektirmektedir. Çünkü insan vehimden kurtulmadıkça fehmi yani anlayış kabiliyeti açılmaz. Böyle olunca da insan, kalpleri ilâhî aşkla dolu olan Allah dostlarının yanlarında dursalar dahi manevi olarak istifade edemezler. Bu gibilerin misali okyanus kenarında durup da susuzluktan şikâyet edenlerin hali gibidir. Sevgi, sadakat, teslimiyet ve hizmet, gönül erlerinden istifadelerin artmasına neden olan en önemli unsurlardır.

Yukarıda bazı vasıflarını anlatmaya çalışmış olduğumuz ’Allah dostları bu zamanda da olabilir mi?’ diye aklımıza bir soru gelebilir. Şurası muhakkak ki, daha önceki asırlarda olduğu gibi, yaşamış olduğumuz asırda da böyle güzide insanlar mevcuttur. Kıyamete kadar da mevcudiyetleri devam edecektir. Samimi olarak Allah’tan böyle kıymetli insanlarla karşılaşmayı dilersek, Allah (c.c.) dualarımızı geri çevirmez, razı olduğu dostlarıyla bizi tanıştırır. Yeter ki maksadımız Allah olsun. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadis-i şerifte buyurmuştur ki: ’Allah’ın rahmeti halifelerimin üzerine olsun.’ Sahabe: ’Ya Rasûlallah! Sen’in halifelerin kimlerdir.’ diye sorunca Peygamber Efendimiz: ’Ben’im sünnetimi yaşayan ve onları Allah’ın kullarına öğretenlerdir.’(2) Böyle bir taife her asırda bulunacak, kıyamete kadar da varlıklarını devam ettireceklerdir. Cenâb-ı Allah razı olduğu dostlarını bulmayı ve onların feyiz ve bereketlerinden istifade etmeyi cümlemize nasip etsin.


Kaynakça:
1. Mücadele 58/22.
2. İhyâu Ulûmi’d-Dîn, c.1, s.38.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.