Özlenen Rehber Dergisi

136.Sayı

Ramazan ve İnfak

Eyüp ÖZBERK Özlenen Rehber Dergisi 136. Sayı
Büyük bir sevinç ve neşeyle idrak ediyor olduğumuz Ramazan ayının öne çıkan hususiyetlerinden birisi de cömertlik, infak, yardımlaşma ve kaynaşmadır.
Ramazan ve Cömertlik:

İnsanların en cömerdi, hiç şüphesiz Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’dir. (Bkz., Buhârî, Cihâd, 24) Buna rağmen O, Ramazan-ı Şerîf’de, Kur’ân-ı Kerim’den o zamana dek inen kısımları müzakere etmek üzere Cebrâil (a.s.)’la buluşunca daha da cömertleşir, (Bkz., Müslim, Fedâil, 12) İbn-i Abbâs (r.anhümâ)’nın ifadesiyle; ’hayır hususunda esmesi hiçbir engele uğramayan rüzgârdan daha cömert olur’, (Bkz., Buhârî, Bed’ul-Vahy, 5) esen rüzgar gibi cömertliği herkes için umumî ve süratli olurdu.
Fıtır Sadakası

Ramazan’ın infak, tasadduk yönünü ortaya çıkaran amellerden birisi de fıtır sadakasıdır.
Fıtır, lügat manası itibariyle oruç açmaktır. Oruçlu kimsenin orucunu açmasına ’iftar’, Şevval ayının ilk günü olan Ramazan bayramının birinci gününde oruç tutulmayıp iftar edildiği için o güne ’fıtır günü’, o gün verilmesi gereken sadakaya da ’fıtır sa¬dakası’ denilmiştir. Buna "fıtır zekâtı, fitre, oruç sadakası, Ramazan sada¬kası ve baş zekâtı" da denilmektedir.
Istılahta fıtır sadakası, belirli bir surette, zekâtı hak edenlere verilen bir miktardır.
Fıtır sadakası, zekâttan önce, Ramazan orucunun farz kılındığı yıl olan hicrî 2. yılda vacip ve meşru kılınmıştır. Oruç, Şaban ayında farz olmuş, fıtır sadakası da Ramazan bayra¬mından iki gün önce vacip olmuştur. (Bkz., Sünen-i Ebu Davud Terc. ve Şerhi, Haz.: Necati Yeniel/Hüseyin Kayapınar, c.6, s.220-222, Şamil Yay., İstanbul)
Asli ihtiyaçları dışında nisap miktarı malı bulunan ve bayrama kavuşan büyük-küçük, kadın-erkek herkes fıtır sadakası vermekle yükümlüdür. Malın üzerinden bir yıl geçmesi gerekmez.
Efendimiz (s.a.v.), fıtır sadakasına ehemmiyet göstermiş, Ramazan bayramından iki gün önce hutbe vererek Sahâbelerine fıtır sadakasını emretmiş ve hükümlerini açıklamıştır. (Bkz., Ebû Dâvûd, Zekât, 20)
Fıtır Sadakasının Hikmetleri:

Fıtır sadakası, oruçluyu kusur ve günahlardan arındırmak ve fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamak için vacip kılınan, yaratılış ve bedenin zekâtı, Ramazanın sonuna ulaşmış olmanın bir şükür atiyyesidir.
Fıtır sadakası, ramazan orucunun tamam olmasına ve günahların bağışlanmasına vesiledir. Nakledilen bir rivayette: ’Her kim Ramazan’da oruç tutar, (bayram günü) gusül (abdesti) alarak namazgâha erkenden gider ve onu sadaka(-i fıtır) ile sona erdirirse (bayram namazından) bağışlanmış olarak döner.’ (Taberânî, Evsat, c.4, s.221, h.no:5784) buyrulmuştur.
İbn Abbâs (r.a.) sadaka-i fıtrın hikmetini şöyle ifade etmiştir: ’Rasûlullah (s.a.v.), fıtır sadakasını oruçluyu faydasız ve müstehcen söz ve fiillerden temizleyici, fakirlere de yiyecek olmak üzere farz kıldı. Her kim onu (bayram) namaz(ın)dan önce verirse, o (Allah tarafından) kabul olunmuş bir zekâttır. Her kim de onu (bayram) namaz(ın)dan sonra verirse, o sadakalardan bir sadakadır.’ (Ebû Dâvûd, Zekât, 17)
Buna göre fıtır sadakasının birinci hikmeti; ’Salih ameller, günahları siler.’ (Hûd, 11/114) kaidesince oruç tutarken meydana gelen kusurları gidermek ve onun Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna tam ve eksiksiz bir şekilde yükselmesine sebep olmaktır. Rivayet olunduğuna göre; ’Muhakkak ki Ramazan, sema ile arz arasında asılı (bekler). (Allah’a) ancak (sahibinin verdiği) fıtır sadakasıyla (tam ve razı olunmuş şekilde) yükseltilir.’ (Deylemî, el-Firdevs Bime’sûri’l-Hitâb, c.1, s.235, h.no:901)
Sadaka-i fıtrın diğer bir hikmeti ise fakir için bir maişet, yiyecek maddesi olmasıdır. Onunla bayram gününde fakirin ihtiyacı giderilmiş, en azından bir günlük nafakası temin edilmiş olur./
Fıtır Sadakasının Vakti:

Bu nedenle fıtır sadakasının bayramdan önce verilmesi daha efdaldir. İbn-i Ömer (r.anhümâ): ’Rasûlullah (s.a.) bize fıtır sadakasının, halk bayram namazına çıkmadan önce verilmesini emretti.’ demiş (Buhârî, Zekât, 76), kendisi de fıtır sadakasını bayramdan iki üç gün önce vermiştir. (Bkz., Muvattâ, Zekât, 29) Ashabın fıtır sadakalarını bayramdan önce Efendimize ulaştırdıkları ve Peygamberimizin de bunları bayram günü fakirlere dağıtarak (Bkz. İbn-i Adiy, el-Kâmil Fî Duafâi’r-Ricâl, c.8, s.320; İbn-i Zenceveyh, el-Emvâl, c.3, s.1251, h.no:2397): ’Bu günde (fakir)leri (dilencilikten) müstağni kılın (muhtaç etmeyin).’ buyurduğu rivayet edilmiştir. (Dârakutnî, Sünen, Zekâtu’l-Fıtr, c.3, s.89, h.no:2133)
Bayram namazından önce verilen fıtır sadakası, sevabı tam olarak Allah katında makbul olan bir zekâttır. Bayram namazından sonra verilen fıtır sadakası ise, sair zamanlarda verilen sadakalar gibidir. Buna göre namazdan sonra verilenin sevabı diğerinden azdır. Âlimler bunda ittifak etmişlerdir. Ne var ki bundan, bayram namazından sonra verilen fıtır sadakasının kabul olmayacağı anlaşılmamalıdır. Zira onun da geçerli olduğu hakkında icmâ vardır. (Bkz., Sünen-i Ebu Davud Terc. ve Şerhi, c.6, s.220-222)
İnfak Seferberliği:

Peygamberimiz (s.a.v.), verebilecek güçte olan fakirleri dahi fıtır sadakası vermeye teşvik ederek; ’(Fıtır sadakası veren) zengininizi Allah (günahlardan arıtıp malını) temizler. Fakirinize gelince de (fıtır sadakası olarak) verdiğinden Allah, ona daha fazlasını verir." (Ebû Dâvûd, Zekât, 20) buyurmuştur. Buradaki "fakir" kelimesinden ya çok zengin olana nispetle az malı olan ya da bayram gününde kendisi ve aile efradına yetecek kadar yiye¬cekten başka fıtır sadakasına sahip olan hakiki fakir kast edilmiştir. (Bkz., Sünen-i Ebu Davud Terc. ve Şerhi, c.6, s.235-236)
Zekât:
Bu mübarek ayda mü’minlerin dikkat etmesi gereken hususlardan biri de zekâttır.
Enes (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.)’e; Ramazan (orucun)dan sonra hangi oruç daha faziletlidir, (diye) soruldu. (Rasûlullah): ’Ramazan’ı tazim için Şaban (ayında tutulan oruç).’ buyurdu. ’Hangi sadaka daha faziletlidir?’dendi. (Rasûlullah): ’Ramazan’da (verilen) sadaka.’ buyurdu. (Tirmizî, Zekât, 28)
Ramazan’da verilen sadakanın, yapılan tasaddukun daha faziletli olması nedeniyle mü’minler, bu ayda zekâtlarını hesaplar ve verilecek yerlere tevdi ederler.
Zekâtın Manası:
Zekât, lügatte artma ve temiz¬leme manasına gelir.
Istılahta ise; Allah’ın hakkı olarak belirli mallardan çıkarılan, âyet-i kerimede zikredilen sekiz sınıftan bir veya daha fazla sınıfa temlik etmek suretiyle verilen belirli bir miktar maldır.
Bu miktara zekât denilmiştir zira mal, zekât vermekle çoğalır, temizlenir, bereketlenir ve afetlerden korunur. Nitekim rivayet edildiğine göre Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ’Mallarınızı zekatla koruyun. Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Bela dalgalarını da dua ve tazarru (yalvarış) ile karşılayın.’ (Ebû Dâvûd, Merâsîl, Bab no:19, Savm, s.110)
Zekât, hicretin 2. yılında farz kılınmıştır. Bir görüşe göre Mekke’de farz kılınmış, tafsilâtı Medine’de açıklanmıştır. Çünkü zekâta ait bazı âyetler, Mek¬ke’de inmiştir. Tercih edilen görüşe göre zekât, oruç ve fıtır sadakasından sonra farz kılınmıştır. Buna göre Mekkî âyetlerde zikredilen zekât, Medine’de farz kılman nisap ve miktarı belli olan, müstahaklarına verilmesi için zekât memurları tarafından toplanan zekât¬tan farklıdır. Mekke devrindeki zekât, mü’minlerin kendi kardeşlerine karşı bir vazife olarak vermiş oldukları ve duygularına bırakılmış bir malî yardımdır. Dolayısıyla belirli bir miktarı olmadığından bazı hallerde az bir miktar kâfi geldiği halde, bazen de ihtiyaçlar ve durum daha fazla vermeyi gerektiriyordu.
Zekâtın farziyyeti Kitab yani Kur’an, Sünnet ve icmâ’ (ittifak) ile sabittir. Binaenaleyh onu inkâr eden kimse kâfir olur.
Rabbimiz Teâlâ: ’Zekât verin.’ (el-Bakara, 2/110) buyurarak mü’minlere emretmiş, ’Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al...’ (et-Tevbe, 9/103) buyurarak Habibine, mü’minlerden mallarının zekâtını almasını emretmiştir.
Zekât, namazdan sonra dinin en mühim rüknüdür. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de zekât, seksen küsur yerde namazla beraber zikredilmiştir.
Zekâtın Hikmetleri:
1- Zekât fakirin, zenginin malındaki bir hakkıdır. Nitekim "onların mallarında isteyen (dilenci) ile mahrum kalanın hakkı vardır." (el-Meâric, 70/24-25) âyetinde, zekâtın faki¬rin hakkı olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle zekât veren, verdiği zekâtı başa kalkmamalı, fakiri minnet altında koymamalıdır. Zira o, fakire, malından kendisine ait olan kısmı değil, bilakis fakirin hakkını vermiş olmaktadır. Değil başa kalkmak tam aksine, zekâtını kendisinden aldıkları, malının pisliğini kabul ettikleri, kendisini büyük bir yükten kurtardıkları için teşekkür etmelidir.
2- Zekât, mal nimetini veren Allah’a şükür için farz kılınmıştır.
3- Zekât, Allah’a inanma hususunda kulun samimi olup olmadığını denemek için farz kılınmıştır. Zekâtını veren zengin, Allah’ın emrini yeri¬ne getirmiş, imtihanı kazanmış olur.
4- Zekât, insanlık kadar eski olan fakirlik problemine İslâm’ın çare olarak getirdiği müesseselerden biridir. Zekât sayesinde fakirlerin sayısı azalır, dolayısıyla fakirlik sebebiyle meydana gelen birçok olayın önü alın¬mış olur. Şayet zekât müessesesi, tam olarak çalışsa ve işletilse, yeryüzünde fakir kalmaz.
5- Zekât, zenginleri cimrilik hastalığından korur, dolayısıyla onların feraha ermelerine sebep olur.
6- Zekât, fakirleri rahatlatır, onlara toplumda normal yaşama imkânı sağlar.
7- Zekât, zenginlerle fakirler arasında sevgi ve saygı duygularını artır¬maya bir vesiledir.
8- Zekâtın İslâmî devlet tarafından toplatılıp müstahaklarına verilme¬si, onu vermeyenlere müeyyideler uygulaması onun aynı zamanda siyasî bir nizam olduğunu ortaya koyar. (Bkz., Sünen-i Ebu Davud Terc. ve Şerhi, c.6, s.89-91)

Zekât ve Sadaka Hakkında Bazı Rivayetler:
Peygamberimiz (s.a.v.)’den zekât hakkında şu rivayetler nakledilmiştir:
- ’İslâm beş (temel) üzere bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet et¬mek, namaz kılmak, zekât vermek, hac(cetmek) ve Ramazan (ayı) orucu tutmak.’ (Buhârî, Îmân, 2)
- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Benî Temîm’den bir adam, Rasûlullah (s.a.v.)’e geldi ve: ’Yâ Rasûlallâh! Muhakkak ki ben, çok mal sahibi ve (aynı zamanda) aile, (çoluk) çocuk ve akraba (komşu) sahibi (bir kimse)yim. Nasıl infak edeceğimi ve nasıl yapacağımı bana haber ver?’ dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): ’Malından zekâtı verirsin. Muhakkak ki o, seni temizleyen bir temizleyicidir. Akrabalarına sıla-i rahm yapar (onları görür gözetirsin), dilencinin, komşunun ve yoksulun hakkını tanırsın (verirsin.)’ buyurdu. Bunun üzerine (adam): ’Yâ Rasûlallâh! (Bu yükümlülükleri) benim için azalt!’ dedi. (Rasûlallâh): ’Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.’ buyurdu. Bunun üzerine (adam): ’(Bu) bana kâfidir yâ Rasûlallâh! (Peki) zekâtı senin elçine (zekât memuruna) verdiğim zaman Allah ve Rasûlü’ne karşı bu (yükümlülük)ten kurtulmuş olur muyum?’ dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ’Evet, onu elçime ödediğin zaman ondan kurtulmuş olursun. Artık senin için onun mükâfatı vardır. Günahı ise onu değiştirenin üzerinedir.’ (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.19, s.386, h.no:12394)
Zekât temizleyicidir. Nefsi; cimrilik ve hakka muhalefet çirkinliklerinden temizlediği gibi, malı da, hak edene vermekle pisliklerden temizler. Bu nedenle Efendimiz (s.a.v.): ’Muhakkak bu sadaka (yani zekât), o ancak insanların kirleridir. Ve (bu sebeple) o(nu almak), Muhammed’e ve Muhammed’in âline (ehl-i beytine) helâl olmaz.’ (Ebû Dâvûd, Harâc-İmâre-Fey, 20) buyurmuştur. Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın: ’Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al...’ (et-Tevbe, 9/103) âyet-i kerimesi bu manayı ifade etmektedir.
Kişi, zekâtı ya da fıtır sadakasını hak edene veya onu hak edene verme hususunda kendisine vekil olana vermekle sorumluluktan kurtulur.
- ’Zekât, İslâm’ın köprüsü, (yüksek binası)dır.’ (Taberânî, Kebîr, c.11, s.415, h.no:1795)
Zekât, İslâm’ın köprüsüdür. Onun vasıtasıyla İslâm’a geçilir, iman kemâl bulur, dinde mekân tutulur, karar kılınır, sebat elde edilir. Mü’min, münafıktan zekât vasıtasıyla ayırt edilir. Zekâtı, ancak mü’min olan rahatlıkla verir. Münafık, İslâm’ın diğer emirlerinde riyaya, gösterişe imkân bulduğu halde zekâtta bulamaz.
Zekât, İslâm’ın yüksek binasıdır. Nitekim zekâtta İslâm’ın izzeti, kuvveti vardır. Kibirlenen ve malından infak etmek istemeyenden zorla alınır.
- ’Muhakkak ki Müslümanlığınızın tam (kâmil) olması, mallarınızın zekâtını vermeniz(le)dir.’ (Heysemî, Keşfu’l-Estâr An Zevâidi’l-Bezzâr, c.1, s.415, h.no:876)
- ’Rabbinize kulluk edin, beş (vakit namaz)ınızı kılın, (Ramazan) ayı (orucu)nuzu tutun, evinizi (yani Kâbe’yi) haccedin, zekâtınızı gönül hoşluğuyla verin, (böylece) Rabbinizin cennetine girin.’ (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.36, s.595, h.no:22260)
- ’Üç (şey) vardır ki, her kim onları yaparsa imanın tadını mutlaka tadar: O’ndan başka ilah olmadığını (bilerek) yalnızca Allah Azze ve Celle’ye ibadet (kulluk) eden. Her yıl gönül hoşluğu ile malının zekâtını veren ve (zekât olarak); ne yaşlı, ne uyuz, ne de hasta (hayvanı) vermeyen. Fakat (zekâtı) mallarınızın orta hallisinden (verin). Zira Allah Azze ve Celle o (mallarınız)ın en iyisini istemedi, en kötüsünü (vermenizi) de emretmedi. Ve (üçüncü olarak) nefsini temizleyen.’ Bir adam: ’Nefsi tezkiye etmek de nedir?’ dedi. Bunun üzerine (Rasûlullah): ’(Kişinin) nerede olursa olsun, Al¬lah Azze ve Celle’nin kendisiyle beraber olduğunu bilmesidir.’ buyurdu. (Taberânî, Sağîr, c.1, s.201)
- Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; bir bedevi Nebi (s.a.v.)’e geldi ve: ’Bana, öyle bir ameli işaret et ki, onu işlediğim zaman cennete gireyim!’ dedi. (Rasûlullah): ’Allah’a ibadet eder; ona hiç bir şeyi ortak koşmazsın. Farz kılınan (beş vakit) na¬mazı dosdoğru kılarsın; farz kılınan zekâtı verirsin ve Ramazan (orucunu) tutarsın.’ buyurdu. (Bedevi): ’Canım yed(-i kudret)inde olan (Allah)’a yemin olsun ki, bunun üzerine hiç şey ziyade etmem.’ dedi. Arkasını dönü(p gidi)nce, Nebi (s.a.v.): ’Her kimi, cennet ehlinden bir kimseye bakması sevindirecekse, bu (adam)a baksın!’ buyurdu. (Buhârî, Zekât, 1)
- ’Her kim Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsa malının zekâtını versin.’ (Taberânî, Kebîr, c.6, s.243, h.no:13385)
- Ebu’l-Müsennâ’l-Abdî’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: es-Sedûsî’yi -(Beşîr) b. el-Hasâsiyye (r.a.)’ı kastediyor- şöyle derken işittim: Nebi (s.a.v.)’e (İslam üzere) biat etmek için geldim. -(Beşîr devamla) şöyle dedi- (Rasûlullah) bana, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şahadet etmeyi, namaz kılmamı, zekât vermemi, İslâm haccı (üzere) haccetmemi, Ramazan ayı orucunu tutmamı ve Allah yolunda cihat etmemi şart koştu. Bunun üzerine ben: ’Yâ Rasûlallah! İki şey var ki, Allah’a yemin olsun ben o ikisine güç yetiremem. (Onlar) cihat ve zekâttır. Zira (insanlar cihattan) kaçan kimsenin Allah’ın gazabına uğrayacağını söylüyorlar. Ben ise ona (yani cihada) katılırsam nefsimin korkuya kapılıp ölümü istemeyeceğinden korkuyorum. Zekâta gelince, bana ait yalnızca küçük bir koyun sürüsü ve on deve var. Onlar da ailemin maişet kaynağı ve binekleridir.’ dedim. (Ravi) şöyle dedi: ’Bunu üzerine Rasûlullah (s.a.v.) (Beşîr’in) elini tuttu, sonra elini salladı, sonra da: ’Cihat yok, zekât yok, öyleyse cennete neyle gireceksin?’ buyurdu.’ (Beşîr devamla) şöyle dedi: ’Yâ Rasûlallah! Sana biat ediyorum.’ dedim ve -(Beşîr devamla) şöyle dedi- (koştuğu) bütün (şartlar) üzerine biat ettim. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.36, s.284, h.no:21952)
- ’Zekât vermeyen, kıyamet günü (cehennem) ateş(in)dedir.’ (Taberânî, Sağîr, c.1, s.58)
Zekâtını vermeyenleri Cenâb-ı Hak: ’Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve: ’İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım biriktirip sakladıklarınızın tadını!’ denilecek.’ (et-Tevbe, 9/34-35) âyetiyle şiddetli bir şekilde uyarmıştır.
- ’Kulların, içerisinde sabaha erdiği her bir günde muhakkak iki melek iner ve onlardan biri: ’Allah’ım! İnfak edene bir bedel ver.’ der. Diğeri ise: ’Allah’ım! (Malı) tu¬tana (infak etmeyene) telef ver.’ der.’ (Buhârî, Zekât 27)
- ’Ahdi (anlaşmayı, verdiği sözü) bozan hiçbir topluluk yoktur ki aralarında öldürme vaki olmasın. Bir topluluk içerisinde fuhuş ortaya çıkarsa, Allah mutlaka onlar üzerine ölümü musallat eder. Zekât vermeyen hiçbir topluluk yoktur ki Allah onlardan yağmuru kesmiş olmasın.’ (Hâkim, Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, Cihâd, 202, c.2, s.136, h.no:2577)
- ’Muhakkak ki sadaka, Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü defeder.’ (Tirmizî, Zekât, 28)
Kötü ölüm: Rasûlullah (s.a.v.)’in Allah’a sığındığı ölüm tarzlarıdır: Göçük altında kalmak, kayalıktan düşmek, boğulmak, yanmak, ölüm anında şeytanın çarpması, savaştan kaçarken öldürülmek gibi... Bazı âlimler de bundan muradın "âni gelen ölüm" olduğunu "asılmak gibi herkese teşhir edilen ölüm" olduğunu söylemiştir.
- ’Veren el, alan elden daha hayırlıdır.’ (Buhârî, Zekât, 18)
- Efendimiz (s.a.v.), Sahâbelerden zekât vermek üzere biat almıştır. (Bkz., Buhârî, Îmân, 42)
Malımızın zekâtını vermemiz gerektiği gibi diğer insanları da İslâm’ın bu emri hususunda uyarıp bilgilendirmemiz üzerimize bir vecibedir.
Rabbimiz Teâlâ, bizleri kulluğuna layık eylesin. Ramazan’ın sonuna günahlarından arınmış, yakınlık ve rızasını elde etmiş, tertemiz bir şekilde çıkmayı cümlemize nasip etsin!
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.