Özlenen Rehber Dergisi

153.Sayı

Ahmed Er-rufâî ve Rufâiyye Yolu - 2.bölüm

Yakup YÜKSEL Özlenen Rehber Dergisi 153. Sayı
VIII- TARİKATA GİRİŞ:
Rufâiyye tarikatında dervişliğe kabul usulünü, Kenan Rufâî söyle açıklamıştır:
’Mürşit, müride; Allah’a dönüş ve tövbenin bir belirtisi olarak abdest alıp iki rekât namaz kılmasını söyler. Bunun ardından, mürşit kıbleye yönelerek iki dizi üstüne oturur. Mürit de, dizleri mürşidin dizlerine değecek biçimde aynı şekilde çökerek oturur. Mürşit, üç Fatiha ve Kur’an’ın biatle ilgili ayetini1 okurken müridin elinden tutar ve Peygamberden biatleşme ile ilgili olarak nakledilen hadisi hatırlatır ve sonunda müride: ’Siz de bu şartlar muvacehesinde bana biat ediyor musunuz?’ diye sorar ve ’Evet’ cevabını alınca Kur’an’ın, ahdi bozmamaya ilişkin ayetlerini okur. Bunlardan sonra mürşit, isteklinin elini tutmaya devam ederek üç kez ’istiğfar’ ederler. Bunun ardından İslam’daki iman ve ibadet esaslarına sadakat tekrarlanır. Düşkünlere, yoksullara, çaresizlere yardım edileceğine, Ahmed er-Rufâî’den gayrı mürşit tutulmayacağına söz verilir ve bütün bunlara Allah ve Peygamber şahit tutulur.2

IX- TARİKATIN USUL VE ERKÂNI:
Ahmed er-Rufâi ve Rufâîlik üzerine geniş bir eser kaleme alan Kenan Rufâî,3 tarikatın usul ve erkânı hakkında şöyle bir bilgi vermektedir:
Riyazet ve mücahede ağırlıklı olan tarikatta biri hilafet, diğeri muharremiyye olmak üzere ahlakın tehzib ve güzelleştirilmesi için kırk gün süreyle yapılan iki tür halvet vardır. Bu halvette salik oruç tutacak, iftarla sahuru mürşidin tarifi üzere yapacaktır. Bu halvette salik bütün ibadet, riyazet ve davranışlarıyla rüya ve vakıalarıyla şeyhinin gözetiminde bulunur. Özellikle muharremiyye halveti Muharrem ayının yedi gününde yapılır.
Bu iki halvet türünden başka, diğer müritler için yine Muharrem’in birinci gününden başlayan abdestli olmak, oruçlu bulunmak, eşine yaklaşmamak, hayvan eti yememek ve susmayı tercih etmek şeklinde icra edilen halvet türü de vardır.
Rufâîler, siyah sarık sararlar, seccade üstünde otururlar ve ayin, zikir törenlerinde def ve bendir çalarlar. Bazen zikir sırasında ’burhan’4 adını verilen bir takım ’havârık’5 izhar ederler.6
Rufâî Hazretleri tarikatın esaslarını şöyle açıklar: Yolumuz üç şey üzerine bina edilmiştir:
1- İstememek
2- Geri çevirmemek
3- Mal yığmamak.
’Benim yolum, içinde bidat bulunmayan din, tembellik bulunmayan amel, fesat bulunmayan niyet, yalan bulunmayan doğruluk, riya bulunmayan hal, iddia ve makam isteği düşüncesi bulunmayan makam ve Allah’a tamamen tevekkül etmekten ibarettir.’
Maddeler halinde sıralamak gerekirse: 7
1- Evamir-i ilahiyye’ye intisab, nevahi-i ilahiyye’den ictinab’dır.
2- Dininde ve cehdinde muhkem (kararlılık) esastır.
3- Şeriat’ın ve tarikat’ın inceliklerini yerine getirmek, aksi davranışlardan kaçınmaktır.
4- Başkalarının ayıp ve kusurlarını araştırmamak.
5- İnsanlara, muhtaçlara şefkat ve merhametli davranmak.
6- Tümüyle çirkinlik ve kötü huylardan uzaklaşmak.
7- Şeyhin uyarı ve tavsiyelerine uymak.
8- Başlangıçtakiler için ruhsatla, ilerdekilerle azimetle amele yönelmelidir.

Samarrâî’ye göre, Rufâî tarikatının esasları şöyledir:
- Allah’ın birliğine iman
- Kur’an’ı, sorumlulukların kaynağı bilmek
- Muhammed (s.a.v.)’in sünnetine bağlılık
- Sürekli zikir ve iç dünyayı dinlemek
- Sevgi
- İlk İslam âlimlerinin çerçeveledikleri inanç sistemine bağlılık
- Muhammed (s.a.v.)’in sahabilerine saygı
- Kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna iman
- Tefekkür
- Dostlarla açık zikir
- Muhammed (s.a.v.)’in ahlakıyla ahlaklanmak
- İlim tahsili peşinde olmak
- Sürekli Kur’an okumak
- Şöhretten kaçınmak
- Lüzumsuz ve boş konuşmayı terk etmek
- Bidatlerden kaçınmak

X- TARİKAT ZİKRİ ve BURHAN
Rufâiyye, sesli zikir yapan tarikatlardan birisidir. Zikir ve ayin usulüne ’zikr-i kıyâmî’ (ayakta zikir) adı verilir. Kadiriyye, Bedeviyye ve Sa’diyye ’kıyâmî’ zikri benimseyen bazı diğer tarikatlardır.
’Zikr-i kıyam’ şeyh efendinin Fâtihası ile başlar. Dizüstü oturulur ve hilâl şeklinde bir zikir halkası teşkil edilir, Fâtiha’dan sonra ’özel bestesi’ olan ’evrâd-ı şerif’ okurlar. Kısa bir dua yapılır. Ardından ayağa kalkılır. Halka bozulmadan, vücudun belden aşağısı fazla hareket ettirilmeden şeyh efendinin belirttiği esmâ (Allah Teâlâ’nın isimlerinden biridir. Genelde kelime-i tevhidle başlanır. Sonra lafza-i celâl ve Hayy-Hakk isimleri zikredilir) zikredilmeye başlanır. Zikir meclisini ’reis’ denilen bir kişi yürütmeye başlar. Zâkirler ya tek başına ya da grup halinde ilâhiler, kasideler söylerler. Böylelikle dervişler iyice coşar ve zikir hızlanır. Yeseviyye tarikatında zikir esnasında görülen ’testere’ sesine benzer bir sesle zikrin ritmi değişir.
Bu coşkunluk hâlinde aktâb-ı erbaa (dört büyük kutup)’dan birisi olarak kabul edilen Ahmed er-Rufâî (k.s.) Hazretleri’nin Hz. Rasûlullah (s.a.v.)’in ’elini öpme kerameti’ esnasında meydana geldiği rivayet edilen harikulade durumların bir tezahürü ve devamı olarak ekseriyetle olmamakla birlikte bazen ’burhan’ yapılır.
Burhan denilen ve harikulade haller olarak değerlendirilen bu durum, kılıç, şiş, topuz, teber (bir çeşit balta) gibi âletlerin vücudun yanak, karın, gırtlak, göz ve değişik yerlerine saplanması şeklinde gerçekleştirilir. Ayrıca ’lâl’ denilen bir demir parçası ateşe sokulur, akkor hâline gelince ağza alınıp yalanır ve soğutulur. Bu hâdiseye ’gül yalamak’ da denir. Bu esnada ’Hayy’ ism-i şerifi zikredilir. Ama hakikatte Rufâiyye yolu ve tarikatı; ne şiş vurmak, ne ateşe girmek, ne cam çiğnemek, ne de suya dalmaktan ibaret değildir. Tabi ki ateşe yakıcılık, bıçağa kesicilik özelliğini veren Allah Teâlâ’dır. İstediği zaman geri alır. Tıpkı Cenâb-ı Allah’ın Hz. İbrahim (a.s.)’ı ateşin yakıcılığından koruduğu gibi. [Biz: ’Ey ateş! İbrahim için serin ve selamet ol!’ dedik.’ (Bkz., el-Enbiyâ, 21, 69)] Nimet, mülk ve hükümranlık Hz. Allah’a aittir. Bu tür harikalar ve kerametler peşinde koşmanın müridi bir takım bidatlere sürüklemesinden korkulur. Zaten gerek de yoktur. Aslı bırakıp, teferruatla uğraşmak yakışık almaz. Önemli olan o anda söylenen Hayy esmasından ve bu kapıdan istifade edebilmektir. Bu ise ihlâs ve samimiyetle birlikte gelen itaatle mümkün olur. Ahmed er-Rufâî hazretlerinin kendisinin de ifade buyurduğu gibi ’şeriatla aynı görülen tasavvuf, istikamet üzere olmaktır.’
Bundan sonra ’Hakk’ ve ’Hû’ ism-i şerifleri zikredilir. Sonra oturulur. Esmâ-i Hüsnâ’dan bazı isimler okunur. Ardından bir kişi ’aşır’ okur. Şeyh Efendi dua eder. Fatiha ve salâvatlar çekilir. Sağa ve sola selâm verilerek zikir ayini bitmiş olur. Cehrî zikir, Rufâiyyenin çok tanınmış ve dikkat çekmiş bir hususiyetidir.

XI- RUFÂİYYE İLE GELEN TARİKATLAR:
Sayyadiye, Ma’rufiye, Kelaliyye, Hariciyye, Nuriyye, Zeyniyye, Vâsıtiyye, Fenariyye, Burhaniyye, Fazliyye, Cündeliyye, Cemiliye, Diriniye, Aslaniyye, Sebsebiyye, Aziziyye ve Kantaniyye’dir.

XII- TESİRLERİ:
Rufâîyye, Ahmed er-Rufâî’den sonra genellikle Ortadoğu, Anadolu ve Balkanlar’da yayılmıştır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında Anadolu’nun muhtelif yerlerinde Rufâî dergâhlarına rastlanmaktadır. O yıllar Anadolu’yu gezen Arab Seyyah İbn-i Batuta, Anadolu ve Balkanlar’da gördüğü âhi zaviyeleriyle birlikte Rufâî dergâhlarına da işaret etmektedir.8 Bu tarikat, Osmanlı ülkesinde son yıllara kadar etkinliğini sürdürmüştür. Abdulhamid Han’ın saygı duyduğu Şeyh Ebû’l-Hüdâ Efendi de Rufâî yoluna mensup olarak bilinmektedir.9

XIII- ESERLERİ:
- el-Hikemu’r-Rufâîyye: Kendisi yazmıştır. (Hakk yolcusunun dostları Yaman Ankara) M. Naci: el-Hikemü’r-Rufâîyye Şerhi.
- en-Nizâmu’l-Hâs Li-Ehli’l-İhtisâs: Mevize ve nasihatleri içerir. Yaman Ankara.
- Erbaûne Hadîsen: Kırk Hadis. Tasavvuf içeriklidir. Kendisinden önce her hadisi Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ulaştırır.
- Hâletü Ehli’l-Hakîka Me’allâh: Kırk hadisin şerhi niteliğindedir. Ebû Şucâ’ b. Menhec tarafından sohbetlerden derlenmiştir.
- el-Burhânü’l-Müeyyed: Sohbetlerden derlenmiştir. Özellikle tevhid, sema, tarikat işlenir.
- el-Mecâlisü’s-Seniyye: Tasavvufî meclisler ve sohbetleri içerir. Hak Yolcusunun Düsturları, Yaman Ankara.
- el-Eş’âr: Şiirler.
- el-Ahzâb ve’l-Evrâd: Tarikat ahzâb ve evradı yer alır.
- Mecâlis-i Ahmediyye.
- Kitâbü’l-Hikem.
- el-Ahzâbu’r-Rufâîyye.
- es-Sırâtu’l-Müstakîm.
- er-Rivâye.
- et-Tarîk İlallâh.
- el-Akâidü’r-Rufâîyye.
- Şerhü Tenbîh.
- Tefsîrü Sûreti’l-Kadîr.
- Rahîku’l-Kevser.
- Bahçe Fi’l-Fıkh.

XIV- VEFATI VE TÜRBESİ:
Ahmed er-Rufâi Hazretleri, Hicrî (578), Miladî (23 Eylül 1182) tarihinde şiddetli bir ishal hastalığı sonunda vefat etmiştir. Vefatından önce; ’Beni dilenci keşkülü yerine koymayın, tekkemi bugün harem, öldükten sonra mezar etmeyin. Ben Hak Teâlâ’dan tek olarak yaşamayı diledim. O beni toplum içinde yaşattı. Öldükten sonra belki o muradıma erişirim. Toprak üstünde her ne varsa eninde sonunda yine toprak olacaktır.’ Bu sözü ile keramet buyurmuşlardır. Türbe-i saadetleri yanında kimse yoktur. Kırın ortasında tenha bir yerde Bağdat’ın güneyinde Vâsıt yakınlarında bulunmaktadır.

XV- BAZI SÖZLERİ:
- Salih mümin Allah’ın hükmüne uyan, Rasûlü’ne tabi olandır.
- Gerçek saadet Hakk’ın rızasıyla olur.
- Bilgisizlik ölümdür.
- Her bilgi beraberinde bir vebal getirir. Vebalden kurtulmak ise bilgiyle amelle olur.
- Dünyaya, kadına, paraya, kullara kul olan helak olur.
- Nasihat etmek ve almak için şartlar: İhlâs, nasihati kabul ve onunla amel etme.
- Fakirlerden bir fakirim.
- Her işinde Allah’tan kork, zulümden sakın, dünyadan nasibin, gölgelenecek kadar yer ve yiyecek kadar yemektir.
- Sultanların yenilmeyen orduları adalettir. Akıllılarla beraber ol. Bekçilerin iyi yaptığın şeyler, hallerin ise etrafındakilerdir.
- Kızdığın zaman affa sarıl. Afta hata telafi edilir. Cezada hatanın telafisi yoktur.
- Kulun içinde bir kötülük olduğu müddetçe sofi olamaz.
- Tarikatın bidatsiz bir din, tembelliksiz amel, fesat karıştırmayan niyet (ihlâs), yalanı bulunmayan istikamet, riyanın karışmadığı yaşanılan durumdur.
- Züht, Hakk’a yönelenlerin attıkları ilk adımdır. Esası ise takvadır.
- Allah’a güzel niyetle muamelede bulunun. O’ndan, dururken de hareket ederken de sakının.
- Allah’a amelsiz yakınlık talebinde bulunmak muhaldir.
- Aşırılıklardan sakının, bu tarikatın sükûnlarını sünneti ihya ile bidat öldürmekle bina kılın.
- Raks ceset için değil ruh içindir.
- Adam iç ve dış uyumu tam sağlarsa ekmel kişi odur.
- Zaman ve kalplerinize sahip çıkın. Varlıkların en değerlisi zaman ve kalptir. Zamanı ihmal ve kalbi körelttiğinizde sizde birçok fayda yok olur.
- Bilesiniz ki günahlar kalbi kör eder.
- Allah’ı anmakta gafil olmayın, çünkü zikir vasl (yaklaşma) mıknatısıdır, kurbiyyet (yakınlık) bağıdır.
- Veli, kesinlikle dinini anlama konusunda cahil olmaz.
- Sünnet-i Nebevîyye ortadayken dalâlet olmaz.
- Keramet ve onu göstermekle senin üzerine korkuyorum.
- Keramet bize nispetle bir değer değildir. Keramet ikram sahibine göre değerlidir. (İzhar etmekten kaçınılması gerekmektedir.)
- Bir şey istersen Allah’tan iste. Kim kurbiyyet iddiasında ise ve Allah korkusundaki bir artıştan söz etmiyorsa o kişi aldanmıştır.
- Kim nefsinin geçici olduğunu bilirse Allah’ın bekası hakkında bilgisi artar.
- Üzerine düşmeyen bir fiil ve söz ile meşgul olmaktan sakın.
- Hakk’ın murakabesi, evkat’ın (zamanın) gözetilmesi ile olur.
- Tarikat şeriattır, şeriat ise tarikattır. Aralarındaki fark lafızdır.
- Sofinin fakihi inkârı, kendi nefsinden söylemesinden dolayıdır, şeriatın dilinden değildir.

XVI- SONUÇ:
Ehlisünnet çizgisinde ve onlara ters düşmeyen bir tarikattır Rufâîyye yolu.
Ahmed er-Rufâî Hazretleri, çok farklı özelliklere sahipti. Peygamber Efendimize çok yakın idi. O’na her şeyi ile tutkundu. Cenâb-ı Hak, yaradılışında onu Peygamberiyle kader birliği içinde yaratmış, bir takım hikmetlerle O’nun isminin müsemması kılmıştır. Dünyaya gelmeden annesi ve dayısı Mansur el-Bataîhi’ye rüyalarında isminin Ahmed olması müjdelenmiş ve emredilmiştir. Küçük yaşta Peygamber Efendimiz gibi yetim kalmıştır. Nesli kız evlatları ile devam etmiş, erkek evladını küçük yaşta kaybetmiştir. Hayatında kendisine hakaret edilmiş, eziyet görmüş, o ise Peygamber Efendimiz gibi sabırla, dua ile mukabelede bulunmuş, hasımlarına karşı tevazu göstermiştir.
Cenâb-ı Hak, büyüklerimizin himmet ve teveccühlerini üzerimize daim kılsın. Onlar gibi Allah ve Rasûlü’ne itaat yolunda hırsımızı artırsın inşallah. Âmin…


(Endnotes)
1 el-Feth, 48/10.
2 Turan Atik, Rufailik Tarikatı Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2007.
3 Ahmed er-Rufâi, İstanbul Matba-i Âmire, 1340.
4 Burhan, şüpheye yer bırakmayacak kadar kesin ve özel delil demektir. (Bkz. Yusuf, 12/24)
5 Harika kelimesinin çoğuludur. Acib ve garip olan hadise, insanda hayret ve hayranlık uyandıran şey veya şeyler anlamına gelen bir kelimedir.
6 H. Kamil Yılmaz, age., s.260.
7 Mustafa Kara, Tasavvuf Tarikatlar Tarihi, s.297.
8 H. Kamil Yılmaz, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, s.260.
9 Ayrıca bkz., Osman Türer, Tasavvuf Tarihi, s.187.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.