Özlenen Rehber Dergisi

19.Sayı

Havf

Yakup YÜKSEL Özlenen Rehber Dergisi 19. Sayı
Havf: Havf, korku anlamına gelir. Allah’tan, gazabından veya azabından korkmak demektir. Allah Teâlâ’nın azameti karşısında kalbin harekete geçmesi, titremesi ve ıstırap duymasıdır. Havftan, bazen cehennem korkusu da anlaşılır. Fakat daha çok, gelecekte elde edilmesi umulan iyi bir şeyden veya başa gelmesinden endişe edilen kötü bir şeyden ileri gelen korkudur.

Tasavvuf ıstılahında ise havf, ya cehennem ve oradaki azaptan veya Allah’ın gazabından ya da Allah’ın kendisinden olur. Eğer korku, Allah korkusu olursa o zaman buna ’Havfullah veya Haşyetulah’ denilir. Allah’ın zâtından korkmak, aşığın maşukunu üzmesinden ve rahatsız etmesinden korkması gibi bir korkudur. Âriflerin korkusu böyledir. Avam halk ise Allah bizi cezalandırır, cehenneme gireriz veya cennete giremeyiz diye korkarlar. Allah Teâlâ tarafından kula verilen bu korku, Allah’ın halkı ibadete ve iyi işlere sevk etmek için kullandığı bir kamçıdır, denilmiştir.(1) Ebû Hafs: ’Havf, Allah’ın kamçısıdır. Onunla kapısından kaçan serkeşleri yola getirir.’(2) der.

Allah Teâlâ: ’Korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet edenler.’(3) buyurmuştur. Rasûlullah (s.a.v.) de: ’Süt, çıktığı memeye girmediği gibi, Allah korkusundan ağlayan kimse cehenneme girmez. Allah yolunda cihat edenlerin tozu ile insanın burun deliklerine dolan cehennem dumanı asla bir arada bulunmaz.’(4), ’Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.’ buyurmaktadır.(5)

Havf, istikbalde husûle gelecek olan bir husustan başka bir şey değildir. Hâlde mevcut olan bir şeyle korkunun ilgisi bulunmaz. Allah Teâlâ’dan olan korku; kulun, Allah beni ya dünyada veya âhirette cezalandıracak, diye korkması şeklinde olur. Zaten Hakk Teâlâ, kulların kendisinden korkmalarını farz kılmış ve ’Eğer îman sahibi iseniz benden korkunuz.’(6), ’Sadece benden korkunuz.’(7) buyurmuştur.

Havf, marifetin sonucudur. Zühd, sabır ve tevbe havftan kaynaklanır. Zühd ve tevbe insanda sıdk ve ihlâs duygularını inşa ederek zikir ve tefekküre yöneltir. Zikir ve tefekküre devam etmek ise sâliki muhabbete hazırlar.

Avamın sahih bir marifetten kaynaklanmayan Allah’ın azap ve cezasından korkmak anlamındaki havfı ile kişiyi ümitsizliğe sevk edecek aşırı korku makbul sayılmamıştır. Hz. Âişe (r.anhâ), Rasûlullah Efendimize: ’Yâ Rasûlallah! ’O kimseler ki yaptıklarını yaparlar ve kalplerinde de korku vardır.’(8) âyeti ile içki içen, zina ve hırsızlık yapan kimseler mi kastedilmiştir?’ diye sormuş; Hz. Peygamber (s.a.v.) de: ’Hayır! Bu âyetle oruç tutan, namaz kılan, sadaka ve zekat veren, fakat buna rağmen acaba bu amellerimiz kabul edilecek mi? diye korkan kimseler kastedilmiştir.’(9) buyurmuştur.

Övülen ve beğenilen havf, kulu günaha düşmekten sakındıran, itaate teşvik eden havftır. Ebu Hafs: ’Kalbin meşalesi havftır. Kalpte bulunan hayır ve şer bu meşale ile görülür.’ derken, Ebû Süleyman Dârânî: ’Allah korkusu bir kalbi terk ederse o kalp derhal harap olur.’ demiştir. Ebu’l-Kâsım Hakim ise: ’Bir şeyden korkan ondan kaçar. Aziz ve Celil olan Allah’tan korkan ise O’na kaçar (O’na sığınır, iltica eder.)’(10) diyerek Allah korkusunun diğer bütün korkulardan -ki bu korkular ’âdi korku’ diye tabir edilir- farklı olması gerektiğini vurgulamıştır.

Mutasavvıflar, çoğunlukla Hakk’ın fazl ve ihsanından ümit var olarak yapılan ibadeti, azabından korkarak yapılan ibadetten üstün görürler. Çünkü ümit var olmak sevgiye daha yakındır.(11) Bazen de korku ve emniyeti havf için beraber kullanırlar. Ahmet b. Seyit Hamdeveyh: ’Korkan, bütün yaratıkların kendisinden korktuğu kimsedir. (Allah korkusunun verdiği heybet başkalarını korkutur.)’ derken, Ebû Abdullah b. Cellâ da: ’Korkan, bütün mahlukatın kendisinden emin olduğu kimsedir.’(12) der.

Allah korkusu bütün korkuların üzerindedir ve diğer korkuları izale eder. Gerçekten Allah’tan korkan bir kula diğer korkular zarar vermez. Zira ’Ateş, ateşin hararetini hisseden kimseyi yakar. Bir kimse ki ateş olmuştur, o zaman ateş ona zarar vermez.’ denilmiştir. Nitekim Ruveym: ’Korkan, Allah’tan başkasından korkmaz.’ demiştir. Bunun mânâsı şudur: O, Allah’tan nefsi için değil, sırf Allah’ın azameti için korkar. Nefis için korkmak, akıbet (cehennem) korkusudur.(13)

Korku ve Korkaklık:
Korkan (hâif) ile korkak birbirinden farklıdır. Korkak, daha çok yapacağı bir işte Allah Teâlâ dışında başka bir şeyden çekinen iken; korkan, yapacağı davranış ile Allah’ın rızasını kazanamamaktan tedirginlik duyan demektir. Öyleyse kul, Allah’tan başkasından da korkar. Fakat Allah Teâlâ’dan ümitli olursa, Hakk Teâlâ onu korktuğundan emin kılar.(Sehl Tüsterî)(14). Korkulan şey hem dünya için veya hem de âhiret için olsa durum aynıdır. Zaten dinde korkaklığın yeri de yoktur. Özellikle burada hemen şunu hatırlatmakta fayda vardır: Allah’ın emirleri ve Rasûl’ünün sünnetlerini yaşamakta korkmak ve başkalarından utanmak yoktur.(15)

Kaynakça:
1. ULUDAĞ Süleyman, Havf maddesi.
2. Kuşeyrî, Risâle, trc. ULUDAĞ Süleyman, s.264.

3. Es-Secde 32/16.
4. Tirmizî, Zühd 8 ; Nesâî, Cihad 8.
5. Buhârî, Îman 3 ; Müslim, Küsûf 1.
6. Âl-i İmrân 3/175.
7. En-Nahl 16/51.
8. El-Mü’minûn 23/60.
9. Müslim, Zühd 20 ; Müsned, c.II, s.159.
10. Kuşeyrî, a.g.e., s.264.
11. YILMAZ Hasan Kamil, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, s.221-222.
12. Kuşeyrî, a.g.e., s.264.
13. Kelâbâzî, Ta’arruf, trc. Uludağ Süleyman, s.147.
14. Kelâbâzî, a.g.e., s.148.
15. Abdullah Fârukî el-Müceddidî sohbetlerinden...
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.