Özlenen Rehber Dergisi

162.Sayı

İslam'da Kadının Çalışması ve Okuması

Murat GELEGEN Özlenen Rehber Dergisi 162. Sayı
Bismillâhirrahmânirrahîm
Rabbimize hamd ve Habibine salâtu selâmlar olsun…
Muhterem kardeşlerimiz! Söze şu açıklama ile başlamak uygun olacaktır; içerisinde yaşadığımız âlemin, içindekileri ile beraber zerresinden küresine yaratıcısı Rabbimiz Teâlâ’dır. Dolayısı ile yegâne güç ve kudret, saltanat ve hâkimiyet, irade ve hüküm Rabbimizindir. O halde en başta bilmemiz gereken, emreden ve hüküm veren belli iken biz kulların emir verilen ve boyun eğen durumunda olduğumuzdur. Çünkü o zaman terazi tam olacak ve tartılan şeyler de o zaman hata vermeyecektir.
Bu girişten sonra konumuza başlayacak olursak: Rabbimiz iki cins olarak yarattığı kullardan hiç birini diğerine üstün tutmamış, her birisini kendisine kul olabilecek namzette halk etmiş, cinslerden iki tarafa da emir ve yasaklarıyla beraber bir takım görevler yüklemiş, sonra da bu dünyada imtihana tabi tutmuştur.
Bu hususta öncelikle şunu belirtmemizde fayda var, özellikle hürriyet akımıyla beraber yaklaşık yüz yıldır hükmü bilinen ama ’bir yol bulmak için!’ tartışılan bu konuyu doğru anlamak gerekmektedir. Konuyu sadece ’kadının çalışması’ veya ’kadının okuması’ gibi hiçbir içsellik ve içerik zenginliği taşımayan kelimelerle sormak ve tartışmak, tamamen insanların aklı ile alay etmek gibi bir şeydir. Zira İslam’da, eşyada asıl olan mubahlıktır ve İslam’da hükümler direk mevzu üzerinden, daha açık bir tabir ile ’kadınların çalışması veya okuması’ üzerinden değil, onun getireceği sonuçlar, onunla beraber Rabbimizin emirlerini yerine getirebilme imkânı ve Rabbimizin haram kıldığı emirleri ihlal edip etmeme durumlarına göre verilir. Yani insan için çizilen bir sınır vardır. Bu sınırları aşıp aşmama hususu önemlidir. Yalnız burada şu hususu da göz önünde bulundurmalıyız; bu sınırları her kulun kendi aklına veya yorumuna göre değil, Allah ve Rasûlü ’nün emir ve yasaklarına göre anlaması ve yaşaması gerekir. Tabi ki bunun için de konuyla ilgili emir ve yasaklara ilk önce tarafsız ve yorumsuz olarak vakıf olmak, sonra da yoruma ihtiyaç varsa evvela âlimlerin konuyla ilgili yorumlarına bakmak, sonra da ona göre hareket etmek gerekir.
O halde biz de bu konuyu daha iyi anlaşılması bakımından sorulu başlıklar halinde ele alalım ve cevaplara göre sonuca kendimiz varalım.

1- Kadınlara Haram Olan Şeyler Nerelerdir?
Allah Teâlâ koyduğu emirlerle kadınları gayet koruma altına almış ve açıkça da sınırlarını belirtmiştir. Bunun sebebini birçok âlim; kadınların bedenen (yaratılış bakımından) erkeklerden daha zayıf olarak halk edilmesi, zürriyetin kadın vasıtası ile çoğaldığı için tertemiz nesillerin yetişmesini murat etmesi olarak izah etmişlerdir. Bu hükümlerdeki gaye de budur. Yani insanın olduğu yerde, şeytan ve nefis vardır. Şeytan ve nefsin olduğu yerde ise İslamiyet engelleyici tedbirler almıştır. Engelleyici tedbirlerde de mühim olan tedbirin bir sıkıntı olmadan önce olmasıdır, yoksa bir iş olduktan sonra kuralların bir anlamı kalmaz. Bu bağlamda öncelikle kadınlara haram olan hususları belirten birkaç ayet ve hadisi sıralayalım:
a- İslam şeriatına göre kadınlar, erkeklerin bulunduğu ortamda onlarla karışık bir şekilde çalışamaz. Erkeklerle beraber okula gidemez. Erkeklerin bulunduğu sinema ve tiyatroya gidemez. Düğünlerde, törenlerde, eğlencelerde bulunamaz. Erkeklerin bulundukları ortamlarda olmaları yasaktır. Kur’ân’da evlenmeleri ebediyen haram sayılanlar dışında kadınların akrabalarla dahi aynı ortamda mahremleri bulunmadan olması yasaktır. Fakat bu kadının hiçbir zaman evinden çıkmayacağı anlamına gelmez. Çıkması gereken ihtiyaç durumlarında tesettür ve mahremiyet şartlarını yerine getirmek suretiyle ihtiyacını görebilir. Emirler çerçevesinde vasıtalara binebilir. Zaten aşağıda bahsedeceğimiz ayetler bu tür zaruri durumlarda dışarıda iken nasıl hareket edileceğini Rabbimiz bize anlatıyor.1 Bu yazımızda anlatmak istediğimiz ise erkeklerle bir arada olunan iş ortamı, okul ortamı ve buna benzer kadın erkek karışık olduğu sosyal ortamların durumudur. Buna dair ayetlerde Rabbimiz:
- ’…Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.’2
- ’Evlerinizde (vakarla) oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.’3
Önceki ve sonraki âlimler ve muhakkikler bu ayetten, Müslüman kadının evinde oturup zaruret haricinde dışarı çıkmamaları gerektiği ve onların yabancı erkeklerle ihtilatının (karışmanın) haram olduğu hükmünü çıkarmışlardır. Bu konuda tefsir âlimleri;
İbn-i Cerîr et-Taberî: ’Ayetin manası; vakar ve sükûnetle evlerinde otursunlar demektir.’
İbn-i Kesîr; ’Yani evlerinde oturmaya devam etsinler, zaruret haricinde çıkmasınlar.’
Kadı Ebubekir İbnu’l-Arabî; ’Evlerinde sükûn ile otursunlar, oradan başka yere hareket edip çıkmasınlar demektir.’
Suyûtî, İbn-i Ebî Hâtim’den naklederek; ’Allah (c.c.), kadınları dışarı çıkmaktan yasaklıyor ve onların evlerinde karar kılmalarını, cenaze takibi için, mescitler ve Cuma için çıkmamalarını emrediyor.’
Şevkanî; ’Ayette kastedilen, kadınların evlerinde oturmaları ve istikrar etmelerinin emredilmesidir.’
Ebubekir el-Cassâs; ’Kadınlar evlerinde oturmakla emrolunmuşlar, çıkmaktan yasaklanmışlardır.’
Alûsi; ’Bütün kıraatler gösteriyor ki, peygamber hanımları ve diğer kadınlar evlerinde oturmakla emrolunmuşlardır.’
Ebu’s-Suûd, Begavî, Zemahşerî ve Nesefî de; ’Evlerinde sebat etsinler, vakarla oturmaya devam etsinler’ demişlerdir.
- ’Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır…’4
Konuyla ilgili hadislere geçmeden önce konunun bütünlüğü açısından ayetleri açıklamak gerekirse; yukarıdaki ve benzeri birçok ayette belirtilen emirlere göre Allah Teâlâ, Efendimiz (s.a.v.)’e, mümin erkek ve kadınlara haramlara dikkat etmelerini ve gözlerini dahi haramlardan sakınmalarını tebliğ etmesini emretmiştir. Bu emirleri verirken de bunların kendileri için daha temiz olduğunu beyan eder. Bu ayetler ışığında anlıyoruz ki haramdan korunmak için en önemli şart haramlara giden yollardan korunmak gerektiğidir. Bu bağlamda sadece ’çalışma’ veya ’okuma’ ile sınırlı olmayarak, mümin bir bayan sosyal alanlarda; iş yerlerinde, okullarda erkeklerde karışık bir şekilde bulunduğu zaman muhakkak ki ayette geçen ’gözlerini sakınsınlar’ emri çiğnenecektir.
Erkeklerle kadınların herhangi bir ortamda herhangi bir vesile ile bir arada bulunmaları, gözlerin sakındırılmasına, avret yerlerinin korunmasına ve nefislerin temiz kalmasına mani olmaktadır. Şu halde kadın, erkeklerle bir arada bulunursa ve onlarla beraber çalışırsa, buluğ çağını aşmış bir şekilde erkek öğrencilerle aynı ortamda eğitim görürlerse uzun zaman zarfında gözlerini sakınmaları mümkün değildir. Aynı şekilde avretlerini korumaları ve ziynetlerini göstermemeleri de mümkün değildir. Rabbimiz Teâlâ ayette Peygamber hanımlarına erkeklerle bir şekilde muhatap olurlarsa seslerini yumuşatmamalarını emreder. Burada kasıt Efendimiz hakkında sorulan sorularda vb. çok kısa süreli muhatap olma durumlarındadır. Nitekim bir sonraki ayette bir perde ile olmasını Rabbimiz tavsiye etmektedir. Bu emirler Peygamber hanımları nezdinde ümmetin tüm hanımları içindir. Bu yüzden kadınların erkeklere yumuşak konuşmalarının dahi erkekleri tamaha düşürdüğü için haram kılındığını da görürüz.
b- Konu ile ilgili birkaç hadisi zikredelim:
- ’Kadın avrettir. Ve muhakkak ki o (evinden dışarı) çıktığı zaman şeytan (onu ve onun vasıtasıyla erkekleri yoldan çıkarmak için) ona bakar (veya erkeklerin nazarında onu süslü gösterir.) Ve muhakkak ki onun Allah’ın rızasına en yakın olduğu yer evinin içidir.’5
Tıybî; ’Hemen anlaşılan odur ki; kadın evinde olduğu müddetçe, şeytan, insanlara vesvese vererek tamaha düşüremez. Evinden çıktığında ise, hem tamah eder, hem ona tamah edilir. Zira şeytanın en önemli tuzak kapısı kadınlardır.’
Münzirî der ki; ’Şeytan bakışları kadına çevirtir ve vesvese verir. Çünkü evinden çıkmakla kendisine musallat olunmasına sebep olmuştur.’6
- ’Birinizin karısı mescide (namaz kılmak için gitmek ve evinden çıkmak üzere) izin istediğinde ona mani olmasın.’7
Âişe (r.anhâ) şöyle diyor: ’Mü’min ka­dınlar Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber sabah namazında çarşaflarına (örtülerine) sarınmış (başlarını ve yüzlerini örtmüş) oldukları halde hazır bulunurlardı. Sonra namazı bitirdikleri zaman evlerine dö­nerlerdi de (ortalık henüz) karanlık (olduğun)dan dolayı on­ları hiç kimse tanımazdı.’8
Buna göre Peygamber­imiz hayatta iken kadınlar camiye devam etmişler, erkeklerin arkasında namaz kılmışlardır. Fakat Peygamberimizin vefatından bir müddet sonra, kadın­ların giyim kuşamda aşırı gitmeleri sebebiyle, Sahabeler hanım­larını mescitlere göndermemişlerdir. Öyle ki, hanımların giyim kuşamlarında gösterdikleri aşırılıkları Hz. Âişe validemiz duyunca: ’Rasûlullah (s.a.v.) kadınların ihdas ettikleri (dışarı çıkarken süslenme gibi) şeylere yetişmiş olaydı, İsrailoğulları kadınlarının dışarıya çıkmaktan (veya mesci­de gitmekten) men olundukları gibi mutlaka onları men ederdi.’9
Hatta bu sözden sonra bazı âlimlerin ekseriyeti ka­dınların camiye gitmelerinin mekruh olduğunu dahi söylemişlerdir.10 Dikkat edilecek olursa bahsi geçen yerler herhangi bir yer değil camiler, mescitlerdir. Ayrıca cümlede geçen (İsrailoğullarının kadınlarının yasaklandığı gibi) bölümü, bazı İslam düşmanlarının dinimizi aşağılamak için ’İslam kadınları ikinci plana atıyor’ gibi iftiralarına bir cevaptır. Bu cümle, kadınların üzerine bu tür sınırların sadece İslam’da değil diğer dinlerde de olduğunu gözler önüne sermekte ve bunu tefekkür etmemize bizi sevk etmektedir.
- Hamza b. Ebî Useyd el-Ensarî’nin babasından rivayet ettiğine göre kendisi, (bir defasında) Rasûlullah (s.a.v.)’i mescidin dışında konu­şurken işitti. Erkekler yolda kadınlarla karışmıştı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) kadınlara (hitaben): ’(Erkeklerden) geri durun. Sizin yolun ortasın­dan yürüme (hakkı)nız yoktur. Size düşen yolun kenarı(ndan yürümeniz)dir.’ buyurdu. Bunun üzerine kadın(lar, neredeyse) duvara yapışarak (yürür oldular). Öyle oldu ki duvara sürtünme(lerin)den dolayı el­bise(ler)i duvara takılırdı.11
Birçok hadis-i şeriften seçtiğimiz bu hadislere baktığımız zaman yoruma bile gerek kalmadan dinimizin bu hususta bizden neyi istediğini kolaylıkla anlarız. Allah (c.c.) ve Rasûlü’nün, iki cinsten yarattığı insanların arasında düzeni korumak ve arada fitneye yer vermemek için bu sınırlamaları getirdiğini görüyoruz. Bu hususu daha da açıklayıcı olması bakımından şu şekilde ele alalım:
Yapılan araştırmalara göre 1900’lü yıllara kadar İslam ülkelerinde kadına şiddet oranı yaklaşık olarak yüzde 4’lerde idi. Günümüzde ise kadına şiddet oranı ülkemizde yüzde 12’dir ve bunun yüzde 70’e yakını erkekler tarafından iş yerlerinde şiddete maruz kalan kadınlardır. Buna rağmen Türkiye kadına şiddet hususunda en son sırada. Çünkü güya bize medeniyeti öğreten ve maalesef bazen de Müslümanlar olarak peşlerine takılıp gittiğimiz Avrupa’da kadına şiddet oranı ortalama olarak yüzde 35’tir. Bu genel ortalamadır. Bunun içerisinde özele girersek mesela; İngiltere’de bu oran yüzde 44, Hollanda’da yüzde 46, Fransa’da yüzde 44, Almanya’da yüzde 37’dir.12 Yani insanoğlu, bir şeyleri kendisi halletmeye çalışınca, belli kanunları özgürlük diye koyunca görüyoruz ki dünya daha güzel bir yere değil daha yaşanmaz bir hale geliyor.
Burada hemen Kur’an’da geçen şu kıssaya da bir göz atalım: Bilindiği üzere Musa (a.s.) Mısır’dan kaçtığı zaman Medyen’e kadar gelmiş ve orada bir kavim bulunca oraya oturmuştu. Ayetlere göre Musa (a.s.) orada bulunan bir suyun başına gitti. İnsanlar hayvanlarını suluyorlardı. Bu arada gözü arka taraflarda bekleyen iki kadına takıldı. Bunlar, suyun başı erkeklerle dolu ve kalabalık olduğu için yaklaşamıyorlar, hatta hayvanlarını zapt etmeye çalışıyorlardı. Hz. Musa, dertlerinin ne olduğunu, neden geride durduklarını sordu. Kadınlar bu iş için babalarının yaşlı olduğunu, dolayısı ile hayvanlarını sulayabilmek için çobanların çekilmesini beklediklerini söylediler.13 Son dönemde yaşamış büyük müfessir Muhammed Mütevellî Şa’râvî (rh.a.)’ye, bayanların erkeklerle karışık ortamlarda çalışma ve eğitim alması gibi hususlarda soru sorulur ve bu konuda Müslümanların sürekli haram dedikleri için de Batı tarafından eleştirildikleri söylenir. Buna karşılık Şa’râvî, Kasas suresinde geçen bu kıssayı anlatır ve bu durumun ülkelerle ilgili bir konu değil, Allah’ın bütün dinlere indirdiği ortak bir emir olduğunu hatırlatarak: ’Ayette de anlaşıldığı üzere zaruret olmadan bir bayanın evinden çıkması Allah’ın yasakladığı bir konudur. Kaldı ki kadın ve erkeğin iç içe olduğu ortamları da bu bağlamda konuşmaya bile gerek yoktur. Bu tür uygulamalar, Allah’ın emirlerinin yeryüzünde geçerli olmadığını savunan felsefecilerin, dinleri ve Allah’ın uygulamalarını ortadan kaldırmaya çalışan müsteşriklerin ve akılcıların, 150 yıldır ülkeleri hâkimiyetleri altına alarak yaymaya çalıştıkları bir konudur. Dikkat edin...’ der. Bu görüşün kimin görüşü olduğu sorulunca da: ’Bu görüş kimsenin değil Allah ve Rasûlü’nün emridir.’ diyerek soru soranı uyarır.14
O halde sormadan edemeyiz. Yahudilikte, Hıristiyanlık’ta ve İslam’da olan bir emir nasıl olur da çağımıza uymuyor denilip kaldırılır? Nasıl olur da insanlık tarihi boyunca muhafaza edilmiş bir emir, yorum yapılarak değiştirilir ve tam tersi bir manaya büründürülür? Hangi ilim buna yetebilir? Hâlbuki ’Allah ve Rasûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.’15 ayeti mucibince davranmak ve bu varda olmaktır. Unutulmamalıdır ki ’kul’ olmak yorumlayıp bozmakla değil itaat etmekle olur.

2- Sahabe Hanımlar Çalışırlar mıydı?
Öncelikle yukarıda uzunca bahsettiğimiz ortam ve şartlar sağlandığı takdirde bayanların da her türlü imkândan yararlanma hakları vardır. Fakat maalesef zamanımızda bu şartlar olmadığı ve de mümin bayanların evlerinden çıkarken uyması gereken; dikkat çekmemek için süslenmemek, koku sürmemek vb. şartlara uymadıkları halde ortaya atılan çok yanlış ve veballi bir iddia vardır. O da Hz. Hatice (r.anhâ)’nın da çalışıp erkeklerle muhatap olduğu iddiasıdır. Bu iddiada bulunanlar, Tâhira (tertemiz) lakaplı Peygamber hanımına büyük bir iftira atmakta ve hasımlarını direk Allah Rasûlü durumuna getirmektedirler. Cahilce haramlarına ortak ettikleri mübarek annemiz kullanılarak ortaya atılan bu iddiaya biz değil de bir müsteşrikin verdiği cevabı aynen yazsak daha güzel olur herhalde:
’Günümüzde İslam ülkelerinde kadınlar evden çıktıkları gibi, ayrıca çalışan kadınlar da vardır. Tesettür kıyafeti giymekle Müslümanlığının devam ettiğini düşünen kadınlar vardır. Eşi tesettür giydiğinde, Müslümanlığının devam ettiğini zanneden erkekler de vardır. Tesettürü yapan, kendini örttüğünü düşünen Müslüman’ım deyip çalışıyor, gezmeye eğlenmeye gidiyor. Oysa böyle davranmakla Kur’ân’nın hükümlerine aykırı hareket etmiş olduğunun farkında bile değiller. Ben Müslüman’ım diye söyleyenlerin Peygamberi örnek alması zorunludur ve Muhammed’in eşleri nasıl yaşamışsa o örneğe uygun olarak eşlerini yaşamaya zorlamak Müslüman erkekler için zorunludur, Kur’ân’ın hükmü budur. Ha bir de Muhammed’in eşi Hatice gerçeği var. Çünkü bunu yaparken kendilerine Hatice’yi örnek gösterirler. İnsanın aklına gelmiyor değil. Ya Muhammed’in hadisleri ve getirdiğini iddia ettiği bütün ayetleri yanlış, ya da Muhammed eşine torpil geçmiştir…’
İşte şimdi herhalde ’hasımlarını direk Allah Rasûlü durumuna getirmektedirler’ cümlesi daha da iyi anlaşılmıştır.

3- Kadınlara Her Şey Haram mıdır?
Burada şu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmamız lazım; bu emirler kadının tamamen evine kapanıp dışarıdan tamamen soyutlanacak gün ışığı görmeyecek anlamında değildir. Zaten böyle bir emri yerine getirecek kuvvet insanda yoktur. İslam’ın helal ve yasaklarına genel baktığımız zaman helal sınırlarının geniş olduğunu, haram kılınan şeylerin ise çok az olduğunu görürüz. Fakat kişi sınırları dar da olsa haramların içinde olunca her tarafı yasak, her attığı adımın haram olduğunu iddia ederek kolayına gelen şekilde yaşamaya başlar.
Hâlbuki helal çerçeve içerisinde gezebilir, ilim öğrenebilir, sosyal faaliyetlerde bulunabilir. Düşünürsek eğer, helal sınırlarında yapabileceğimiz çok şeyin olduğunu ve hatta bize yeteceğin de fazlasının olduğunu görürüz.

4- Ne Yapılmalıdır? Bayanlar İlim Öğrenmezse Cahil Bir Millet mi Oluruz?
’…Böyle bir şey zaten yanlıştır. 1300 yıldır bu hükümlerle (şer’î hükümler) dünyaya hükmeden İslamiyet son 100 yıldır bu tür temelsiz düşüncelerle itibarsızlaştırıldı. Hem de Müslümanların eli ile. Hatırlayın son yüzyılımızdaki bu tür düşüncelere Sahabeler ’cahiliye dönemi’ demiştir…’ (Zâhid el-Kevserî) Müslümanlar olarak tabi ki oturmayacağız. Eğer böyle bir ihtiyaç var ise gerekli mercilere başvurulabilir. İmzalar toplanıp bayanlara özel müesseseler tahsis edilmesi için STK’lar aracılığı ile yapılanabiliriz.
Burada önemli olan iki hususu bilmeliyiz:
Birincisi; haram yoldan, helal elde edilmez.
İkincisi; ’Kadının İslam’da bir temel fonksiyonu var; o da çocuklarını, gelecek nesli yetiştirmektir. Ailenin önemini Batı yeni fark etti. Yeni gelişmeler araştırmalar gösteriyor ki çocuğun öğrendiği, hafızasına, ruhuna nakşettiği en kalıcı bilgiler 0-6 yaş arası aldığı bilgilerdir. Bu yaşta tüm bilgileri kim veriyor çocuğa? Anne mi veriyor, sabah 8 akşam 8 çalışan, akşam posası çıkmış halde eve gelen baba mı veriyor? Hayır! İslam’ın kadınlar hakkındaki hükümleri, bize dolaylı olarak kadını bu görevinden uzaklaştırmayın diyor.
Kadın çalışma hayatına girerse onun nesil yetiştirme görevini kim yapar, ’kreşler’. Ama bu yaşta verilenler anne sütü gibidir. Annenin verdiği bilgiyi, şefkati başka kim verir. Anne şefkatinden mahrum kalmış çocukların ileride bunalımlı, problemli insanlar olarak toplumun başına ne büyük sıkıntılar açtığını modern zamanlarda fazlasıyla tecrübe ediyoruz değil mi? İslam bize diyor ki geleceğinizi tehlikeye atmayın, kadının yeri evinin içidir, çoluk–çocuğun terbiyesidir, ahlakıdır. Toplumun geleceğinin inşasıdır yani.
Kadının yeri evidir, evi mahremdir. Kadının kıldığı en üstün/faziletli namaz evinin en gizli yerinde kıldığı namazdır. Efendimiz (s.a.v) böyle buyurmuş. Biz son dönemde ne yapıyoruz? Erkekle eşitleme adı altında kadını asli misyonundan uzaklaştıran modernizmin ekmeğine yağ sürerek kadının ’dışarıdaki’ hayatını pekiştirme anlamına gelecek şekilde kadınlara özgü camiler açmayı planlıyoruz!..’16
Son olarak tekrar değinmek gerekirse, zaruretler, eve bakma yükümlülüğü gibi çeşitli musibetlerden dolayı geçim yükü bayanın üzerinde olduğu durumlar bütün bunların dışındadır ve şartlara bağlı kalmak kaydıyla zaruretten dolayı izin verilmiştir. Kadın zaruret gereği olarak evinden çıktığında şu şartları gözetmesi vaciptir;
1- Velisinden (yani bekâr ise babasından, evli ise kocasından) izin alması
2- Güzel koku sürünmemesi, süsten sakınması, şer’î tesettüre bürünmesi ve vakarlı olması
3- Yabancı erkekler ile yalnız kalmaması, kadın erkek karışık ortamlarda onlarla bir arada bulunmaması
4- Ev dışındaki işini en kısa zamanda bitirip derhal evine dönmesi
5- Mesleğinin ağır işler olmaması.
En doğrusunu Âlemlerin Rabbi, Zât-ı Zü’l-Celâl olan Allah Teâlâ bilir…


(Endnotes)
1 el-Fıkh Ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa, c. III, s. 125.
2 en-Nûr, 24/31.
3 el-Ahzâb, 33/33.
4 el-Ahzâb, 33/32.
5 İbn-i Hibbân, Sahîh Bi-Tertîbi Belbân, Müessesetu’r-Risâle, Beyrut 1993, Kitâbu’l-Hazri Ve’l-İbâha, h.no:5599, c. XII, s. 413.
6 Bkz., Tuhvezu’l-Ahvezî.
7 Buhârî, Nikâh, 116.
8 Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât, 27.
9 Buhârî, Ezân, 163.
10 Bkz., Mecmau’l-Enhur, c. I, s. 109; Raddü’l-Muhtâr, c. I, s. 380.
11 Ebû Dâvûd, Edeb, 183.
12 TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Yasama Uzmanı Gökalp İzmir, ’Kadına Yönelik Şiddet ve Dünya Gerçeği’ başlıklı bir raporu 2016.
13 Bkz., el-Kasas, 28/23.
14 Muhammet Mütevellî Şa’râvî, Sohbetler, 1996.
15 el-Ahzâb, 33/36.
16 Ebu Bekir Sifil, Söyleşiler.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

Henüz hiç kimse yorum yazmadı.