Özlenen Rehber Dergisi

162.Sayı

Aile (müesseseler Tarihi-3)

Abdunnasir KIMIŞOĞLU Özlenen Rehber Dergisi 162. Sayı
A. Ailenin Anlam, Mahiyet ve Önemi
Ailenin Anlamı
Aile kavramının tanımını ’efradını câmi, ağyarını mani’ olacak derecede ifade etmek, anlatılmak isteneni sağlıklı derece sunmak demektir. Bu yüzden ’anne-baba ve çocuklardan meydana gelen topluluk’ diye ifade etmekten ziyade: kan, süt ve nikâh gibi bağlar neticesiyle temelini anne-babanın oluşturduğu ve dede, nine, torun, kardeş, amca ve halanın da içerisinden sayıldığı cemiyetimizin en küçük topluluğuna aile denilmektedir. Tanım, çeşitli bilim dallarınca farklı farklı isimlendirilebilir. Mesela hukuka, sosyolojiye, felsefeye … göre farklı tanımlanmış olabilir. Bu, esnek bir manaya sahip olmasından gelmektedir.

Ailenin Mahiyeti ve Önemi
Aileden maksat, cemiyet hayatımızın ve nesebin sağlığını muhafaza etmektir. Bu cümleyi biraz daha açacak olursak aile; nikâh gibi bir akitle kişilerin nesebini belirli kıldığı gibi, aile fertlerini de aile gibi bir eğitim yuvasında eğittikten sonra cemiyete kazandırmaktadır. Aile müessesesinde evlenen kişi nasıl ki nikâhla dinini kemale erdiriyor, günah kapılarını kapayıp sevap kapılarından nasiplenmeye başlıyor ve fert olmaktan çıkıp cemiyet hayatının bir parçası olma durumuna geliyorsa işte bu, toplumumuzun sağlığı açısından ehemmiyetli bir müessesedir. Bu müessese hem cemiyetimizin hem de nesillerin nesebi açısından disiplini sağlayan en kaliteli ve en sağlıklı bir konuma sahiptir.
Aile kurumunun en temel görevi, neslin çoğalmasına vesile olmak ve neslin en iyi derecede yetiştirilip İslamî terbiyeyle eğitilmesine imkân sağlamasıdır. Ehemmiyetle üzerinde durulan aile hayatının muhatabı erkek ve kadın; ’Onlar (kadınlarınız) sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbise durumundasınız.’1 ayetiyle de açıklandığı gibi birbirlerini tamamlayıcıdırlar. İşte bu eksikliği nikâh akdi tamamlayacaktır. Böyle bir tamamlanmayla kişiler ancak: ’Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.’2 buyuran Rabb-i Rahman’a gerçek manada kulluk edebilirler. Zaten gönderiliş amacımız da ’kulluk’ gayesinden başka bir şey değildir.

B. Aile Efradının Hakları ve Sorumlulukları
Yüce dinimiz İslam, ’cemiyet hayatımızın sağlığı aileden başlar’ ruh ve şuuru bağlamında aile müessesesinde ’ödev-görev-hizmet’ eksenli sorumluluk dağılımı tesis etmiştir. Bu sorumluluk dağılımının amacı aile yuvasının huzur, afiyet ve esenlikle dolu dolu olması içindir. Bütün bu kaide ve kurallar, aile müessesenin işlevini toplum sağlığı açısından artırmaktadır. Huzur ve refahın sağlanmasında hem fertleri hem de toplumu başıboş bırakmayıp sorumlu varlık olmasını vazetmektedir.
Bu sorumluluklar, kadının aileye, erkeğin aileye, anne-babanın çocuklara ve çocukların anne-babaya karşı olması şeklinde sınıflandırılabilir:
a) Eşlerin birbirlerine karşı sorumlulukları
Nikâhla başlayan bu sorumluluklar karşılıklı olarak hak, hukuk ve saygı eksenlidir. Kadın da erkek de konumlarını bilip ona göre duruş sergilemelidir. Her ikisi de ailelerine karşı saygı ve ihtiramda kusur etmemelidir. Kadın evinin düzenleyicisi, erkek muhafızıdır. Kadın geçimli ve sevgili olacağı gibi erkek de merhametli ve saygılı olacaktır. Sevgide, hüzünde, darlık ve bollukta beraberce omuz omuza mücadele edeceklerdir.
b) Eşlerin çocuklara karşı sorumlulukları
Evvela çocuğun cennet nimeti olduğunun şuurunda olunmalıdır. Bu yüzden anne-baba, çocuklarının Rabb-i Rahman’a en güzel şekilde kul olabilmesini sağlamalıdırlar. Bu da güzel isimle adlandırarak, hakkı hak bilip batılı da batıl bilecek derecede iyi terbiye ederek, evlatlar arasında adaletle muamele ederek ve vakti zamanı gelince en güzel şekilde evliliklerini mümkün olabilir.
c) Çocukların anne-babaya karşı sorumlulukları
’Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ’öf’ bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: ’Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.’ Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.’3
Bu ayet-i kerimeler evladın anne-babasına karşı sorumluluğunu en güzel şekilde ifade etmektedir. Ayrıca çocuklar: ’Ey Rabbimiz kıyamet günü, beni, anne-babamı ve bütün müminleri mağfiret eyle.’4 diyerek de anne-babaya dua etmelidirler. Özellikle saygılı ve merhametli davranmaları yanında varsa vasiyetlerini yerine getirmek ve eş dost yakınlarına da izzeti ikramda kusur etmemelidirler. Ziyaretlerinde bulunmalıdırlar.
d) Kadının aileye karşı sorumluluğu
Evli olsun bekâr olsun bir kadının en önemli hatta ilk sorumluluğu iffet ve namusunu korumasıdır. Bir kadın kendisini, erkeğini ve çocuklarını haramlardan muhafaza edecektir. Özellikle tesettürüne dikkat etmelidir. Evdeki işler yanında çocukların eğitilmesinde de yine en çok kadın pay sahibidir. Aile içerisinde disiplini sağlama adına oluşturulan idari hiyerarşide söz hakkı erkeğindir. İşte buna kadın riayet etmeli ve erkeğine karşı saygısızlık etmemelidir. İsraftan uzak, kanaatli olmalıdır. Ve şunu da unutmamalıyız ki medeniyet hayatımız içerisinde kadın hanesi içerisinde dişiliğiyle, cemiyet içerisinde de kişiliğiyle yer edinmiştir.
e) Erkeğin aileye karşı sorumluluğu
Aile hiyerarşisinde söz hakkı erkeğindir. Erkek evin bütün ihtiyaçlarını karşılamada mesul olan kişidir. Ayrıca evin ve ev hanesinin muhafazasında da sorumludur. Hanımına ve çocuklarına merhamet etmeli, şefkat göstermeli, saygılı ve sevgili olmalı, dertlerini ve sıkıntılarını dinlemeli, yediğinden yedirmeli, içtiğinden içirmeli, giydiğinden giydirmeli, fena söz söylememeli, ithamlarda bulunmamalı ve neticede hakkı hak göstermeli-öğretmeli, batılı batıl olarak belletip men etmelidir. Evde hâkim olan erkek, hanesini keyfine göre değil İslamiyet’in çizmiş olduğu kaide kurallar dairesinde yönetmekle mükelleftir. Keyfilik söz konusu değil İslamî hükümler düsturdur.
Erkek zihnini, fikrini, hissini ve bedenini zinadan, riyadan, yalandan ve hıyanetten muhafaza etmelidir. Çünkü erkek babadır, eştir, önder ve liderdir. Neticede fert ve cemiyet sahasında örnek teşkil eden bir şahsiyettir. Bu yüzden ailesine ve içerisinde bulunduğu cemiyette duru bir zihne, sağlıklı bedene ve şuurlu bir fikriyata sahip olmalıdır.

C. Cennet Kokusu: Evlat
Hikmet ve sebepler dünyasında evlilik akdinin birçok özelliği ve güzelliği vardır. Evlilikle aile müessesesinin temeli atılmış sayılmakla birlikte kişi dinini de kemale erdirmiş olmaktadır. Maddi, manevi, beşeri ve ahlaki birçok ihtiyacın karşılanmasını sağlayan aile kurumu bu saydıklarımızın yanında bir de neslin devamını sağlamakla mükelleftir. Aslında aileden veya nikâhtan en önemli maksat neslin devamıdır desek yanlış söylemiş sayılmayız. Çünkü gaye hem neslin devamını sağlamak hem de makâsıd-ı şerîadan olan nesebi muhafaza etmektir.
Bütün bu nedenleri genel manada değerlendirdiğimiz zaman İslamiyet’in evliliği teşvik etmesindeki bin bir hikmet kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. En önemlisi ’ben sizin çokluğunuzla övünürüm’5 buyuran hazret-i Peygamber efendimizin bu sözüyle işaret ettiği nokta ümmetin sayıca büyüyüp güçlenmesidir.
Anne-babası için cennet kokusu ve ilahi bir nimet olan evlat; haneye huzur, mutluluk, neşe ve bereket katmaktadır. Ailenin devamını sağlamakla birlikte Müslüman’ca yetiştirilen bir çocuk anne-babasının öldükten sonra da sevap hanesinin kapanmamasına vesiledir. Çocuk için yapılan her türlü harcamanın sadaka sayıldığı bir dinin mensupları olarak bizler, çocuğun neden cennet nimeti olduğunu anlamış bulunmaktayız.
Şayet çocuklarımızı güzel ahlak ve iyi terbiye ile yetiştiremezsek işte o zaman, cennet vesilesi olmaktan çok cehennem sebebine dönüşebilmektedir. Çünkü bir çocuğun ilk eğitim yeri ailesi ve evidir. İlk eğitmenleri de anne-babasıdır. İşte bu yüzden anne-babanın çocuğuna en büyük iyiliği onu en güzel şekilde yetiştirip manevi ve ahlaki güzelliklerle donatmasıdır. ’Mallarınız ve evlatlarınız sizler için birer imtihandır’6 buyuran kitabımız Kur’an-ı Kerim ayetini, Peygamber efendimiz: ’Hepiniz çobansınız ve her biriniz tebaasından sorumludur.’7 şeklinde açıklamaktadır.
Dünyaya gelen çocuğun sağ kulağına ezan okunur, sol kulağına da kamet getirilir. Bunun manası ilk olarak bilinçaltına Kelime-i Tevhit ve Kelime-i Şehadet olan kelamın yerleştirilmesi hassasiyetidir. Devamında ise yaşına göre iman, ibadet ve ahlak şuuruyla inanç ve değerler eğitimiyle yetiştirilmeye çalışılır. Aslında çocuklar duyduklarından çok gördüklerini beyinlerine işlerler. Bu yüzden anne-babanın misal teşkil etmesi daha ehemmiyetlidir. İman, ibadet ve ahlak düzeninin hâkim olduğu donanımlı ailelerde yetişen çocuğun hem kendisini hem ailesini hem de kucağında yaşadığı cemiyet ortamını bereketlendirmesi, sağlam temeller üzerine devamlılık sağlaması ve İslamî düzen ile hayat bulacağı bir yaşam sunması kaçınılmazdır.
Hiçbir anne-baba istemez ki çocuğu hastalansın veya zarar görsün. Sıhhatlerini bozacak her türlü zararlardan korumak için gösterilen hassasiyet kadar ilmi, fikri ve zihni bulanıklığa düşmemeleri ve yeltenmemeleri kadar da hassas olunmalıdır. Ahlak ve edepten yoksun her türlü davranıştan beri eylenmelidir.

D. İlk Eğitim Yuvası Olarak Aile
Evler ihmal edilmemelidir. İhmal edilen evler yuva olmaktan çıkıp otel odası olma yolunda hızla ilerlemektedir. Bu kötü bir gidişattır. Hem ibadetten hem de ailevi yönden ihmal edilen evlerimiz birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Özellikle çocuklar açısından tam bir boşluk ve buhran halini almaktadır. Bir şekilde buna dur denilmelidir.
Evler, aile efradını ve nesillerimizi öğütmekten çok eğiten bir kurum haline getirilmelidir. Nasıl mı öğütür? İslamî ruh ve şuurdan bihaber olan evler yuva değil barınak haline gelir. İşte bu barınak halinde dört duvar bir tavan içerisi renkten, zevkten, sanat ve estetikten mahrum betonarme yapıları cemiyet hayatımızın sağlığını aileden başlayarak tahrif ve tahrip etmektedir. İnsanımızı günlük meşgaleler içerisinde ses soluğunu kesip eğitmekten çok adeta öğütmektedir. Velhasıl eğitime evlerden başlamak lazımdır.
’Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.’8 buyuran Rabbimiz değişime kendimizden başlamamızı işaret etmektedir. Değişimden maksat İslami bir hüviyete bürünmeden başka bir şey değildir. Bu hüviyeti kazanma da aileden başlayıp cemiyete doğru genişlemektedir. Çünkü ev; laboratuardır, okuldur, medresedir, kaledir, merkezdir, mescit ve cephedir. Bu yüzdendir ki kişiyi ve nesilleri en güzel şekilde eğiten, donatan, şekillendiren ve İslamî hüviyet kazandıran en önemli müessesedir.
Aile, kişiyi cemiyet hayatının kucağına atmazdan evvel onu, saygı, sevgi, şefkat, merhamet sahibi, fedakâr, gayretli, sabırlı, şuurlu, haysiyet ve şahsiyetli olarak yetiştirip toplumumuza kazandırmalıdır. Aile bunu başarabilmelidir. Hamurunda ham madde olarak sevgiyi kullanan aile, cemiyetin sağlığında suç oranını da azami derecede azaltmış olacaktır. Baba ocağında milli, manevi, ahlaki ve İslamî değerlerin mana aleminde yetiştirilen nesiller İslam toplumunun bir ferdi olarak şuurlu bir toplumun oluşmasında öncü olacaklardır.
Aile içerisinde ’değer’ kıymeti bilmeyen eğitimsiz nesillerin büyütülmesi; sokağın, şehrin, iş yerlerinin, kurumların ve neticede ülkenin başına tehdit olmaktan başka bir şey değildir. Toplumumuzun sağlığını kirleten ve bulandıran bu eğitimsizler güruhu, her zaman ve mekânda ur olmaktan ileri gidememiştir. İşte bu yüzden hem ailenin hem cemiyetin hem de medeniyetimizin sağlığı için eğitim ve bu eğitimin de ailede başlaması elzemdir.
Başta da değindiğimiz gibi aile bir laboratuardır. Kişi mesuliyeti, emaneti, riayeti, disiplini, paylaşmayı, saygıyı, sevgiyi, muhabbeti, fedakârlığı, merhameti, sabrı, acı ve tatlıyı baba ocağında tecrübe ederek öğrenir. İşte bu yüzden aile yuva ve ilk eğitim kurumudur. Anne en sevilen öğretmeni, baba müdürüdür bu eğitim kurumunun. Ama genel manada hepsi de birer öğrenci ve talebedir.
Çocuk değer yargılarını ailede öğrenmekle birlikte zamanla aileden almış olduğu terbiye doğrultusunda bu bilgisini ziyadeleştirebilmelidir. Vatan, bayrak, ezan, tarih, dil ve medeniyet gibi değerlerinin kutsallığını bilip ona göre bir yaşam mefkûresi etrafında görev ve hizmetini ifa edebilmelidir.
Doğumla başlayan eğitimin mezara kadar devam eden uzunca bir menzili vardır. Bu menzil içerisinde anne-baba İslam fıtratı üzere dünyaya gelen çocuğuna gerekli İslamî bilgiyi vermeli ve çocuğunu yabancı din ve ideolojilerin kıskacına meylettirmemelidir. Bu konuda ilgi ve alaka görmeyen çocukların kendi dünyalarında TV, medya, sanal âlem ve zararlı çevresel etkenlerden oluşturmuş olduğu bir ortam, onları öğütücü dişlileri arasında acımasız ve merhametsizce öğütüp yok etmektedir. Tam da bu noktada üzerine vurgu yapacağımız mesele çocukların zihni açlığını önemsemeyip gönüllerinin hastalanmasına da göz yumup zehirlenmelerine ses çıkarmayan ilgisiz ve şuursuz ailelerin azımsanmayacak kadar fazla olmasıdır.
Neticede çocuklarımıza iyi muamele yapmakla birlikte onların anlayabileceği sade ve duru bir dille değerler eğitiminin verilmesi gerekmektedir. İnancımızın öğretilmesi kadar ibadet şuuruyla da yetiştirmek ailevi bir ödevdir. Ahlaki eğitim ise aslında en önemlisidir. Bilgi öğrenmekten evvel yapılması gereken ahlaki terbiye eğitiminin tamamlanmasıdır.
Çocuk eğitimi, korkutucu ve ürkütücü olmaktan ziyade tedricen, sevgi ve ikna yöntemleriyle yapılmalıdır. Çünkü çocuğun İslami değerlerin ruh kaynağında yetişmesi ve bu şuur dâhilinde vakit harcanması anne-baba için sadaka olmakla birlikte çocuk için de en verimli metottur.
’Hiç bir baba, çocuğ(un)a güzel bir terbiyeden daha üstün bir hediye bağışlamamıştır.’9 buyuran sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aslında çocuğun ahlaklı, terbiyeli ve saygılı olmasını işaret etmektedir. Diğer mevzuular ise zamanla kazanılabilir ama ahlak çocukluktan kazanılması ve alışılması gereken bir meziyettir. Çocuklar anne-babasına ilahi bir emanettir. Bu emanete en güzel şekilde sahip olmak ve emanete ihanet etmemek anne-babanın mahşer günü mesul olacakları ilk konulardan birisidir şüphesiz. Çünkü çocuk demek nesil, nesil demek cemiyet ve cemiyet demek ümmet demektir. Ümmeti muhafaza ve müdafaa etmek de her Müslüman’ın ödevi, görevi ve hizmetidir.

E. Tahrip ve Tahrif Edilen Ocak: Baba Ocağı
Evlerimizin her bir cephesine savaş açılarak işgal edilmektedir. Bu işgal girişiminin ne kadar farkındayız bilmiyorum ama hiç olmadığı kadar saldırı altındayız. Değerlerimiz bir bir yok edilirken aile içerisindeki saygı ve terbiye kuralları da azar azar tedavülden kalkıyor gibi. Asırlardır yaşatılan örf, anane, gelenek ve göreneklerimiz bir bir yaşamını yitirmektedir. Tamamen kalkmış değil ama sahip oldukları ruh ve temsil ettikleri mana günden güne kan kaybetmektedir.
Böyle vahim bir duruma sebep olan ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel etkenler göz ardı edilmemelidir. Fakat aileler, böyle bir tehlikenin ne kadar farkındalar işte burası asıl meseledir. Belki atom bombaları evlerimize atılmıyor ama bu bombanın verdiği tahrif ve tahrip kadar, şekil değiştirmiş kültürel kitle imha silahları bizleri darmaduman etme niyetindedir.
Kültürel emperyalizmin işgali altındayız efendiler! Bunu anlamak ve anlatmak için canhıraş bir haykırışla illa da ortalığı velveleye mi vermek lazım? Düzelecek ve işe yarayacaksa neden olmasın. ’Ben buna adayım’ diyebilecek olanlar evvela baba ocağının emektarları olan anne-babalar olmalıdır. Neslimizi ve cemiyetimizi bu şekilde muhafaza ve müdafaa edebiliriz.
Kıbleler değişiyor efendiler! İşgal altındaki evlerimiz sinsi oyunlar neticesinde değerlerini kaybederken, kaybedilen bu değerlerin yerine materyalizmin değer yargıları yerleştirilmektedir. Bizleri ruh planından alıp maddeci ideolojilere nefer eylemek isteyen şerli güçlerin ne kadar farkındayız? Camimiz mabet, evlerimiz mekteptir bizlerin. Ama bu mektebin eğitmenleri eğitiyor mu yaksa öğütüyor mu? Değerlerimizin ruh ve manasıyla yoğrulan nesiller, elbette ki eğitimli olarak her türlü zarar ve zehre karşı panzehir görevi üstlenecektirler.
Bu ocak bizim baba ocağına benzemiyor efendiler! Betonarme yapıların çoğaldığı ruh, sanat ve estetiğin kokusu olmayan bu kimliksiz yapılar bizim mimarimiz olamaz. Saygıdan ve mahremden bihaber olan bu siteler bizim baba ocağının sokakları olamaz. Sevgi saygı, merhamet ve yardımlaşmanın hüküm sürdüğü baba ocağının yerini, değerlerimizden mahrum bu tıynetsiz yığınlar alamaz beyler. Almamalı.
Baba ocağımız tahrif ve tahrip ediliyor efendiler! Bizi biz yapan üç ocak vardır. Bunlar ’baba, ilim ve peygamber’ ocağıdır. Bu aziz milleti yetiştiren ve her daim değerlerine ilmek ilmek bağlı olmasını sağlayan ocaklarımızdan ’baba ocağımız’ ölüm masasında can çekiştiriliyor. Bilgisayar başında kilometrelerce uzaktakilerle iletişim aksatılmamaya çalışılırken ev ahalisi ihmal edilmekte. Çoluk çocuğun ne işle meşgul olduğu pek umursanmamakta. Bağlar, ağlarla boğdurulmaya çalışılıyor. Görevin inceliğini düşünmeyip de bir bakıma her şeyin kolayına kaçan insanımız, görev şuurundan bihaber yaşamaktadır. Anne çocuklarıyla ilgilenmesin diye bin bir türlü TV programları ile vakitleri çalınmakta, baba iş yorgunluğu ve geçim derdiyle zamanını streslere kurban vermektedir. Haliyle çocuklar da anne-baba ilgisinden mahrum yaşamaktadırlar. Bunun neticesinde ise çocuklarımız kirli, sisli ve bulanık ellerde oyuncak olmaktadırlar. Hiçbir bedel ödemeden çocuğunun ilim öğrenmesini ve görev almasını uman anne-babalar, yapması gerekenleri başkalarından bekleyerek sorumluluklarından kaçmaya çalışmaktadırlar. Böyle bir şuursuzluk ve ilgisizlik neticesiyle olsa gerek çocukların suç oranında azımsanmayacak kadar bir artış söz konusu.
Netice itibariyle unutulmamalıdır ki hiçbir hoca veya eğitmen anne-babayı tutmaz. Çünkü çocuk falan filana değil anne-babaya emanettir. Bu emanetin ilim, irfan ve hikmet sahibi olmasıyla evvela aile ilgilenmelidir. Bunların akabinde diğer eğitmenler gelmelidir. Yoksa evladına anne-babası kadar acıyamaz ve merhamet edemez.
Boşanmaların ve şiddetin arttığı toplumsal yaşantımız içerisinde bu sıkıntının farkında olup bunun derdiyle dertlenmeliyiz. Cemiyet hayatımız bu ve buna benzer durumlar karşısında kanser hastası durumundadır. Çok iyi bir tedavi uygulanmazsa daha büyük acı ve ıstıraplar kaçınılmaz olacaktır. Daha da ilerisi ölümdür ki bu hiç de basite alınacak mevzuu değildir.
Kadınlarımız biz Müslümanların baş tacıdır. Rabb-i Rahman’ın rızasını kazanmaya vesiledirler. Fıtrat ve dini anlayışımız kadına çok güzel bir görev ve hizmet sunmuştur: ANNELİK. Anneler baba ocağının yapıcısı ve çatısıdır. Erkek bir evin direği ise bayan o evin çatısıdır. Nasıl ki direk olmasa o ev çöker, çatı olmasa o ev her türlü sıkıntıya maruz kalır.
Anneleri yıkmayalım, babaları kırmayalım ve evlatları da ihmal etmeyelim. Etmeyelim ki baba ocağının dumanı her daim tütsün. Ocak sönmesin. Sönen ocakların cemiyet hayatımızda nasıl da kapanmayan ve kanayan yaralar açtığına hemen hemen hepimiz şahit olmuşuzdur. İşte zaman bu yaraların sarılma zamanıdır. Neden olan etkenleri de ilmi, fikri ve İslamî açıklamalarla tedavi etme zamanıdır.

F. Nesep Emniyeti ve Cemiyetimizin Sağlığı
Nesep, kişinin anne-babası ve dede-ninesiyle aralarındaki bağı temsil eder. Bu bağ nikâh akdiyle muhafaza edilen bir bağdır. Nesep, anne-babası belli ve geçerli nikâh akdi neticesinde dünyaya gelen çocuğun hakkıdır. Hiç şüphesiz her çocuk sağlam nesep bağıyla dünyaya gelmeyi hak etmiştir. Bu cümledeki sağlamlıktan maksat nikâh akdi olan çiftlerden dünyaya gelen çocuğu ifade etmektir. Yoksa anne babası belli olduğu halde çiftlerin nikâhları yoksa bu, fıkıh kaynaklarımızda gayri meşru olarak geçmektedir. Bu yüzden nesebin korunması ve bilinmesi hem nesebin emniyeti hem de cemiyetimizin sağlığı açısından dinimizin özellikle muhafaza etmeyi amaçladığı konulardan birisidir. Bundan dolayıdır ki ’din, can, akıl, nesil, mal’ olan ’Mekâsıdü’ş-Şerîa’ maddeleri içerisinde ’zaruriyyat’ hiyerarşisinde yer almıştır.
Nesep; soy, sop, kavim ve aşiretle övünmek, böbürlenmek ve kibirlenmek gibi cahiliye adetleri için değil; nesillerin emniyeti, cemiyet hayatımızın sağlığı, akraba ilişkilerinin devamlılığı, hak ve hukukun adil olması içindir.
’Kendisi vasıtasıyla akrabalarınızla sıla (bağlantı) kuracağınız miktarınca neseplerinizden köğrenin. Zira sıla-i rahim (akrabalık bağını muhafaza etmek) ailede muhabbet, malda artış ve ecelin geciktirilme (ömrün uzama) vesilesidir.’10 buyuran sevgili Peygamber efendimiz (s.a.v.) nesebin önemine vurgu yapmıştır.
Nesebin emniyeti, hem çocuğun hak ve hukukunu gözetmek için hem de evlenme engeli, nafaka, velayet ve miras hukuku açısından oluşabilecek karışıklığı önleme adına alınmış bir tedbirdir. Yüce dinimiz İslam, nesepte karışıklık olmaması için birçok emredici ve yasaklayıcı hükümler belirlemiştir. Emredici hükümlerin başında ’nikâh akdi’ gelmektedir. Nesebi en sağlam şekilde muhafaza etme yöntemi nikâh akdidir. Bu yüzden cemiyet hayatımızın sağlığı için evlilik ve nikâh sıklıkla emir ve tavsiye edilmiştir. Yasaklanan ve yakınlaşılmaması hususunda şiddetle ikaz edilen zina ise nesebin baş düşmanıdır. Nesep için zina adeta öldürücü kuvvetli bir zehirdir. Zina fiili kadın ve erkek için haram, pişmanlık, utanç ve azaba sebep olurken bu ilişkiden dünyaya gelebilecek çocuk için de bir zulümdür.
Nesebin muhafazası için alınan bir diğer tedbir de ’süt emme’ meselesidir. Süt emme hadisesi, akrabalık hukuku doğuracağından dolayı dinimiz emzirmeyi yasaklamadığı gibi bazı özel durumlarda teşvik dahi etmiştir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken mevzuu emenin ve emzirenin bilinmesidir. ’Emenin nefsi emzirenin nesli’ gibi bir formülle anlaşılır kılınmış ve kayıtlara bu şekilde geçirilmesi emredilmiştir. Bu, Peygamber efendimizin (s.a.v.)’in: ’Nesepten (dolayı) haram olan, süt (emmek)ten dolayı da haram olur.’11 buyruğunun bir ifadesidir.
Özellikle nesebe tehdit olabilecek yeni uygulamalar tehlikesiyle zaman zaman karşılaşmaktayız. Bunlar; taşıyıcı anne, kiralık rahim, sperm ve yumurta bankaları, süt bankaları, biyolojik anne-baba, tek anne veya baba gibi batıl ve İslamî olmayan türlü projelerdir. Bu ve buna benzer uygulamalar nesli, mahremiyeti, insan onur ve şerefini, ruh ve beden sağlığını olumsuz derecede etkilediği ve hükümleri ihlal ettiği için kesinlikle doğru kabul edilmeyip cevaz dahi verilmemiştir.
Netice de İslam; neslin, nesebin ve ailenin zayıflamasına, zarar görmesine ve yıpratılmasına zarar verebilecek her türlü eylem ve etkeni yasaklamıştır. İnsan onur ve şerefini koruyarak ailenin ve cemiyetin sağlığını güvence altına almayı gaye edinmiştir. Onun amacı nesep emniyetini sağlamak, fıtrata aykırı davranmamak, ahlaki sorumluluğun farkına varmak ve nesillerin saygınlığını zedelememektir. Ailelerimizin, cemiyetimizin ve ümmetin geleceği olan nesillerimizi nesep emniyetiyle muhafaza altında tutmak her akl-ı selimin zaruriyyatıdır.

Netice
Şurası muhakkaktır ki hak ile batıl tamamen birbirinden ayrılmıştır. Hakkın olduğu yerde batıl yok olmaya mahkûmdur. Böyle bir değerlendirme neticesiyledir ki İslam aile kurumunu çok titiz bir şekilde değerlendirmiş ve belirli çerçevelerde muhafaza altına almıştır.
Evlerimiz veya hanelerimiz bizlerin hem mabedi hem de mektebidir. Aile için yapılan her bir meşru söz, fiil ve hareket ibadet sayılmıştır ve işte bu yüzden hanelerimiz kişinin mabedidir. Ve kültürel, ahlaki ve İslamî açıdan öğrendiğimiz ve eğitildiğimiz her bir konu için hanelerimiz de bizler için adeta birer mekteptir.
Babanın veya ailedeki erkeğin o hane yani aile için çalışması, onlara şefkat ve merhamet göstermesi sadaka iken; annenin veya o ailedeki bayanın itaati, sevgili ve kanaatkâr olması da büyük bir ibadettir.
Dünyaya getirilen ve İslamî kaideler doğrultusunda yetiştirilen bir çocuk ne kadar büyük bir ecir ve mükâfat kaynağıdır. Bu şekilde yetiştirilen bir veya birkaç çocuk, cenneti annenin ayaklarına serebilecekken babayı da mahşerde şereflendirecek ilahi bir nimettir. Nesebini, neslini, ailesini ve hanesini en güzel şekilde koruyup kollayan ve bütün bunların Rabb-i Rahman’ın bir emaneti olduğunun şuurunda olan anne-baba ne güzel bir aile misali teşkil etmiş bulunmaktadır. Rabb-i Rahman’ın ve Nebi (s.a.v.) efendimizin sevgisine mazhar olacak olan bu tür ailelerin ve hanelerin sayılarının artması duasındayız.
Cennet nimeti olan evlat, aileler için birer neşe kaynağı ve ahiret yurduna saadet vesilesidir. Evlat, anneyi mesut ederken babayı onurlandırmaktadır.
Özellikle emperyalizmin ve kapitalizmin kıskacına alınmaya çalışılarak yok edilmek istenen ve söndürülmeye çalışılan baba ocağı: şuurlu ailelerin, eğitimli nesillerin ve donanımlı fikirlerin muhafaza ve müdafaasıyla en asgari zararla varlığını sürdürebilecektir. Evet bizi biz yapan değerlerimizi ve bizi yetiştiren ocağımızı büyük tehlike ve tehditlerle yıkmak, yıldırmak ve yormak isteyenlere karşı sağlam bir duruş, duru bir fikir ve keskin bir şuurla cevap verebilecek güç, kudret ve kararlığındayız. Yeter ki asla yorulmayalım. Heyecanımızı kaybetmeyim.
Netice de ailemiz bizlerin dünyada dünyası, vatanda vatanıdır. Hem mabedimiz hem de mektebimizdir. Bu ruh ve şuura sahip olmak, hanelerimizi muhafaza ve müdafaa etmek isteyen Müslüman’ın ödevi, görevi ve hizmetidir. Unutmayalım ki aileler çökerse cemiyet, cemiyet çökerse ümmet çöker. Son söz olarak bizler şuurlu olursak bu ümmet çöktürülemeyecektir.

(Endnotes)
1 el-Bakara, 2/187.
2 ez-Zâriyât, 51/56.
3 el-İsrâ, 17/23-25.
4 İbrâhîm, 14/41.
5 Ebû Dâvûd, Nikâh, 4.
6 et-Teğâbun, 64/15.
7 Buhârî, Itk, 17.
8 er-Ra’d, 13/11.
9 Tirmizî, el-Birru Ve’s-Sıla, 33.
10 Tirmizî, el-Birru Ve’s-Sıla, 49.
11 Buhârî, Şehâdât, 7.
Bu içeriğe yorum yazabilirsiniz

1 kişi yorum yazdı.